Kalma avrupa

ORİJİNAL FLOOD

2020.11.14 22:34 goFKurseIf ORİJİNAL FLOOD

Atatürkü kötülemiyoruz sadece ona tapmıyoruz sizin gibi örümcek beyinliler atatürk atatürk chp diye başkanı kim olursa olsun onu tutucak kadar at gözlüsünüzde . Ve 146 tane insanın ölümüne bir YANLIŞ , HATA olarak normalleştiricek kadar insafsızsan o zaman bizim durumumuza iyi demen gerekirdi ama nerde o mantık o da yok.. kendi halkına ne yaptı diyorsun ne yapmadı ki sen o solcu başkanınızın olduğu 80 -90 yıllarında hastanelerin durumunu biliyor musun ? Yaşım bu duruma şaitlik etmeme engel olsa bile ben bunları araştırdım bazıları gibi amerikanın globalci emperyalist murdoch un kanalı foxtan yalan haberleri izlemedim sırayla neyse o zamanlarda hataneler bok götürüyormuş hastalar beklerken ölüyormuş . 1 lite benzin almak için saatlerce bekermiş millet . O müthiş solcu başkanın olduğu zaman şimdi sükretmeyi bilmezsiniz hastanelerimiz son teknoloji olmaya başladı hatırlatayım coronanın zirve zamanlarında ispanyada (sizin özenti olduğunuz avrupa ülkelerinden biri de diyebilirim ) orada corona kapmış hastalar toplu bi teneke odanın içinde kurma "yatak" larda öldüler .. burada elinizden gelen her şeyi yapmaya çalışıyorlar sorunun ne ?! Kilometrelerce yol yapıldı o damat on binlerce rüzgar değirmeni yaptı (tanesi 1,2 milyon değerinde sen hesapla) köprüler yapıldı şimdi sen diyeceksin ama paralı diye para sıçamadıklarına göre bizim vermemiz gerekiyor o kadarda. Ha beğenmiyorsan yine o 80 lerden kalma toprak yoldan gidebilirsin bu senin tercihin bir şey diyemem. Sen dedin ya bizi halettide diğer ülkelere geçti diye 1 o diğer ülke değil kan kardeşimiz , gardaşımız 2 zaten bizim ülkemize bomba yağmıyor ateşkes imzalanmasına rağmen . ( azerbaycandan bahsediyorum belki anlamamışsındır diye dedim ) insanlar ölüyordu . 2 hafta önceki videoları izlemeni tavsiye ederim tabi hala içinizde 1 gram merhamet kaldıysa .. dedin dolar euro 10 oldu damat sayesinde diye bi kere bu konunun onunla hiç alakası yok euronun doların yükselmesi erdoğanın diğer ülkelere senin solcu başkanların gibi boyun eğmediği için dikine gittiği için, gerekirse savaşmaya hazır olduğu için yükseldi ne yani gidip fransanın götünü öpelimde kendi hakkımız olan akdenizdeki mavi vatanımızı ona teslim edelim ve manda himayesi olalım dolar düşsün hani buna razıysan diyebileceğim bir şey yok ama buna razı olacacak kadar düşük olacağını HALA düşünmüyorum o yüzden haline şükret ve yine damattan bahsediyorum sayesinde edindiğimiz 100 yüz yerli savunma araçlarımız var dünyada sadece 3 tane ülkede olan SİHA ları yine o damat yaptı tabi bunları bilmezsin . Az önce yazdığın inönünün HATASI lafını hala sindiremedim bu yüzden tekrar dile getireceğim sen herkes hata yapar dedin o zaman 15 temmuzda vatanı için sokağa dökülüp şehit olanlara erdoğan yüzünden de demezsin diye düşünüyorum . Yanlış anlaşılmak istemem erdoğan o zaman da hata yapmadı vatanımız için sokaklara dökülmemizi istedi . Fark ettimde inönü orospu çocuğunun HATASINI örtmek için bize bok atmışsın atatürkü kötülediğimize dair . Böyle bir şey yok . Erdoğan da zaten 10000 kere atatürke olan saygısını dile getirdi . Tabi ben eski parti başkanını şantajla atıp kendiliğinden parti başkanı olup daha mersinin güneydoğuda sanan bir başkanın partisini tutan birisine daha fazla ne söyleyebilirim ki öyle değil mi ?
submitted by goFKurseIf to KGBTR [link] [comments]


2020.10.25 23:59 karanotlar VE TÜRK’ÜN GÜCÜ TEST EDİLDİ

Osmanlı’dan sonra kurulan yüzyıllık Türkiye’nin gücü nedir? Stratejisi, geleceği ve uygarlık seviyesi itibariyle pozisyonu nasıl görülüyor? Toplum devlet ilişkisi, toplum bilinci ve devlet kurgusu ne düzeydedir? Ve bu devletin gücünü test etmek mümkün mü?Kurgu ile gerçekleştirilen darbeden sonra devlet, aynen yüzyıl önceki gibi, kendini yeniden reorganize etti. Yek vücud olup sınır içinde ve dışında savunmadan çıkıp atak pozisyonuna geçti. Kemalistler, muhafazakar İslamcılar, milliyetçiler güç birliğine gitti. İktidarı ve muhalefetiyle toplumu da hazırlayıp ırkçılıkla donattılar. Ekonomik, siyasal, sosyal krizlerin hepsini bastırdılar. Provokasyonlarla karşı düşmanlar oluştururken, propaganda ve hamasi söylemlerle de safları ırkçı milliyetçi emellerle beslediler. Eş zamanlı olarak operasyonlara geçtiler. Kürt kentlerine tanklar ve toplarla saldırı başlattılar, ardından yerel yönetimleri gasp ettiler. Kürt siyasetçilerini, STK temsilcilerini o gün bügündür aralıksız tutukluyorlar. Aynı şekilde batı bölgelerinde sendikaları, STK yönetici ve üyelerini, Îslamcısından solcusuna, liberaline değin bir dizi tutuklamalara gittiler, sürgünlere sebep oldular. Akabinde Antep’te bir Kürt düğününde onlarca sivil insanın ölümüne yol açacak katliamı gerekçe yapıp Suriye’ye girdiler. Böylece belki ilk kez bu kadar açık biçimde saldırı girişiminde bulundular. Bab-Cerablus ardından Afrin, devamında Serêkaniyê ve Girê Spî işgaliyle toprak ele geçirme hevesini açıkça gösterdiler. Sonra Akdeniz’in fethi ve Libya’ya akın etme hayallerinin peşinden gidildi. Kürdistan’da ilk elde Xakurke, devamında Heftanin’de kalıcı olacak biçiminde saldırı girişiminde bulundular. Kerkük’te paramiliter güçleri organize ederek müdahil olma, Başika’da Sunni Arapları eğiterek Şengal ve Musul’u da çevreleme ve denetim alanına almaya çalışıyorlar. Askeri güç yanı sıra istihbarat eliyle ajanlaştırma, entrika, bağlı örgütler oluşturup güç olma derdindeler. Nihayetinde şimdi Karabağ’dalar. Kudüs, Kerkük ardından Karabağ’da da kronik kriz yaratmak için birçok güçle birlikte fitili yaktılar. Bu kentlerde dinsel, etnik, politik krizler hiçbir zaman çözüme kavuşmaz. Stratejik pozisyonları, zengin doğal kaynaklara yakınlıkları, etnik ve kültürel çoğulculuk birçok gücün müdahalesine, komplo ve entrikasına zemin olur. Kriz derinleştikçe müdahil ülkeler, çevre ülke ve bölgeler ister istemez etkilenir, krizden kaynaklı istikrarsızlık, bağımlılık, çatışma ve çözümsüzlükle baş başa kalır. Erdoğan, Akar, Fidan, Bahçeli, Başbuğ, Soylu’dan oluşan koalisyona Çiller, Ağar, Alan, Çakıcı gibi 90’ların karanlık döneminin sorumluları da açıktan destek veriyor. Halkı da belli ölçülerde etkilerine almış durumdalar. Peki ne yaptılar? Birkaç cephede birlikte çatışma yürüttüler, istihbarat veya taktiklerle kaos ve krizler çıkarıp farklı ülkeleri karşı karşıya getirdiler, sorunlara ortak ettiler; ABD-Rusya gibi büyük güçler arasındaki çatlaklardan yararlanmak için denge ve dengesizlikleri kullanarak çıkar sağlamaya çalıştılar. AB ile demokrasi uyum süreci ve ekonomik işbirliğini bir kenara bırakırken, mültecileri, radikal İslamcıların şiddetini bir araca dönüştürüp Avrupa’ya karşı şantaj, tehdit ve şiddete dönüştürdüler, para talep ettiler, uygulamalarına sessiz kalmalarını istediler. Kısmen başardılar da. Tekstil, turizm, inşaat ve tarıma dayalı ekonomiye bir miktar montaj ve silah sanayini eklediler. İçeride ve dışarıda çok insan öldürdüler. Çok kaos yarattılar. Çelişkileri ve uzlaşmazlıkları büyüttüler ve bundan da kahramanlık hikayeleri çıkardılar. Peki gerçekten öyle mi? Süreci bir test olarak kabul edip sonuçlarına baktığımızda TC Osmanlı’dan bir adım öteye gitmiş değil. Hala fetihçi mantıkla hareket ediyor. Hala bir türlü dikiş tutturamayan Türkçülüğü kurmaya çalışıyor ve bunun dışında kalanları asimilasyon, şiddet, sürgün ve katliamla eritme, yok etme ısrarını elden bırakmıyor. Kapitalist sistemin düsturu olan kalkınma, refah, demokrasi, pazar serbestiyeti, rekabet, sermayenin özgürlüğü konusunda dahil hala anlaşılır bir ilerleyiş yoktur. Ve bu yapı Libya’da diskalifiye edildi. Akdeniz’den adeta kovuldu. Suriye’de tüm saldırı, şantaj ve tehditlerine rağmen gerileme ve çekilme sürecine girdi. Arap dünyasından tecrit edildi. Ambargoya maruz kaldı. İlk kez ele geçirip kalma iddiasıyla oluşturduğu strateji çerçevesinde Xakurke ve Heftanin’de PKK sahasına girdi. Birkaç tepede de güçleri konumlandı. Ama bu adeta bir yenilginin habercisi gibi duruyor. Çünkü 10’larca yıldır büyük özlemini duydukları bazı alanları ele geçirerek, hatta sloganlaştırdıkları gibi Kandil’e bayrak dikseler dahi Özgürlük Hareketi’ni bitiremeyecekleri anlaşıldı. Bir musibet bin nasihattan hayırlıdır misaliyle görüldü ki, tepe ve toprak ele geçirmeyle hareketin ne askeri gücü kırılır, ne politik etkisi, ne de halk ile bağı koparılabilir. Aksine hakeketin daha da yayılması, hatta Türkiye içlerine dahi taşmasına fırsat verecek bir düşünsel, askeri ve politik zemine fırsat vermiştir. Şimdi Karabağ’da Azerileri kışkırtarak Ermenileri de katlederek yüzyıllık planını tamamlamanın hayalini kuruyor. Oysa Pers uygarlığıyla karşı karşıyadır. Oysa Kudüs, Kerkük gibi Karabağ da bir girdaptır ve uğraşan bütün güçleri yuttuğu, tükettiği gibi Türkiye’yi de çürütme, parçalama, izole etme sürecine sokmuştur. Gayet net anlaşılıyor ki, Türkiye Cumhuriyeti’nin durumu Osmanlı’nın bitişinin öncesindeki 10-15 yıla benzemektedir. Farklı coğrafyaların, siyasal düşüncelerin, radikal grupların, sorunlu devletlerin meselelerini de vakumlamış, içine çekmiştir. Örneğin radikal İslamcıların, etnik grupların, mültecilerin, sınırdaş ülkelerin, devrimci demokratik hareketlerin müdahalesine açık hale gelmiştir. Mevcut statüko artık tükeniş sürecindedir.
Ehmed Pelda http://www.yeniyasamgazetesi2.com/ve-turkun-gucu-test-edildi/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.10.13 18:02 Weird-Preference5375 Pandemiyle hayatımıza yeni bir kavram girdi: onerigo.com “Öksürenin Yalnızlığı”

Hayatlarımıza çok büyük fiziksel sınırlamalar getiren, “sosyal mesafe” gibi kavramları dilimize sokan onerigo Covid-19 virüsünden kaynaklanan koronavirüs pandemisi, korkularımız arasına bir yenisini daha ekledi; koronafobi... Koronavirüse yakalanmaktan, hasta olmaktan ya da belirsizlikten kaynaklanan süreçten çok olumsuz etkilenmeyi ve büyük korkular geliştirmeyi anlatan bu kelimenin hayatımızı zindana çevirmemesi için bazı noktalara dikkat etmemiz gerekiyor. Uzman Klinik Psikolog Deniz Keskin ayrıca yeni yeni hayatımıza giren “öksürenin yalnızlığı” tanımına da dikkat çekiyor.

  1. https://akustiksahneistanbul.com/
  2. https://www.metronomusic.com/
  3. https://onerigo.com/
  4. https://sargibezifabrikasi.com/
  5. http://www.kemence.com.t
  6. https://ucakkargo.co/
  7. https://www.arabacekme.com/
KORKU, ÇOK DOĞAL VE ANLAŞILIR BİR DUYGU
Koronafobinin hayatımıza etkilerini değerlendirmek için öncelikle bu korkuyu ve süreci adım adım tanımak gerekiyor. Pandemi döneminde, bulaşan bir hastalıktan korkmanın çok temel ve anlaşılır bir duygu olduğunun altını çizen Uzman Klinik Psikolog Deniz Keskin, şunları söylüyor:
"Hep birlikte, birkaç ay içinde, hayatlarımızda çok büyük bir değişimin içine girdik. Kimi zaman en yakınımızda ve her gün gazetede, televizyonda, sosyal medyada hastalığı, kaybı yaşar olduk. Tüm bunlar fazla hızlı gelişti ve bizi hazırlıksız yakaladı. Böylesi bir süreçte sarsılmak, çaresiz hissetmek, korkmak ve kaygı duymak beklenen ruhsal tepkiler."
PEKİ, KORONAFOBİ ASLINDA NEYİN KORKUSU?
Bu soruya verdiğimiz cevap, pandemi sürecinin bize etkisini anlamak için önemli. "Koronavirüsün tetiklediği korkular çeşitlidir ve hem kişiden kişiye hem de pandemi sürecine dair toplumsal değişimlere bağlı dönüşüp değişebilir" diyen Uzman Klinik Psikolog Deniz Keskin, en sık karşılaşılan koronafobi türlerini "evden dışarı çıkma, evde yalnız kalma, kalabalık, sevdiği birine zarar verme, yakını veya yabancı biri tarafından zarar görme" olarak sıralıyor. Bu süreçte Avrupa Astım ve Alerji Derneği'nin "Öksürenin yalnızlığı" diye bir bildiri yayınladığına değinen Deniz Keskin, buradan yola çıkarak "Artık öksüren biri, çevresindekilere 'Dün rüzgarda kaldım', 'Boğazıma bir şey takıldı', 'Benim polen alerjim var' gibi açıklamalar yapmaya başladı. İnsanlar, hastalıktan korktuğu kadar yalnızlaşmaktan, ötekileşmekten de korkuyor. Bu da ruh sağlığımızın ne denli sarsıldığını gösteriyor" diye anlatıyor.
submitted by Weird-Preference5375 to u/Weird-Preference5375 [link] [comments]


2020.08.12 03:02 karanotlar Büyük şirket iflaslarına hazırlık: Dev bankaları batık kredi telaşı sardı

Uluslararası bankaların yeni tip koronavirüs Covid-19 nedeniyle batık krediler için ayırdığı karşılıklar 2008 finansal krizi sonrası en yüksek düzeyine çıktı.
Citigroup verilerine göre, Avrupa bankaları 56 milyar euro, ABD bankaları 76 milyar dolar olmak üzere toplamda 139 milyar dolarlık batık kredi karşılığı ayrıldı.
Küresel sokağa çıkma kısıtlamaları ve seyahat engelleri sebebiyle iflasın eşiğinde olan milyonlarca şirket sebebiyle bankacılık sektörü 2008 finansal krizinden bu yana en derin mücadelesini veriyor. Hükümetler ve yasa yapıcılar sistemi destelemek, kredi akışı ile piyasalarda operasyonlarının devamlılığını sağlamak ve maaş teşvikleri ile haneleri ayakta tutmak için trilyonlarca dolar önlem paketleri açıkladı.
Euro Bölgesi’nde halihazırda negatif düzeyde olan faiz oranları da ABD’de sıfıra ve İngiltere’de yüzde 0,1’e indirilerek bankaların kredi marjları üzerindeki baskıyı artırdı.
Dünya gazetesinde yer alan habere göre, uzmanlar, hala 12 yıl önceki krizden toparlanmaya çalışan küçük ve zayıf şirketler için Covid-19’un ölümcül olabileceği uyarısını yapıyor. Büyük şirketler için ise borsa yatırımcılarının atağa geçtiği bir dönemde zayıf kârlar, yetersiz destekler ve temettülerin yok olduğu bir ortamda, bıçak sırtı bir hayatta kalma mücadelesinin gündemde olduğunu belirtiyorlar. Bu dönemde, Avrupa bankalarına kıyasla daha güçlü gelirler açıklayan ABD bankaları daha az zarar aldığı da ifade ediliyor.
Bu dönemde büyük kredi kayıpları en büyük endişe olarak öne çıktı. Covid-19 salgının altıncı ayında rakamlar zayıflamaya başladı. ABD’nin en büyük 15 bankası öngörülen batık krediler için toplamda 76 milyar dolar ayırırken, Avrupa bankalarında ise bu rakam 56 milyar euro oldu.
Citigroup verilerine göre söz konusu bankaların 139 milyar dolar değerindeki toplam kayıp kredi karşılıkları, 2009’un ikinci yarısında Bear Sterns ve Lehman Brothers gibi şirketlerin iflasına yol açan 2008 finansal krizindeki 189 milyar dolar düzeyinden sonraki ikinci en yüksek seviyede.
Daha fazla bankayı inceleyen Accenture danışmanları ise, batık kredilerin oluşturacağı kayıpların 2022 sonunda 880 milyar dolara ulaşabileceğini öngörüyor. Kayıp kredi karşılıkları finansal krizin bir sonucu olarak yeni küresel muhasebe kuralları sebebiyle artıyor.
JPMorgan ikinci çeyrek sonuçlarına göre, 998 milyar dolarlık toplam borç portföyünden 1,6 milyar dolar sildi.
Mortgage kredisi sağlayan İngiliz Lloyds da, geçen üç yılın ortalamasına oranla daha düşük seviyede kalsa da yıl başından bu yana 38,4 milyar sterlinlik küçük kredi portföyünden sadece 10,5 milyon sterlinlik borç sildiğini açıkladı.
Ancak, banka yöneticileri 440 milyar sterlinlik kredi portföyü içinde bu yıl sonundaki sorunlu kredi miktarının 5,7 milyar sterline ulaşabileceğini de vurguladı.
Toplamda 356 milyar Sterlin değerinde varlık yöneten Aviva Investors fon operasyon sorumlusu Jaime Ramos Martin, krizin sonunda doğacak olan kredi kayıplarını tahmin etmeye çalışmanın sonuç vermeyeceğini söyledi. Morgan Stanley, tarihinin en yüksek çeyrek gelirini açıklarken, sabit getirili işlem getirisinin yüzde 168 arttığını da açıkladı.
Avrupa bankaları net varlıklarının defter değerlerine oranı ortalama yüzde 48’i ile işlem görürken ABD’li bankalarda bu oran yüzde 89 düzeyinde. Yüzyıldan fazla tarihe sahip Barclays (17,4 milyar euro), Deutsche Bank (15,6 milyar euro) ve UniCredit’in (17,2 milyar euro) toplam değeri, 2011’de kurulan 72 milyar dolar değerindeki (61 milyar euro) video konferans şirketi Zoom’dan daha düşük.
Toplamda 1,5 trilyon euro bilançosu ve 2019’daki 3,2 milyar euroluk geliriyle Fransa merkezli Societe Generale’in hisse senedi fiyatı 2020’de yüzde 60 düştü. Şirketin 11 milyar euroya gerileyen değeri de, iş yeri mesajlaşma uygulaması Slack’in (14 milyar euro) altına indi.
Lloyds, Credit Suisse ve BNP Paribas’ın en büyük hissedarlarından ve toplamda 90 milyar dolarlık varlık yöneten Harris Associates Başkan Yardımcısı David Herro, ekonomilerin toparlanma yolunda olmasına ve sermaye ve nakit pozisyonlarının yeterince güçlü seyretmesine rağmen banka değerlerinin 2009’dan daha kötü bir durumda olduğuna dikkat çekti.
Euro Bölgesi’nin en büyük bankalarından Santander Yönetim Kurulu Başkanı Ana Botin, martta pandemi sebebiyle banka gelirlerinin yüzde 5 düşebileceğini öngörmüştü. Bu öngörüden dört ay sonra Santander kredi kayıpları için 7 milyar euro ayırdığını duyurdu ve İspanyol banka 163 yıllık tarihinde ilk kez çeyreklik zarar açıkladı.
Barclays ve HSBC, ikinci çeyrek net gelirleri de sırasıyla yüzde 91 ve 96 düştü. ABD’de 9,5 milyar dolar değerindeki batık kredi karşılığı ayıran Wells Fargo’da 2,4 milyar dolar zarar açıklarken Citi, Bank of America ve JPMorgan’ın kârı da yüzde 50’in üzerinde geriledi.
Gelirleri artırmak ve özellikle Avrupa’daki bankaların halihazırda anemik düzeydeki kârlarını korumak için maliyetleri daha fazla azaltması gerekiyor. HSBC ve Deutsche Bank, martta daha önce açıklanan işten çıkarmaların ertelendiğini açıklamıştı. Fakat iki aydan kısa bir süre sonra işten çıkarmalar devam etti.
https://ahvalnews-com.cdn.ampproject.org/c/s/ahvalnews.com/tekonomi/buyuk-sirket-iflaslarina-hazirlik-dev-bankalari-batik-kredi-telasi-sardi?amp
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.06.07 02:19 karanotlar Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı

Medeniyet: Bayraklar dikdörtgen, milli marşlar neredeyse aynı
https://preview.redd.it/03231g4bsd351.jpg?width=200&format=pjpg&auto=webp&s=fa03d3d71cf7ec53a8f54d5bacaebd8a060efb2c
Dünyada sadece tek bir medeniyet var
Mark Zuckerberg insanlığı çevrimiçi ortamda birleştirme hayalleri kurarken, son zamanlarda çevrimdışı diyarda cereyan eden olaylar “medeniyetler çatışması” tezinin ateşini körükledi. Pek çok âlim, siyasetçi ve sıradan vatandaş Suriye iç savaşı, IŞİD’in peydahlanması, Brexit’in yarattığı kargaşa ve Avrupa Birliği’nde yaşanan istikrarsızlık gibi konuların hepsinin “Batı Medeniyeti”yle “İslam Medeniyeti” arasındaki çatışmadan kaynaklandığına inanıyor. Batı’nın Müslüman milletlere demokrasi ve insan hakları getir-me girişimleri şiddetli bir İslami tepkiye yol açtı ve Müslüman göçü dalgası beraberinde gerçekleşen İslami terör saldırıları sonucu Avrupalı seçmenler çokkültürlülük hayallerini rafa kaldırıp yabancı düşmanı yerel kimliklere meyletmeye başladı.
Sözkonusu teze göre insanlık ezelden beri birbiriyle uzlaşması mümkün olmayan dünya görüşlerine sahip bireylerin oluşturduğu farklı medeniyetlere ayrılmıştı. Bu birbiriyle bağdaşmayan dünya görüşleri medeniyetlerarası çatışmayı kaçınılmaz kılıyordu. Nasıl ki tabiatta farklı türler doğal seçilimin acımasız yasaları doğrultusunda hayatta kalmaya çalışıyordu, medeniyetler de tarih boyunca defalarca çatışmış ve sadece en güçlü olanlar hayatta kaldığından olan biteni onlar aktarmıştı. Bu amansız hakikati göz ardı edenler, ister liberal siyasetçiler ister akılları beş karış havada mühendisler olsun, hatalarının ceremesini çekeceklerdi.’ “Medeniyetler çatışması” tezinin pek çok siyasi çıkarımı var. Tezin savunucuları “Batı”yla “Müslüman âlemi” birleştirmeye yönelik herhangi bir girişimin başarısızlığa mahkûm olduğunu ileri sürüyor. Müslüman ülkeler asla Batı’nın değerlerini benimsemeyecek, Batılı ülkeler de asla Müslüman azınlıkları özümsemeyi başaramayacak. Buna istinaden ABD, Suriye veya Irak’tan gelen göçmenleri kabul etmemeli ve Avrupa Birliği de çokkültürlü-lük yanılgısından kurtulup göğsünü gere gere Batı kimliğine bürünmelidir. Uzun vadede doğal seçilim sınavından sadece tek bir medeniyet geçecektirve Brüksel’deki bürokratlar Batı’yı İslam tehlikesinden korumayı reddediyorsa o vakit Birleşik Krallık, Danimarka ya da Fransa bu işin altından kendi başına kalkmalıdır.
Oldukça yaygın olsa da hatalı bir tezdir bu. Aşırı İslam ciddi bir tehlike arz ediyor olabilir ama tehdit ettiği “medeniyet”, Batı’ya özgü bir fenomen değil tüm dünya medeniyeti. IŞİD, İran’la ABD’yi ona karşı birlik olmaya boşuna itmedi. Ayrıca ortaçağdan kalma tüm fantezilerine rağmen, aşırı İslamcılar bile sırtlarını 7. yüzyıl Arabistan kültüründen ziyade çağdaş küresel kültüre dayıyor. Ortaçağ çiftçi ve tüccarlarının değil dışlanmış modern gençlerin korku ve umutlarına hitap ediyorlar. Pankaj Mishra ve Christopher de Bellaigue’un güçlü bir şekilde ortaya koyduğu üzere, radikal İslamcılar Hz. Muhammed kadar Marx ve Foucault’dan da etkilenmiş, Emevi ve Abbasi halifeleri kadar 19. yüzyıl Avrupalı anarşistlerinin de mirasını devralmışlardır. Dolayısıyla IŞİD’i dahi gökten inmiş esrarengiz bir ağacın meyvesi gibi değil de hepimizin paylaştığı küresel kültürden türemiş kötü bir tohum şeklinde düşünmek daha doğru olur.
Daha da önemlisi “medeniyetler çatışması” tezine dayanak olarak tarihle biyoloji arasında kurulan alegori yanlış. Küçük kabilelerden devasa medeniyetlere kadar her tür insan topluluğu hayvan türlerinden esas itibarıyla farklıdır ve tarihsel çatışmalar doğal seçilimden büyük farklılıklar gösterir. Hayvan türleri binlerce yıl sağlam kalan nesnel kimliklere sahiptir. Şempanze mi goril mi olduğunuz inançlarınıza göre değil genlerinize göre belirlenir ve farklı genler başka toplumsal davranışlar dayatır. Şempanzeler dişi erkek karışık gruplar halinde yaşar. İktidar için her iki cinsiyetten destekçilerin ittifakını sağlayarak yarışırlar. Buna karşın gorillerde tek bir baskın erkek, dişilerden oluşan bir harem kurar ve lider genellikle konumunu sarsma tehlikesi taşıyan diğer erkekleri kovar. Şempanzeler gorillere özgü toplumsal düzenlemeleri benimseyemez, goriller şempanzeler gibi örgütlenemez ve bildiğimiz kadarıyla şempanze ve gorillerin kendilerine özgü toplumsal sistemleri onyıllardır değil yüz binlerce yıldır süregelmiştir. İnsanlarda buna benzer bir şey göremeyiz. Evet, insan topluluklarının da kendilerine has toplumsal sistemleri var ama bunları belirleyen genler değil, ayrıca birkaç yüzyılı aşkın süre boyunca sağlam kalan birsistem de pek yok.
Örneğin 20. yüzyılda yaşayan Almanları ele alalım. Yüz yıldan kısa bir süre içinde Almanlar kendilerini altı farklı sistem içerisinde teşkilatlandırdı: Ho-henzollern Hanedanı, Weimar Cumhuriyeti, Üçüncü Reich, Alman Demokratik Cumhuriyeti (namıdiğer komünist Doğu Almanya), Almanya Federal Cumhuriyeti (namıdiğer Batı Almanya) ve son olarak yeniden birleşen demokratik Almanya. Elbette Almanlar Almanca konuşmayı, bira içip bratwurst yemeyi sürdürmüştür. Ama Almanları tüm diğer milletlerden ayıran kendilerine has ve II. Wilhelm’den Angela Merkel’e kadar değişmeden kalmış bir öz var mı? Ve böyle bir şey buldunuz diyelim, o şey bin ya da beş bin yıl önce de var mıydı?
Yürürlüğe girmeyen Avrupa Birliği Anayasası Önsözü, “Avrupa’nın ihlal edilemez ve şahısların elinden alınamaz insan hakları, demokrasi, eşitlik ve hukukun üstünlüğü gibi evrensel değerlerin oluşmasına temel sağlayan kültürel, dini ve insani mirasın” esas alındığını ifade ederek başlıyor.’ Bu söylem doğrultusunda Avrupa medeniyetini insan hakları, demokrasi, eşitlik ve özgürlük ilkelerinin belirlediği izlenimini edinebiliriz rahatlıkla. Antik Atina demokrasisiyle günümüz Avrupa Birliği arasında doğrudan bir bağlantı kurarak Avrupa’nın 2500 yıllık özgürlük ve demokrasi geleneğini öven pek çok söylev bulunur.
Durum filin kuyruğunu tutup fil denen hayvanı bir çeşit fırça sanan kör adamın hikâyesinden farksız. Avrupa’nın yüzlerce yıldır demokratik fikirler barındırdığı doğru ama bu fikirler hiçbir zaman bütünlüklü değildi. Atina demokrasisi tüm görkemine ve yarattığı etkiye karşın sadece iki yüz yıl hayatta kalabilmiş ve Balkanlar’ın ufak bir köşesinde isteksizce uygulanmış bir deneyden ibaretti. Avrupa medeniyeti geçtiğimiz 2500 yıl boyunca demokrasi ve insan haklarının beşiği olduysa, Sparta ile Jül Sezar’ı, Haçlılar ile Konkistadorlar’ı, Engizisyon ile köle ticaretini, XIV. Louis ile Napolyon’u, Hitler ile Stalin’i nereye oturtacağız? Bunların hepsi yabancı medeniyetlerden gelen davetsiz misafirler mi? Esasen Avrupa medeniyetini Avrupalıların ona yüklediği anlam belirliyor; nasıl ki Hıristiyanlığı Hıristiyanların Hıristiyanlığa yüklediği anlam, İslam’ı Müslümanların İslam’a yüklediği anlam, Yahudiliği Yahudilerin Yahudiliğe yüklediği anlam belirliyorsa. Ve bu medeniyete yüzyıllar içinde son derece farklı anlamlar yüklenmiş. İnsan topluluklarını süregiden herhangi bir şeyden ziyade uğradıkları değişimler tanımlar ama insanlar hikâye anlatma becerileri sayesinde kendilerine her koşulda kadim bir kimlik yaratmayı başarırlar. Ne tür devrimler yaşanırsa yaşansın insanlar genellikle eskiyle yeniyi aynı potada eritirler. Bireyler bile devrim niteliği taşıyan şahsi değişimlerini anlamlı ve güçlü bir hayat hikâyesi oluşturacak şekle sokabilir: “Bir zamanlar sosyalisttim ama sonra kapitalist oldum; Fransa’da doğdum ama şimdi ABD’ de yaşıyorum; evliydim ama boşandım; kansere yakalandım ama iyileştim.” Aynı şekilde Almanlar gibi bir topluluk da kendilerini geçirdikleri deneyimler üzerinden tanımlayabilir: “Bir zamanlar Naziydik ama dersimizi aldık ve artık barış yanlısı demokratlarız.” Önce 11. Wilhelm, sonra Hitler ve son olarak da Merkel dönemlerinde kendini gösteren nevi şahsına münhasır bir Alman niteliği aramaya gerek yok. Alman kimliğini belirleyen, bu kökten dönüşümlerin ta kendisi. 2018′ de Almanlık liberal ve demokrat değerleri savunurken Naziliğin ağır mirasıyla cebelleşmek demek. 2050’de ne anlama gelir kim bilir.
İnsanlar çoğunlukla, özellikle de konu temel siyasal ve dini değerler olunca, bu değişimleri görmezden gelir. Sahip olduğumuz değerlere yedi ceddimizden kalma kıymetli miraslarmış muamelesi yaparız. Ne var ki böyle yapabilmemizin yegâne sebebi ceddimizin ölüp gitmiş ve söz alamayacak olmasıdır. Örneğin Yahudilerin kadınlara karşı tutumunu ele alalım. Günümüzde aşırı Ortodoks Yahudiler kamusal alanda kadın imgesine yer verilmesine izin vermiyor. Aşırı Ortodoks Yahudilere yönelik reklamlarda sadece erkeklere ve erkek çocuklara yer veriliyor; kadınlar ve kız çocukları asla kullanılmıyor.
2011’de aşırı Ortodoks tandanslı Brooklyn gazetesi Di Tzeitung, Usame bin Ladin’in ikamet ettiği komplekse düzenlenen baskını izleyen ABD’li devlet görevlilerinin fotoğrafını, fotoğraftaki Dışişleri Bakanı Hillary Clinton da dahil, kadınları dijital yöntemle silerek yayınlayınca bir skandal patlak vermişti. Gazete daha sonra yaptığı açıklamada, Yahudi “tevazu kaideleri” gereği böyle yapmak zorunda kaldıklarını söylemişti. Benzer bir skandal Ha-Mevaser gazetesi Charlie Hebdo katliamının ardından düzenlenen gösteride çekilmiş bir fotoğraftan Angela Merkel ‘i, olur da Merkel ‘in resmi sadık okurlarının zihnine şehvet tohumları ekerse diye çıkarınca yaşanmıştı. Başka bir aşırı Ortodoks gazetenin yayıncıları da bu davranışı desteklemiş, “Arkamızda binlerce yıllık Yahudi geleneği var,” diye açıklamıştı.
Kadınların görülmesinin en ciddi şekilde yasaklandığı yer de sinagoglar. Ortodoks sinagoglarında kadınlar erkeklerden itinayla ayrı tutuluyor ve dua eden ya da Kutsal Kitap okuyan erkekler ezkaza kadın bedeni görmesin diye bir perdenin arkasında yer alan sınırlı bir alanda duruyorlar. Peki ama tüm bunlar binlerce yıllık Yahudi geleneğine dayanıyorsa, arkeologlar İsrail’deki Mişna ve Talmud dönemlerinden kalma antik sinagogları kazdı-ğında ortaya çıkan gerçekleri, cinsiyet ayrımına dair hiçbir kanıt bulunmamasından öte, kimi yarı çıplak denilebilecek kadınların resmedildiği güzide yer mozaiklerini ve duvar resimlerini ne yapacağız? Mişna ve Talmud’u kaleme alan hahamlar bu sinagoglarda dua edip çalışmış ama günümüz Ortodoks Yahudileri bunları günah, dine hakaret ve eski geleneklere saygısızlık olarak değerlendiriyor.
Eski geleneklerin bu minvalde çarpıtılmasına dair örneklere her dinde rastlanır. IŞİD, İslam’ın özgün ve saf haline dönmekle övünür ama aslında yepyeni bir İslam anlayışları var. Eski kutsal metinlerden alıntı yaptıkları doğru ama hangi metinleri kullanıp hangilerini göz ardı edecekleri ve alıntıladıkları kısımları nasıl yorumlayacakları hususunda ihtiyatlı davranıyorlar. Esasen kutsal metinleri işlerine geldiği gibi yorumlama tavırları da başlı başına çağdaş bir olgu. Bilindiği üzere, tefsir, eğitim görmüş ulema sınıfının, Kahire’deki El-Ezher gibi saygın kurumlarda İslam hukuku ve teolojisi çalışan âlimlerin tekelindeydi. IŞİD liderlerinin pek azı böyle bir eğitime sahip; ulema sınıfının en saygın mensupları, Ebu Bekir el-Bağdadi ve şürekâsını cahil ve azılı mücrimler olarak görüp kınıyorlar.
Bu durum IŞİD’i, kimilerinin iddia ettiği gibi “İslam dışı” ya da “İslam karşıtı” kılmıyor. Barack Obama gibi Hıristiyan liderlerin kalkıp Ebu Bekir el-Bağdadi gibi Müslümanlığı kimlik edinmiş kişilere Müslüman olmanın ne demek olduğunu anlatmaya cüret etmesi de son derece ironik.8 İslam’ın özüne dair hararetli tartışmaların hiçbir anlamı yok. İslam’ın belli bir DNA’sı yoktur. Müslümanlar ona ne anlam atfederse İslam da o anlama gelir.9
Almanlar ve goriller İnsan gruplarıyla hayvan türlerini birbirinden ayıran çok daha keskin bir fark var. Türler çoğu kez ayrılır ama asla birleşmez. Yedi milyon yıl kadar önce şempanze ve gorillerin ortak bir atası vardı. Bu tek ata türü zamanla kendi farklı evrimsel yollarını tutan iki popülasyona ayrıldı. Böyle bir sürecin bir kez gerçekleştikten sonra geri dönüşü yoktur. Farklı türlere ait canlılar çiftleştiğinde kendi aralarında üreyebilen yavrular doğuramadığından, türlerin kaynaşması mümkün değildir. Goriller şempanzelerle, zürafalar fillerle, köpekler kedilerle birleşemez.
Bunun aksine insan kabileleri zaman içinde gittikçe daha büyük gruplar meydana getirecek şekilde kaynaşma eğilimindedir. Çağdaş Almanlar kısa bir süre öncesine kadar birbirinden pek haz etmeyen Saksonlar, Prusyalılar, Svabyalılar ve Bavyeralıların birleşmesiyle oluşmuştur. Denildiğine göre, Otto von Bismarck (Darwin’in Türlerin Kökeni eserini okuduktan sonra) Avusturyalılarla insan arasındaki kayıp halkanın Bavyeralılar olduğunu ifade etmiştir.’0 Fransız halkı Franklar, Normanlar, Bretonlar, Gaskonlar ve Provanslıların bir araya gelmesiyle oluşmuştur. Kanalın diğer tarafında da İngiliz, İskoç, Galli ve İrlandalıların (isteseler de istemeseler de) kay-naştırılmasıyla Britanyalılar meydana gelmiştir. Çok geçmeden Almanlar, Fransızlar ve Britanyalılar da kaynaşıp Avrupalıları oluşturabilir.
Londra, Edinburgh ve Brüksel’de yaşayan insanların bugünlerde güçlü bir biçimde fark ettiği üzere birleşmeler her daim ebedi olmuyor. Brexit hem Birleşik Krallık hem de Avrupa Birliği’nin eşzamanlı olarak çözülmesini pekâlâ tetikleyebilir. Ancak uzun vadede tarihin ne yönde seyredeceği belli. On bin yıl önce insanlık sayısız münferit kabileye bölünmüş durumdaydı. Geçen her bin yıl bu parçalar daha büyük yığınlar meydana getirecek şekilde iç içe geçti ve birbiriyle bağlantısı bulunmayan medeniyetler giderek azaldı. Kalan birkaç medeniyet de tek bir dünya medeniyetine dönüşecek şekilde kaynaşıyor. Siyasi, etnik, kültürel ve ekonomik ayrımlar hâlâ var ama bunlar asli birliği bozmuyor. Hatta kimi ayrımları mümkün kılan da bu geniş ve kapsamlı ortak yapı. Mesela ekonomide, herkes aynı piyasaya iştirak etmezse işbölümü başarıyla sağlanamaz. Bir ülkenin otomobil veya petrol üretiminde uzmanlaşması ancak buğdayve pirinç üreten başka bir ülkeden gıda ürünü temin edebiliyorsa mümkündür.
İnsanların birleşme sürecinin iki belirgin biçimi var: farklı zümreler arasında bağlantı kurmak ve zümreler arasındaki faaliyetleri homojenleştirmek. Oldukça farklı davranmaya devam eden zümreler arasında bile bağlantılar kurulabilir. Hatta can düşmanı zümreler arasında bile bağlantı kurulabilir. İnsanlar arasındaki en kuvvetli kimi bağlar bizzat savaşla kurulur. Tarihçiler, küreselleşmenin 1913’te zirveye ulaştığını, ardından dünya savaşları ve Soğuk Savaş sırasında uzunca bir süre düşüşe geçip ancak 1989’dan sonra yeniden yükselmeye başladığını iddia ederler çoğunlukla. ” Bu tespit ekonomik küreselleşme açısından doğru kabul edilebilir ama fark içermekle beraber aynı derecede önem taşıyan askeri küreselleşmeyi göz ardı eder. Fikirlerin, teknolojilerin ve insanların dört bir yana yayılma hızı ticaretten çok savaşla artar. 1918’de ABD’nin Avrupa’yla bağı 1913’e nazaran daha güçlüydü ve iki dünya savaşı arasındaki dönemde uzaklaşan tarafların kaderi 11. Dünya Savaşı ve Soğuk Savaş’la ayrılmaz bir şekilde iç içe geçti.
Ayrıca savaş insanların birbirine ilgisini körükler. ABD’nin Rusya’ya duyduğu ilgi Soğuk Savaş döneminde doruğa ulaşmış, Moskova koridorlarında biri öksürse Washington merdivenlerinde bir koşuşturma başlar olmuştu. İnsanların düşmanlarına duyduğu alaka ticaret ortaklarına duyduklarını katbekat aşar. Vietnam hakkında çekilmiş filmlerin sayısı, Tayvan hakkındaki filmlerin sayısını en az elliye katlar.
Ortaçağ olimpiyatları 21. yüzyılın başında dünya farklı zümreler arasında bağlar kurulmasının çok ötesine geçti. Dünyanın farklı yerlerindeki insanlar birbiriyle iletişim kurmakla kalmayıp giderek daha çok benzer inanç ve davranış biçimlerini benimsemeye başladılar. Bin yıl önce gezegenimiz düzinelerce farklı siyasi modele elverişli topraklara sahipti. Avrupa’da bağımsız şehir devletleri ve ufak çaplı teokrasilerle çekişen feodal beyliklerle karşılaşabilirdiniz. İslam dünyasında evrensel hâkimiyet iddiası taşıyan bir halife bulunsa da krallıklar, sultanlıklar ve emirlikler de mevcuttu. Çin imparatorları kendilerini tek meşru siyasi merci olarak görüyor, kabilelerin oluşturduğu birlikler Çin’in kuzeyiyle batısında birbiriyle çatışıp duruyordu. Hindistan ve Güneydoğu Asya’da rejim çeşitliliği hüküm sürerken Amerika, Afrika ve Güneydoğu Asya’daki adalar boyunca hem küçük avcı toplayıcı gruplar hem de genişleyen imparatorluklar yer alıyordu. Bırakın uluslararası yasaları, komşu insan gruplarının bile ortak diplomatik prosedürler üzerinde anlaşamamasına şaşırmamak gerek. Her toplumun kendi siyasi paradigması bulunuyordu ve yabancı siyasi kavramları anlayıp bunlara saygı göstermeleri zordu.
Aksine günümüzde her yerde kabul edilen tek bir siyasi paradigma var. Gezegenimiz iki yüz bağımsız devlete bölünmüş durumda ve bu devletler aynı diplomatik protokoller ve ortak uluslararası hukuk konusunda genellikle uzlaşıyor. İsveç, Nijerya, Tayland, Brezilya; hepsi atlaslarımızda aynı tip renkli şekiller halinde gösteriliyor; hepsi Birleşmiş Milletler üyesi; pek çok farklılık barındırsalar da hepsi aynı hak ve ayrıcalıklara sahip egemen devletler olarak tanınıyor. Aslında hepsi temsil organları, siyasi partiler, genel oy hakkı ve insan haklarına en azından simgesel bir inancı da içine alan pek çok ortak siyasi anlayış ve uygulamaya sahipler. Londra’da ve Paris’te bulunduğu gibi Tahran’da, Moskova’da, Cape Town’da ve Yeni Delhi’de de bir meclis bulunuyor. İsraillilerle Filistinliler, Ruslarla Ukraynalılar, Türklerle Kürtler küresel kamuoyunun kendi taraflarını tutması için yarışırken hep aynı söylemi; insan hakları, bağımsız devlet ve uluslararası hukuktan dem vuran söylemi kullanıyorlar. Dünya belki “başarısız devletler” silsilesinden payını almıştıramabildiği tek bir başarılı devlet paradigması vardır. Dolayısıyla küresel siyaset Anna Karenina prensibine göre işliyor: başarılı devletlerin hepsi aynı ama tüm başarısız devletler baskın siyasi formülün şu veya bu içeriğini eksik bıraktıkları için kendilerine has bir biçimde başarısız oluyor. Kısa bir süre önce IŞİD bu formülü toptan reddedip tamamıyla bambaşka, evrensel halifeliği esas alan bir siyasi varlık göstermek istemesiyle dikkat çekti. Fakat tam da bu sebeple başarısız oldu. Pek çok gerilla hareketi ve terör örgütü yeni ülkeler kurmayı ya da var olanları ele geçirmeyi başardı. Ama bunu yapabilmelerinin sebebi küresel siyasi düzenin temel ilkelerini kabul etmeleriydi. Taliban bile uluslararası arenada bağımsız Afganistan’ın meşru hükümeti olarak tanınmanın peşine düştü. Şimdiye kadar küresel siyasetin ilkelerini reddeden hiçbir grubun kayda değer bir bölgede kalıcı kontrol sağlayabildiği görülmedi.
Belki de küresel siyasi paradigmanın gücünü ortaya koymanın en iyi yolu savaş ve diplomasi gibi ağır siyasi sorulardan bahsetmektense, 2016 Rio Olimpiyatları gibi bir konuya değinmek. Olimpiyatların nasıl organize edildiğini düşünün. 11 bin sporcu din, sınıf ya da dil gözetilmeden, milliyetleri esas alınarak delegasyonlara ayrılıyor. Budist delegasyonu, proletarya delegasyonu ya da İngilizce konuşanlar delegasyonu diye bir şey yok. Birkaç örnek dışında (özellikle de Tayvan ve Filistin), sporcuların milliyetini belir-lemek gayet basit. 5 Ağustos 2016’da düzenlenen açılış töreninde sporcular gruplar halinde geçerek milli bayraklarını salladı. Michael Phelps ne zaman yeni bir altın madalya kazansa Amerikan milli marşı eşliğinde Amerikan bayrağı çekildi göndere. Emilie Andeol judo dalında altın madalya kazanınca “Marseillaise” çalınıp Fransa’nın üç renkli bayrağı dalgalandırıldı.
Duruma uygun şekilde dünyadaki her ülkenin aynı evrensel model çerçevesinde bir milli marşı var. Neredeyse tüm milli marşlar orkestra eşliğinde söylenebilecek birkaç dakikalık kompozisyonlar, yani yalnızca dini göreve veraset yoluyla gelmiş belli bir zümrenin okuyabildiği yirmi dakikalık ilahiler sözkonusu değil. Suudi Arabistan, Pakistan ve Kongo gibi ülkeler bile milli marşları için Batılı müzik standartlarını benimsemiş. Çoğu marş Beethoven’ın kılını kıpırdatmadan besteleyebileceği nitelikte. (Arkadaşlarınızla bir araya geldiğinizde tüm geceyi YouTube’dan çeşitli milli marşlar çalıp hangisinin hangi ülkenin marşı olduğunu tahmin etmeye çalışarak geçirebilirsiniz.) Marşların sözleri bile dünya genelinde neredeyse aynı; aynı ortak siyasi görüşleri ve topluluğa bağlılık anlayışını yansıtıyorlar. Örneğin sizce aşağıdaki milli marş hangi ülkeye ait olabilir? (Yalnız ülkenin adını genel bir ifade olsun diye “ülkem” şeklinde değiştirdim):
Ülkem, vatanım, Toprağına kanımı akıttığım, Başında bekliyorum, Bekçisiyim vatanımın. Ülkem, milletim, Halkım ve vatanım, Birlikte haykıralım “Birlik ol vatanım!” Yaşasın toprağım, devletim, Milletim, vatanım, hep bir bütün kalsın. Ruhu dirilsin, canlansın bedeni, Büyük ülkem için bunların hepsi! Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sevdiğim evim ve ülkem. Büyük ülkem, bağımsız ve özgür, Sen çok yaşa büyük ülkem!
Cevap Endonezya. Peki Polonya, Nijerya ya da Brezilya desem şaşırır mıydınız? Milli bayraklara da aynı sıkıcı temayüller hâkim. Tek bir istisna var. Tüm bayraklar bir dikdörtgen kumaş üzerine işlenmiş son derece sınırlı sayıda renk ve geometrik şekilden ibaret. Bir tek Nepal farklı. Nepal bayrağı iki üçgen şeklinde (ama Olimpiyatlarda hiç madalya almadılar). Endonezya bayrağı beyaz üstünde kırmızı şerit. Polonya bayrağı kırmızı üstünde beyaz şerit. Monako bayrağı Endonezya bayrağıyla aynı. Renk körü birinin Belçika, Çad, Fildişi Sahili, Fransa, Gine, İrlanda, İtalya, Mali ve Romanya bayraklarını birbirinden ayırması mümkün değil; hepsinde değişik renklerde yan yana üç şerit var.
Bu ülkelerin bazıları birbirleriyle kıyasıya savaşmış ama 20. yüzyılın çalkantıları esnasında Olimpiyat Oyunları savaş yüzünden sadece üç defa iptal edilmiş (1916, 1940 ve 1944’te). 1980’de ABD bazı yandaşlarıyla beraber Moskova Olimpiyatları’nı boykot etmiş. 1984’te Sovyet bloğu Los Angeles’ta düzenlenen olimpiyatları boykot etmiş. Ve çeşitli seneler Olimpiyat Oyunları siyasi çalkantıların göbeğinde cereyan etmiş (bunların en önemlileri Nazi döneminde Berlin’de düzenlenen 1936 Olimpiyatları ve 1972 Münih Olimpiyatları’nda Filistinli teröristlerin İsrail takımını katletmesi). Fakat genele bakarsak siyasi anlaşmazlıklar Olimpiyat projesini yoldan çıkaramamış.
Şimdi bin sene öncesine gidelim. Diyelim 1016 yılında ortaçağ olimpiyatlarını Rio’da düzenlemek istiyorsunuz. O vakitler Rio’nun Tupi halkının yaşadığı küçük bir köy olduğunu12 ve Asya, Afrika ve Avrupa yerlilerinin Amerika Kıtası’ndan haberi bile olmadığını bir anlığına unutun. Dünyanın en iyi sporcularını uçak yokken nasıl Rio’ya getireceğinize dair lojistik sorunları kafanızdan çıkarın. Dünya çapında herkesin yaptığı pek az ortak spor dalı bulunduğunu ve herkes koşsa bile koşu yarışı kaideleri konusunda herkesin anlaşamayacağını da unutun. Sadece yarışacak delegasyonları neye göre gruplayacağınızı düşünün. Günümüzün Olimpiyat Komitesi Tayvan ve Filistin sorunu üzerine saatlerce kafa patlatıyor. Ortaçağ olimpiyatlarının siyasi sorunları üzerine kaç saat harcamanız gerekeceğini bulmak için bu süreyi on binle çarpın.
Öncelikle 1016’da Çin’deki Song İmparatorluğu dünyadaki başka hiçbir siyasi oluşumu kendi dengi görmüyordu. Dolayısıyla kendi Olimpiyat dele-gasyonuyla Kore’nin Koryo Krallığı ya da Vietnam’daki Dai Viet Krallığı, hele hele deniz aşırı yerlerdeki ilkel barbarların delegasyonlarıyla aynı kefeye konulmasını akla hayale sığmayacak bir aşağılanma olarak algılardı.
Bağdat’taki halife kendini evrensel hegemonyaya sahip görüyor ve çoğu Sünni Müslüman tarafından dini lider statüsünde tutuluyordu. Ancak pratikte halifenin Bağdat yönetiminde pek bir sözü yoktu. O halde tüm Sünni sporcular tek bir halife delegasyonu altında mı toplanacak yoksa Sünni dünyasına hükmeden sayısız emirlik ve sultanlıklara göre mi ayrılacaklar? Ama iş neden emirlikler ve sultanlıklarla sınırlı kalsın? Arabistan çöllerinde Allah’tan başka hükümdar tanımayan bir dolu özgür bedevi kabile yaşıyor. Bunların her birinin okçuluk ya da deve yarışı dallarında müsabaka edecek bağımsız takımlar göndermesine izin verilecek mi? Avrupa da aynı ölçüde baş ağrısına sebep verecek nitelikte. Norman kasabası Ivry’den çıkan bir sporcu Ivry Kontu’nun mu yoksagüçsüz Fransa Kralı’nın mı sancağı altında yarışacak?
Bu siyasi oluşumların pek çoğu yıllar içinde belirip kaybolmuş. Siz 1016 Olimpiyatları’na hazırlık yaparken hangi delegasyonların zuhur edeceğini önceden bilmeniz mümkün değil çünkü kimse bir sonraki sene hangi siyasi oluşumların varlık göstermeyi sürdüreceğini bilmiyor. İngiltere Krallığı 1016 Olimpiyatları’na katılmış olsa sporcular madalyalarını alıp eve dönünce Londra’nın Danimarkalılar tarafından işgal edildiğini ve İngiltere’nin Danimarka, Norveç ve İsveç’le birlikte Kral Büyük Knud’un Kuzey Denizi İmparatorluğu’na dahil edildiğini görürlerdi. Yirmi yıl sonra bu imparatorluk dağıldı ama ondan otuz sene sonra İngiltere yeniden, bu defa Normandi-ya Dükü tarafından işgal edildi.
Bu gelipgeçici siyasi oluşumların pek çoğunun ne çalacak bir milli marşı ne de göndere çekecek bir bayrağı bulunmadığını söylemeye gerek bile yok. Tabii ki siyasi semboller önemliydi ama Avrupa siyasetinin sembolik diliyle Endonezya, Çin ya da Tupi siyasetlerinin sembolik dilleri birbirinden son derece farklıydı. Zafer göstergesi teşkil edecek ortak bir protokol üzerinde anlaşmak neredeyse imkânsız olurdu.
O yüzden 2020 Tokyo Olimpiyatları’nı izlerken milletler arasındaki bu sözde çekişmenin aslında muazzam bir küresel uzlaşmayı temsil ettiğini unutmayın. Kendi ülkelerinin temsilcileri altın madalya kazanıp bayrakları göndere çekilince herkesi milli gurur duygusu kaplıyor ama esasen insanlığın böyle bir etkinlik düzenleyebilmesi çok daha büyük bir gurur kaynağı.
Yuval Noah Harari 21. Yüzyıl İçin 21 Ders
https://www.cafrande.org/dunyada-sadece-tek-bir-medeniyet-var-yuval-noah-harari/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.26 22:51 karanotlar Güney Koreli felsefeci, kültür kuramcısı Byung-Chul Han: Koronavirüs bizi bir ‘sağ kalma toplumuna’ indirgedi

Ahmet Çınar
Güney Koreli felsefeci, kültür kuramcısı, yazar Byung-Chul Han, koronavirüsle birlikte ortaya çıkan toplumu “İyi yaşama duygusunu tamamen kaybeden, hazzın da sağlığa feda edildiği bir sağ kalma toplumu” olarak nitelendiriyor. İspanya merkezli uluslararası haber Ajansı EFE muhabirleri Carmen Sigüenza ve Esther Rebollo’nun sorularını yanıtlayan Han, “Bu gidişle sanki daimi bir savaş halinde yaşıyormuşuz gibi, sağ kalmak nihai gerçeğimiz haline gelecek” diyor. EFE’de yayımlanan söyleşiyi Ayşen Tekşen’in çevirisiyle paylaşıyoruz.
Güney Koreli felsefeci, kültür kuramcısı, yazar Byung-Chul Han, Efe’yle bir röportajında Covid-19 sonrası dünyayı böyle gördüğünü anlatıyor: “İyi yaşama duygusunu tamamen kaybeden, hazzın da sağlığa feda edildiği bir sağ kalma toplumu.”
1959’da Seul’de doğan Han, halen yaşadığı Almanya’da felsefe, edebiyat ve teoloji çalıştı. Kaçınılmaz olarak toplumu tükenme noktasına götüren aşırı bilgi ve olumluluğun, aşırı şeffaflık ve aşırı tüketimciliğin istilası altında olduğunu belirttiği modern toplumu eleştiren önemli seslerden birisi.
Hem yerel hem de küresel şöhrete sahip Koreli felsefeci, koronavirüsün gözetleme rejimleri ve biyopolitik karantinalar dayatmasına, özgürlükleri daraltmasına, hazza son vermesine ve kitlesel histeri ve korku ortamında bir insaniyet yoksunluğunu açığa çıkarmasına dair endişelerini EFE’yle paylaştı.
Han, Covid-19’un gizli sosyal farklılıkları ortaya çıkardığını vurgularken, “küreselleşmenin ilkelerinden birinin kârları maksimize etmek” olduğuna, “sermayenin insan sevmediğine” ve “ölümün demokratik olmadığına” dikkat çekiyor. Ona göre, salgının zirve noktasında bu nitelikler “ABD ve Avrupa’da pek çok hayata mal oldu.”
Byung-Chul Han bu krizin “dünyanın gücünün Batıdan uzaklaşarak biraz daha Asya’ya doğru kaymasına” yol açacağından emin –bu, yeni bir çağın şafağı.
Covid-19 insanın savunmasızlığını demokratikleştirdi. Artık daha kırılgan ve daha yönlendirilebilir olduğumuzu düşünüyor musunuz? Otoriterizm ve popülizmin kucağına düşmemiz daha mı kolay olacak?
Covid-19 şu anda insanın savunmasızlık ya da ölümlülüğünün demokratik olmadığını ama sosyal konuma bağlı olduğunu gösteriyor. Ölüm demokratik değildir. Covid-19 hiçbir şeyi değiştirmedi. Ölüm hiçbir zaman demokratik olmamıştı. Özel olarak salgın ise toplumlardaki farklılıkları ve toplumsal değişimi açığa çıkarıyor. Birleşik Devletleri düşünün. Diğer gruplarla kıyaslandığında, çok daha fazla sayıda Afro-Amerikalı ölüyor. Aynı durum Fransa için de geçerli. Paris’i düşük gelirli kenar mahallelere bağlayan metro vagonları tıka basa doluysa sokağa çıkma yasağının ne anlamı var? Banliyöden gelen göçmen kökenli yoksul emekçiler temastan kaçınamaz ve Covid-19 nedeniyle ölür. Çalışmak zorundasınızdır. Bakıcılar, fabrika çalışanları, temizlikçiler, satıcılar ya da çöpçüler evden çalışamaz. Öte yandan, zenginler şehir dışındaki villalarına çekilirler. Dolayısıyla, salgın sadece tıbbi değil aynı zamanda sosyal bir sorundur. Almanya’da ölü sayısının o kadar yükselmemesinin bir başka nedeni de sosyal sorunların diğer Avrupa ülkeleri ve ABD’deki kadar ciddi olmamasıdır. Almanya’daki sağlık hizmetleri sistemi ABD, Fransa, İngiltere ya da İtalya’dakinden çok daha iyi durumdadır. Ama Covid-19 Almanya’da bile sosyal farklılıkları ortaya çıkarır. Almanya’da da sosyal açıdan zayıf olan daha önce ölür. Arabanın masrafını karşılayamayan yoksullar otobüsler, tramvaylar ve metrolara doluşur. Covid-19 bize ikinci sınıf bir toplumda yaşadığımızı gösterir. İkinci sorun ise Covid-19’un demokrasiye uygun olmamasıdır. Korkunun otokrasinin beşiği olduğu gayet iyi bilinir. Bir kriz durumunda insanlar güçlü liderler ister. Viktor Orban büyük ölçüde bundan yararlanıyor. Olağanüstü hali normalmiş gibi gösteriyor. Ve bu da demokrasinin sonudur.
Özgürlük ya da güvenlik? Salgınla mücadele için ödeyeceğimiz bedel nedir?
Salgın nedeniyle bir biyopolitik gözetleme rejimine doğru ilerliyoruz. Yalnızca iletişimimizi değil bedenlerimizi de: sağlığımız dijital gözetlemeye tabi olacak. Kanadalı yazar Naomi Klein’a göre, krizler yeni bir kurallar sisteminin habercisidir. Bu salgın şoku, sürekli olarak sağlık durumumuzu izleyen bir biyopolitik disiplin toplumunda, denetleme ve izleme sistemiyle bedenlerimizin kontrolünü ele geçiren dijital biyopolitikanın küresel olarak yerleşmesini sağlayacak. Batı, salgın şoku karşısında liberal ilkelerinden vaz geçmek zorunda kalacak. Sonra da özgürlüğümüzü kalıcı olarak kısıtlayan bir biyopolitik karantina toplumuyla karşı karşıya kalacak.
İnsanların yaşamında korku ve güvensizliğin sonuçları nelerdir?
Virüs bir aynadır. Nasıl bir toplumda yaşadığımızı gösterir. Önünde sonunda ölüm korkusuna dayalı olan bir sağ kalma toplumunda yaşıyoruz. Bugün, sanki daimi bir savaş haline yaşıyormuşuz gibi, sağ kalmak nihai gerçeğimiz haline geliyor. Yaşamın tüm güçleri yaşamı uzatmak için kullanılıyor. Sağ kalma toplumları iyi yaşama duygusunu tümüyle yitirir. Haz, kendi içinde bir amaç durumuna yükseltilen sağlığa feda edilir. Sigara yasağı örneğindeki katı yaklaşım sağ kalma histerisine tanıklık eder. Hayat giderek yalnızca sağ kalma çabasına dönüştükçe ölüm korkusu da artar. Salgın, özenle bastırdığımız ve dışladığımız ölümü tekrar görünür kılar. Kitlesel medyada sürekli olarak ölümün yer alması insanları sinirlendirir. Sağ kalma histerisi toplumu fazlasıyla acımasız yapar. Komşunuz, uzak durulması gereken olası virüs taşıyıcısıdır. Yaşlı insanların bakım evlerinde yalnız ölmesi gerekir çünkü bulaşma riski nedeniyle kimsenin onları ziyaret etmesine izin verilmez. Yaşamı birkaç ay uzatmak yalnız ölmekten daha mı iyidir? Sağ kalma histerimiz sayesinde iyi bir yaşamın ne olduğunu tamamen unuttuk. Sağ kalmak için, hayatı yaşanmaya değer kılan her şeyi gönüllü olarak feda ettik: sosyallik, topluluk ve yakınlık. Salgın göz önüne alınarak, temel hakların radikal biçimde kısıtlanması hiç tartışmasız kabullenildi. Paskalyada bile dini törenler yasaklandı. Papazlar da sosyal mesafe uyguladı ve koruyucu maske taktı. İmanı sağ kalmaya feda ettiler. Mesafeyi korumak iyilik anlamına geliyor. Virüs bilimi ilahiyatın gücünü elinden alıyor. Herkes mutlak yorum egemenliğine sahip virologları dinliyor. Yeniden diriliş hikayesinin yerini sağlık ve sağ kalma ideolojisi alıyor. İnanç, virüs karşısında yozlaşarak bir güldürüye dönüşüyor. Ve bizim Papa Francis? Aziz Francis cüzzamlılara sarılmıştı… Virüs korkusu ve paniği abartılıyor. Almanya’da koronavirüs nedeniyle ölenlerin yaş ortalaması 80 ya da 81. Almanya’da ortalama yaşam beklentisi 80,5. Virüse verdiğimiz panik tepkisi toplumumuzda bir şeylerin yanlış olduğunu gösteriyor.
Koronavirüs sonrası toplumumuz doğaya daha fazla saygı duyar mı, daha adil ve iyi olur mu? Yoksa bizi daha bencil ve bireyci mi yapar?
“Denizci Sinbad” diye bir masal var. Sinbad bir seyahatinde Cennet bahçesine benzeyen küçük bir adaya varır. O ve yanındakiler adada ziyafet çeker, yürüyüş yapar ve bir ateş yakarak kutlarlar. Sonra aniden ada eğrilir. Ağaçlar eğrilir. Aslında ada dedikleri şey uzun zamandır hareketsiz olduğu için üzerinde kum biriken ve ağaçlar büyüyen dev bir balığın sırtıdır. Sırtında yakılan ateş balığı rahatsız etmiştir. Balık derine dalar ve Sinbad denize düşer. Bu masal bir meseldir: insanda temel bir körlük olduğunu öğretir. Neyin üstünde durduğunu bile göremez ve kendi yıkımını hazırlar. Alman yazar Arthur Schnitzler, yıkım merakı açısından insanlığı bir hastalıkla kıyaslar. Dünya üzerinde insafsızca çoğalan ve sonunda bizzat konakçıyı mahveden bir virüs ya da bakteri gibi davranırız. Büyüme ve yıkım birlikte gelir. Schnitzler insanların yalnızca ilkel seviyeleri anlayabileceğine inanır. Üst seviyelere ise bir bakteri kadar kördür. Dolayısıyla, insanlık tarihi -insanın ille de zarar verdiği- ilahi olana karşı sonsuz bir bir mücadelenin tarihidir. Salgın, insanın acımasızlığının bir ürünüdür. Son derece hassas olan ekosisteme acımasızca müdahale ederiz. Paleontolog Andrew Knoll insanın evrim pastasının yalnızca kreması olduğunu söyler. Gerçek pasta ise o narin yüzeyi istediği zaman yarıp geçme ya da istila etme tehdidi içeren bakteri ve virüslerden oluşur. Bir balığın sırtının güvenli bir ada olduğunu sanan denizci Sinbad insan cehaletinin kalıcı bir metaforudur. Doğa güçleri tarafından uçurumun derinlerine atılarak parçalanması sadece bir an meselesiyken, insan kendisinin güvende olduğunu düşünür. İnsanın doğaya sergilediği şiddet daha güçlü olarak ona geri döner. Bu, Antroposen diyalektiğidir. Bu İnsan Çağında, insanoğlu hiç olmadığı kadar büyük tehdit altındadır.
Covid-19 küreselleşme için ölümcül bir yara mıdır?
Küreselleşmenin ilkelerinden biri de kârları maksimize etmektir. Örneğin, koruyucu maske ya da ilaç gibi tıbbi ürünlerin üretimi Asya’ya taşınmıştır. Bu durum, Avrupa ve ABD’nde pek çok yaşama mal oldu. Sermaye insan sevmez. Artık insanlar için değil sermaye için iş yapıyoruz. Marx sermayenin insanı üreme organına indirgediğini söylemişti. Bugün aşırı uçlara taşınan bireysel özgürlük, bizzat sermaye fazlasından başka bir şey değildir. Kendimizi tatmin ettiğimiz inancıyla kendimizi sömürüyoruz. Ama gerçekte birer hizmetçiyiz. Kafka, öz-sömürünün paradoksal mantığına dikkat çekmiştir: hayvan, kırbacı efendinin elinden çekip alır ve efendi olmak için kendini kırbaçlar. Neoliberal rejimde insanlar böylesine saçma bir durumdadır. İnsanlık, özgürlüğünü geri kazanmalıdır.
Koronavirüs ve yarattığı sonuçlar dünya düzenini değiştirir mi? Dünya gücünü kontrol etme ve ona egemen olma mücadelesini kim kazanır? Çin, ABD karşısında güçlenir mi?
Olasılıkla Covid-19 Avrupa ve ABD için hayra alamet değil. Virüs fiziksel bir sınavdır. Liberalizme pek de değer vermeyen Asya ülkeleri -Batı için hayal bile edilemez olan- dijital biyo-politik gözetlemelerin yardımıyla hızla salgını kontrol altına aldılar. Avrupa ve ABD sürüklenip duruyor. Salgın karşısında pulları dökülüyor. Zizek virüsün Çin rejimini devireceğini iddia etti. Zizek yanılıyor. Bunların hiçbiri olmayacak. Virüs Çin’in gelişimini durduramayacağı gibi tam aksi olacak. Çin şimdi salgına karşı başarılı bir model olarak kendi otokrat gözetleme devletini de satacak. Eskisinden daha büyük bir gururla, dünyaya kendi sisteminin üstünlüğünü gösterecek. Covid-19 dünya gücünün biraz daha Asya’ya doğru kaymasını sağlayacak. Bu açıdan bakıldığında, virüs bir dönemin bitişine işaret eder.
(Çeviri: Ayşen Tekşen)
Byung-Chul Han kimdir?
Güney Koreli yazar ve kültür kuramcısı. 1959’da Seul’de doğdu. 1980’lerde Almanya’ya taşınarak felsefe, Alman edebiyatı ve Katolik teolojisine yoğunlaştı. Freiburg’da doktorasını tamamladıktan sonra 2000 yılında Basel Üniversitesi’nin felsefe bölümüne katıldı. Akademik kariyerine çeşitli üniversitelerde devam eden Han, araştırmalarında on sekiz, on dokuz ve yirminci yüzyıl felsefesi, etik, fenomenoloji, kültür kuramı, estetik, din, medya kuramı ve kültürlerarası felsefe gibi konulara yöneldi. Günümüz toplumuna dair derinlikli çözümleme ve eleştirileriyle dikkat çeken Han, 2012 yılından beri Berlin Sanat Üniversitesi’nde ders veriyor. Bazıları birçok dile çevrilmiş on altı kitabı bulunan yazarın eserleri arasında şunlar sayılabilir: Şiddetin Topolojisi, Şeffaflık Toplumu, Zamanın Kokusu, Psikopolitika, Eros’un Istırabı
https://www.a3haber.com/2020/05/21/guney-koreli-felsefeci-kultur-kuramcisi-byung-chul-han-koronavirus-bizi-bir-sag-kalma-toplumuna-indirgedi/
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.20 00:50 karanotlar Pontos Rumları: 19 Mayıs bizler için soykırımdır

19 Mayıs 1919’un Pontos Rumlarına yönelik soykırımın "en ölümcül darbesinin" başlangıcı olduğunu belirten Pontuslu Rumlar, bu tarihin aynı zamanda Kürtler, Aleviler ve diğer halklar için de soykırımı ifade ettiğini vurguladı.
İttihat ve Terakki yönetimi tarafından 1915’te bir buçuk milyon Ermeni ve 300 bine yakın Süryani’nin hayatına mal olan tehcir ve soykırımın son halkası Pontus Rumlarına yönelik gerçekleşti. Yunan tarihçi Konstantinos Fotiatis’e göre, 1914-1921 yılları arasında Amasya, Samsun ve Giresun’da 134 bin 78, Niksar’da 27 bin 216, Trabzon’da 38 bin 434, Tokat’ta 64 bin 582, Maçka’da 17 bin 479, Şebinkarahisar’da 21 bin 448 Rum, mübadele yollarında hayatını kaybeden 50 bin insanla birlikte toplam 353 bin Pontoslu soykırıma uğradı. Yine Fotiadis ve Pontoslu Rumlara göre, 1914’de başlayan sürecin en ölümcül darbesi 19 Mayıs 1919 tarihinde yaşandı. Bu tarihte Samsun’a çıkan Mustafa Kemal’in ilk olarak görüştüğü Sakallı Nurettin Paşa ve Topal Osman’ın Rum halkına yönelik saldırılarda ön planda olması bu iddiayı güçlendiriyor.

Pontoslu Rumlar, soykırımın yıldönümü olarak kabul ettikleri 19 Mayıs'a ilişkin konuştu.

SON ETABIN BAŞLADIĞI TARİH

Trabzon Maçkalı olduğunu belirten yazar Tamer Çilingir, hep farkında olduğu Rum kimliğini kabul etmesinin 40’lı yaşlarında olduğunu ifade etti. Okudukları okullarda ve çevrelerinde yıllarca Rumların "kötü ve hain insanlar" olarak anlatıldığına değinen Çilingir, "Türklük ise en ‘yüce’ değerdi" dedi.

Çilingir, Pontos Rumlarına yönelik soykırımın, Süryani ve Ermenilere yönelik soykırımdan bağımsız olmadığı gibi Trakya ve Küçük Asya Rumlarına yönelik soykırımdan da bağımsız ele alınamayacağına dikkati çekti. 19 Mayıs 1919’u söz konusu projenin "son etabı" olarak nitelendiren Çilingir, Pontos’ta bu tarihe kadar 150 binden fazla insanın katledildiğini söyledi. 19 Mayıs’ın resmi ideolojide ise "emperyalizme karşı bir kurtuluş savaşının başladığı tarih" olduğunu belirten Çilingir, “Ortada bir ‘milli mücadele’ de yoktur. Emperyalist paylaşım savaşının mağlubu Osmanlı’dan geriye kalan topraklardaki iktidar mücadelesi modern, batıcı ama Müslüman kimlikli bir kapitalist devlet olarak ayakta kalma çabasıdır” diye belirtti.

KATLİAMLAR TARİHİ

“Yüz yıllık cumhuriyet tarihi de baskı, zulüm ve katliamlar tarihidir” diyen Çilingir, "kanlı tarihin" başlangıcı olan 19 Mayıs’ın sadece Rumlar açısından soykırımı ifade etmediğini kaydetti. 100 yıl boyunca zulüm ve katliamlara uğrayan Aleviler, Kürtler ve Lazlar için de aynı anlama geldiğine işaret eden Çilingir, bu tarihin kendisine "Türküm" diyen yoksul işçiler ve Müslümanlıktan asla ödün vermeyenlerin kadınlara reva gördüğü uygulamalarıyla, kadınlar açısından da kara bir gün olduğunu vurguladı.

PONTOSLULAR KİMLİĞİ İLE YÜZLEŞİYOR

Devletin baskı, yasak ve asimilasyon politikalarından kaynaklı Pontosluları da kendi kimliklerini gizlemeye ittiğine dikkati çeken Çilingir, “Neredeyse tüm ailelerin soylarının Müslüman ve Türk olduğunu ispat etme çabaları da yüz yıl öce ve yüz yıl boyunca nasıl bir korku içinde olduklarının göstergesi değil midir” diye sordu. Ancak, son yıllarda kimlikleri ile yüzleşenlerin sayısının arttığını vurgulayan Çilingir, şunları söyledi: “Asıl korku devletin ve kendisine bir takım statükolar oluşturmuş kesimlerin korkusudur. Pontos’un dışındaki Rum düşmanlığı Pontos’ta aynı düzeyde değildir. Binlerce yıllık kültürel ve tarihsel birikim soykırıma rağmen hala yok edilemediği için herkes açısından ‘acaba ben Rum muyum’ ‘şüphesi(!)’ hep var olmuştur. Pontos insanı, Rum kimliği ile yüzleşmenin dışında her şeyden önce yüz yıl önce bu topraklarda Hristiyan Rumların yaşadığını biliyor.”

'TÜRK TOPLUMU VİCDANIYLA YÜZLEŞMELİ'

Yunanistan’da ve Avrupa’da Pontoslu Rumların kurdukları federasyonların soykırım ile ilgili etkinlikler yaptığını anımsatan Çilingir, “Konferanslar, belgesel film çalışmaları, kitap yayınları ve değişik dillere çevrilmesi gibi faaliyetlerden oluşan bu etkinlikler bir duyarlılık yaratıyor. Fakat yeterli değil tabi. Sonuçta bu federasyonlar diasporadaki Rumlardan, yani 100 yıl önce sürgün edilmiş olan Rumların torunları. Bu konuda asıl çalışmanın daha etkili olması için bugünkü Pontos coğrafyasından yapılması gerekiyor. Ve dünya kamuoyundan daha da önemlisi bugünkü Pontos coğrafyasında ve Türk toplumun vicdanında bir yüzleşme yaşanması gerekiyor. Öte yandan özellikle muhalif kesimlerin ve tabi Kürtlerin de bu konuda seslerinin çıkması bu süreci hızlandıracaktır” diye konuştu.

KRALDAN DAHA KRALCI

Samsun Bafralı barış aktivisti Yannis Vasilis Yaylalı ise, kendisi gibi büyüklerinin de Pontos’ta doğduğunu, yedi göbek Pontos Rumu olduğunu vurguladı. Ailesinin hem korkudan hem de bölgede Rum kimliğinin "küfür" olarak algılanmasından kaynaklı kimliklerinden uzak durduğunu ifade eden Yaylalı, “Hatta o kadar uzak ki, bizlere Türk ordusu ve çetecileri tarafından öldürülen büyük babamız ve ailesini, sözde ‘Kurtuluş Savaşı’nda’ öldüğü ve cenazesinin ise getirilemediği söylendi. Kraldan daha kralcı olmak deyimi vardır ya, bizimkiler bunun ile yetinmemiş ve bizleri sözün tam manası ile kendi değerlerine sırt çevirmiş birer Türk ırkçısı olarak yetiştirdiler” diye belirtti.

YÜZLEŞMEYİ SAĞLADI

Kendisi gibi durumun farkında olmayanların kendi halkı Rumlar dahil herkesten nefret ederek büyüdüğünü söyleyen Yaylalı, bu dönüşümün ise 1994’de askerlik yaparken PKK’nin eline geçmesi ile başladığını belirtti. Böylece Kürt halkı gerçekliği ile karşılaştığını paylaşan Yaylalı, “Bu hesaplaşma daha sonra beni kendi halkımla, kendi değerlerimle yüzleşmeye taşıdı. Kürt halkına karşı savaşa gitmişken, onca kötülüğü yapmışken, Kürt halkının yiğit evlatları insan olabilmem için bana bir şans daha verdi. Pontos'daki Rum halk gerçeği ile yüzleştiğimde ise bu inkar, katliam ve soykırım sisteminin temelinde, halkların kanı ve mezarsız canların olduğunu gördüm” dedi.

'ÖLÜMCÜL' SALDIRI: 19 MAYIS

Gayri Müslim halklara yönelik soykırımın üç aşamada gerçekleştiğini kaydeden Yaylalı, ilk iki aşamanın Osmanlı döneminde II. Abdülhamit ve İttihat Terakki döneminde olduğunu belirtti. Yaylalı, "Ölümcül" saldırının ise, Mustafa Kemal ve arkadaşlarının 19 Mayıs 1919 günü Samsun'a çıkmasıyla başladığını vurguladı. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının tüm imkanlarını Pontos Rumlarının soykırımını tamamlamak için seferber ettiğini söyleyen Yaylalı, “Böylece Pontos Rumları ile birlikte üç aşamada gerçekleşen gayr-ı Müslim halkların imhası tamamlandı. Bu yüzden 19 Mayıs 1919 günü temsili olarak yaşadığımız soykırımı anma günü olarak görülür” diye ifade etti.

HALKLARIN MÜCADELESİ İVME KAZANDI

Kürt mücadelesinin getirdiği ivme ile halkların kendisini toparlama sürecine girdiğini ifade eden Yaylalı, Karadeniz bölgesinde Hemşin, Laz ve Gürcü halkından sonra kendilerinin de ayağa kalmaya çalıştıklarını belirtti. 2016 yılında Ankara’da soykırım konferansı düzenlediklerini hatırlatan Yaylalı, “Yüzyıl sonra soykırımı yürüten merkezde Pontos'un, Pontuslu Rumların hala burada oldukları mesajını verdik. Bu üç kesimin dikkatini çekti. Birincisi Pontoslu Rum gençlerin, ikincisi Sol, sosyalist, muhalif güçlerin ve tabi devletin de dikkatinden kaçmadı. İlk iki kesimden çok olumlu tepkiler aldığımızı söyleyebilirim. Devlette özellikle önde koşturan bizlere karşı birçok soruşturma başlattı. Tutuklanmama neden olan davalardan biri de Pontos Soykırımı ile yaptığım paylaşımlardı” ifadelerini kullandı.

‘RÖNESANSIMIZI YAŞIYORUZ’

"Yüzyıl sonra tekrar Rönesans’ımızı yaşar gibiydik” diyen Yaylalı, bu dönemden sonra Pontos Rumlarına yönelik soykırımı anlatan birçok kitabın yazıldığını ya da Türkçeye çevrildiğinin altını çizdi. Başta Yunanistan olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde konferanslar düzenlendiğini de ekleyen Yaylalı, “Elbette bu daha başlangıç, diğer halklar gibi Pontos'da ve Türkiye'de kurumsallaşmış bir örgütlülüğümüz yok ama bu çalışmalar ileride onu da getirecektir. Halkımız, mücadelemizle birlikte halkların ağzında 'küfür' olmaktan çıkıp, kendi dilimizde kardeşliğin haykırıldığı sloganlara dönecektir. Nerede olursak olalım, yüzümüz hep Pontos'a dönük olacaktır. Mücadelemize gençlerin ilgisi şimdiden çok arttı, mücadele devam ettikçe sistemin 600 yıllık inkar ve asimilasyonu karton gibi yırtılıp atılacaktır” diye konuştu.

YÜZLEŞMEKTEN KORKULUYOR

Türkiye’de sol muhalefetin hala Pontoslu Rumların soykırımı ile yüzleşmekte sorun yaşadığını da sözlerine ekleyen Yaylalı, “Bir şeyi açıkça belirtmem gerekir, çünkü bu Kürt halkına karşı benim bir borcumdur. Geçtiğimiz 19 Mayıs’ta modern Genç Osmanlıcılar, İttihatçılar ve Kemalistlerin Samsun'a çıkarma yapmasına ilişkin Pervin Buldan şahsında HDP'nin 'bizde orada olmalıydık' sitemi biz Pontos Rumlarını oldukça üzmüştür. Yine, benzer şekilde Sol Partili Alper Taş’ın 23 Nisan ve 19 Mayıs kutlamaları bizleri çok üzmüştür” dedi.

“19 Mayısı ya bayram olarak kutlarsın, ya da anma olarak” diyen Yaylalı, şöyle devam etti: “Yani, ya inkarcı, talancı, soykırımcılar ile yan yana olursunuz ya da soykırıma uğratılmış halklar ile yan yana olursunuz. Kürt halkı ve iradesi bana insanlığımı kazandırdı. O yüzden başka türlü düşünüp başka türlü konuşamam. Soykırımcılar sizi hedef tahtasına koyduğunda, kimseyi ayırt etmiyorlar, herkesi bir arada yok edip gidiyorlar. Tarihimiz o kadar açık ki, resmi ideolojinin materyalleri dışında da çok değerli çalışmalar vermeye başladık. Lütfen o acı deneyimleri okuyalım ve bu deneyimleri halklar ile paylaşalım ki tekrar benzer durumları yaşamayalım."
http://mezopotamyaajansi22.com/tum-haberlecontent/view/97099
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.05.15 08:36 GreatJudge0 ORTADOĞU’DA APARTHEID VE DİNCİ BİR DEVLET YÜKSELİŞTE

ORTADOĞU’DA APARTHEID VE DİNCİ BİR DEVLET YÜKSELİŞTE
https://preview.redd.it/i4hv0rwwivy41.jpg?width=1086&format=pjpg&auto=webp&s=53f3f3db9c7dd00bf752724896822fa22bf6c666
21.ci yüzyıldayız ve ırk ayrımcılığı (apartheid), aynen Nazilerin Nürnberg Yasaları gibi, İsrail Meclisinde kabul edilerek yasalaştı.
19 Temmuz 2018’de ülkeyi sadece "Yahudilere ait özel bir yurt” olarak tanımlayan yeni bir yasa İsrail meclisinde onaylanarak kabul edildi. İsrail’in Anayasası olarak tanımlanan bu 11 maddelik yasa “Temel Yasa - Yahudi Halkının Milli-Devleti İsrail” adıyla yürürlüğe girdi.
Yasanın ilk maddesi İsrail'i "Yahudilerin tarihsel anayurdu" olarak tanımlıyor ve "Yahudilerin ülkenin kaderini tayin etmede özel ayrıcalığa sahip olduğunu" belirtiyor. Yasa kapsamında Arapça ülkenin iki resmi dilinden biri olmaktan çıkarıldı; Birleşmiş Milletler kararlarına aykırı olarak Filistinlilerden ele geçirilen işgal altındaki topraklarda Yahudi yerleşimleri ya da kolonilerin yapımına devam edilmesi “milli çıkar" olarak tanımlandı; "birleşik ve bütün" bir Kudüs'ün başkent olduğu belirtildi.
NÜRNBERG YASALARI GİBİ
Yasanın 10.cu maddesinde “Yahudiler” ve “Yahudi olmayanlar” (Jews and Non-Jews) ayrımı net ve açık bir biçimde belirlendi. Böylece İsrail’de yaşayan azınlıklar, Müslüman ve Hristiyan Filistinliler, Ortodokslar, Katolikler, Süryaniler, Dürziler, Çerkesler, Bahailer görmezden gelindi. Yani artık İsrail vatandaşı olmak yeterli değil: Önemli olan Yahudi ırkından gelmek! [1]
Bu ayrımının yapılması, bir zamanların Güney Afrika Cumhuriyeti’nde geçerli olan“Avrupalılar” ve “Avrupalı olmayanlar” (Europeans and Non-Europeans) ayrımını anımsatıyor. Azınlıkların dışlanması bir yana, daha da beteri, bir zamanlar Nazilerin Yahudilere yaptığı gibi, bu kez sadece Filistinlileri kapsayan ırkçı bir yaklaşımın yasada yer aldığı görülüyor: Filistinliler ulusal kimlik ve tarihsel köklerini inkar etmeleri koşuluyla İsrail vatandaşı olabiliyorlar. Ancak, Yahudilere özgü topluluklara katılmalarına, onlarla aynı yasal ve eşit haklara sahip olmalarına, toprak edinmelerine, seyahat etme ve örgütlenme özgürlüğüne izin verilmiyor. Böylece azınlıklardan da beter ikinci sınıf vatandaşlar olarak tescilleniyorlar. İlhak edilmesi planlanan bölgelerdeki Filistinlileri de kapsayan bu uygulama iktidar olan tüm hükümetleri şimdiden bağlayıcı oluyor. Yani hiçbir hükümet bu Anayasa maddelerine itiraz edemeyecektir. [2]
İSRAİL’DE SADECE DİNİ NİKAH GEÇERLİDİR
Zaten İsrail’de resmi nikah diye bir şey yoktur, geçerli olan salt dinsel nikahtır. Yahudiler arasındaki evliliklerde tek yetkili kurum İsrail Baş Hahamlığı ve Hahamlık Şeriat Mahkemeleridir. Yahudi’nin Yahudi olmayan goyim (kafir) biriyle evlenmesi Musa Şeriatı (Mosaic Law) çerçevesinde kesinlikle mümkün değildir ve gerçekleşemez. [3]
Ancak, goyim kişi Yahudi dinine geçerse o zaman dinsel törenle evlilik mümkün olabilir. Diğer etnik ve dinsel topluluklar [4] da kendi dinsel gelenekleri ve kendi din adamlarının aracılığı ile evlilik işlemlerini yapmak zorundadır. Osmanlı yönetiminden kalma ve İngiliz mandası altında bile sürdürülen bu çağdışı sistem İsrail’de halen yürürlüktedir.
TÜM BU GELİŞMELER NEYİN HAZIRLIĞI?
İsrail’in Haaretz gazetesi yazarlarından Gideon Levi bu konuda şöyle yazıyor:
“Böylesine bir çoğunlukla İsrail’i resmen bir Apartheid devleti ilan etmek mümkün olacak. Ayrımcılığa verilen bu destek ve işgalin sürdürülmesi göz önüne alındığında hiçbir şey şu yalın gerçeği çürütemez: Neredeyse tüm İsrailliler Apartheid’ın sürmesini istiyor. (…) Aşırı sağ, Batı Şeria'nın ilhak edilmesini istiyor. Böyle bir adım oy toplamada avantaj sağlayacak, ancak, sonunda İsrail’in demokrasi maskesini parçalayacak, hem yurtiçi hem de yurtdışında tepkiler yaratacaktır.
Ancak, Filistinlilerin kovulmasını veya yok edilmesini veya Tapınak Dağı’na (Haremi Şerif) Üçüncü Tapınağın inşasını, oradaki camilerin (Mescidi Aksa, Kubbetüs Sahra) yıkılmasını savunan veya hayal eden faşist sağ kanat için hiçbir vicdan sahibi oy kullanamaz. Netanyahu’nun ılımlı olduğu iddia edilen Likud partisi, yalnızca mevcut durumu, yani ilan edilmemiş Apartheid’ı sürdürmek istiyor.” [5]
AVRUPA BİRLİĞİ VE EMPERYALİSTLER APARTHEID’I GÖRMEZDEN GELİYOR.
Tüm bu olan bitenlere karşın Avrupa Birliğinden ve dünya kamuoyundan çok cılız tepkiler geldi. Zaten konu hemen gündemden düşürüldü. Türkiye’de mangalda kül bırakmayan anlı şanlı aydınlar, akademisyenler, köşe yazarları bu gelişmeleri görmezden, bilmezden geldiler, ya da ruhları bile duymadı.
İsrail’in Anayasasını “kurumsallaşmış ırkçılık” olarak tanımlayan İsrailli tarihçi İlan Pappe “bu tür ırkçılığa karşı son savaşın Güney Afrika'da zaferle sonuçlandığını” belirtiyor ve Ortadoğu’da, özellikle Batı’nın dokunulmazlık kalkanı altında olan yeni bir apartheid devletin hoş görülmemesi gerektiğini vurguluyor:
“Tarihsel Filistin'de ırkçılığa böylesine uluslararası bir destek verilmesi, hepimizin söndürmeye çalıştığı ateşi daha da körükleyecektir. Bu tür ırkçılığın özünü geçmişte tanımlamak zor olabilirdi, ancak günümüzde tüm insanlık dışı yapısı ve çirkinliğiyle ortaya çıkmış olup biraz onur ve utanması olan herkesin buna karşı çıkması gerekir. Dünya daha önce apartheid’ı yok etmeyi başarmıştı ve bunu tekrar başarabilir.” [6]
Ne dersiniz, başarabilir mi?
DİPNOTLAR
[1] Yasanın ilk maddesi özetle şu şekilde: A- İsrail devletinin üzerinde kurulduğu İsrail toprağı, Yahudilerin tarihsel yurdudur. B- İsrail Yahudilerin milli yurdudur; bu yurtta Yahudiler kendi doğal, kültürel, dinsel ve tarihsel kaderini belirleme hakkını yerine getirir. C- İsrail’in kendi milli kaderini belirleme hakkı sadece Yahudilere aittir.

[2] 15 Eylül 1935'te Nürnberg'de toplanan Naziler de dünyayı korkunç bir sona sürükleyecek etnik-ırkçı ve şoven yasaların yürürlüğe konmasına karar veriyorlardı. Naziler “Tevrat’ın Tanrı tarafından seçilmiş üstün ve kutsal millet” inancını ters yüz eden Ari ırk kuramını Alman Meclisinde onaylayarak resmi yasa haline getirdiler. Nürnberg Yasaları Almanların, alt ırklar, Yahudiler ve Siyahlar ile evlenmesini yasaklıyordu. Etiyopyalı Yahudiler (Falaşalar) sırf derilerinin rengi siyah olduğu için toplumdan dışlanıyor, hatta kısırlaştırılıyor, ülke demokrasi maskesiyle gizlenmeye çalışılan fanatik bir din devletine dönüşmüş durumda.

[3] Zira Tevrat’a göre İbranilerin gelecekteki kurtarıcısı Maşiyah (Mesih) İbrahim’in soyundan gelecektir ve Filistin toprakları “Tanrı tarafından vaat edilen kutsal toprak olarak bu soya verilmiştir. İşte o nedenle İbrahim’den gelen döl, soy ve ırkın korunması, yabancılarla kesinlikle karışmaması, goyim uluslarla evlilik yapılmaması gerekmektedir. Musa’ya verilen buyruklar budur:
“Senin İsrail oğullarına söyleyeceğin sözler bunlardır. Siz bana kahinlerin krallığı ve kutsal millet olacaksınız. (…) Atalarınızın soyunu seçtiği için Rab sizi Mısır’dan çıkardı. Amacı sizden daha güçlü ulusları önünüzden kovmak, onların ülkelerine girmenizi sağlamak, mülk edinmeniz için onların topraklarını miras olarak size vermektir. (…) RAB’bin sonsuza dek size vereceği bu topraklarda yaşamak için RAB’bin buyruklarına uyun. (…) RAB sizi övgüde, ünde, onurda yarattığı tüm uluslardan üstün kılacağını, kutsal bir millet olacağınızı açıkladı. (…) RAB sizi yeryüzündeki tüm uluslardan üstün kılacaktır.” (Tevrat, Çıkış 19:6; Tesniye 4: 37, 38, 40; 26: 18-19; 28: 1) (…) O ulusları tamamen yok edeceksin; onlarla anlaşmayacaksın, ve onlara acımayacaksın; onlarla akraba olmayacaksın; kızını onun oğluna vermeyeceksin, onun kızını oğluna almayacaksın.” (Tesniye 7: 1-24)

[4] (Müslüman veya Hristiyan Filistinliler, Ortodokslar, Katolikler, Süryaniler, Dürziler, Çerkesler, Bahailer)

[5] Parantez içindeki açıklamalar tarafımdan eklenmiştir.

[6] The Hindu, Israel’s new law is a form of apartheid, Ilan Pappe, 26.7.2018, İngilizceden çeviri ED. Prof. Pappe şu an İngiltere Exeter Üniversitesinde Sosyal Bilimler ve Uluslararası İlişkiler Bölümde görev yapıyor. Üniversitenin Filistin Etno-Siyasal Araştırmalar Merkezi’nin direktörü. Sol görüşleri ve anti-siyonist eleştirileri nedeniyle İlan Pappe İsrail Meclisince suçlu bulundu. Eğitim Bakanlığı ülkeden atılması için çağrı yaptı, fotoğrafı gazetelerde yayınladı, hedef gösterildi, ölüm tehditleri aldı. Hayfa Üniversitesi Tarih Profesörlüğünden kovuldu, 2008’de İsrail’den kaçmak zorunda kaldı. Pappe’nin ailesi de 1930 da Nazilerden kaçmıştı ! Yazıları ve görüşleri Avrupa medyasınca görmezden geliniyor.
submitted by GreatJudge0 to u/GreatJudge0 [link] [comments]


2020.03.26 20:11 karanotlar Salgın Durumu Üzerine

Alain Badiou
Çeviri: Büşra Özcan ve Dicle Kızılkan
Başından beri, viral bir pandemi ile karakterize edilen güncel durumun hiç de öyle özellikle olağanüstü olmadığını düşündüm. AIDS’in (viral) pandemisinden kuş gribine kadar; Ebola virüsü, SARS1 virüsü, birkaç başka gribi de unutmadan –antibiyotiğin iyileştirmediği verem çeşitlerine, kızamığın geri dönüşüne değinmiyorum bile– dünya pazarının, tıbben yetersiz bölgelerin varlığı ve gerekli aşılar konusundaki küresel disiplinin eksikliği ile birleşerek kaçınılmaz olarak ciddi ve yıkıcı salgınlar ürettiğini biliyoruz (AIDS özelinde, birkaç milyon ölüm). Mevcut pandemi halinin, oldukça konforlu ‘Batı Dünyası’ndaki büyük etkisini saymazsak –ki bu bile başlı başına yeni bir önemi olmayan, bunun yerine sosyal medyada şüpheli ağıtları ve iğrenç ahmaklıkları ortaya çıkaran bir gerçek– bariz koruyucu önlemlerin ve yeni hedeflerin yokluğunda virüsün ortadan kalkması için geçecek sürenin ötesinde, neden bu kadar üst perdeden konuşmanın gerekli olduğunu anlamadım.
Dahası, devam eden salgının gerçek adı hatırlatmalı ki, gökkubbenin altında yeni bir şey yok. Bu gerçek isim SARS 2, yani ‘Ağır Akut Solunum Sendromu 2’, tanımın (2003 baharında dünyaya yayılan SARS 1 epidemiğinden sonra) ikinci defa kullanıldığını gösteriyor. O zamanlar ’21. yüzyılın ilk bilinmeyen hastalığı’ olarak adlandırılmıştı. O halde mevcut salgının hiçbir şekilde, radikal ölçüde yeni veya eşi benzeri görülmemiş bir şey olmadığı açıktır. Bu yüzyılda türünün ikinci örneğidir ve ilkinin varisi olabilir. Öyle ki bugün yetkililere tahmin konusunda yöneltilebilecek tek manalı eleştiri, SARS 1 deneyiminden sonra SARS 2 ile mücadele etmeyi mümkün kılacak hakiki araçları sağlayabilecek araştırmaların fonlanmamış olmasıdır.
Bu yüzden diğer herkes gibi kendimi evimde tecrit etmeye çalışmaktan başka yapacak bir şey veya diğer herkesi aynısını yapmaya teşvik etmeyi amaçlayan laflardan başka söylenecek bir söz olduğunu düşünmedim. Bu noktada katı bir disipline bağlı kalmak, en çok maruz kalanlara destek olmak ve temel koruma sağlamak açısından gereklidir. En çok maruz kalanlar, enfekte olanlar dahil diğerlerinin disiplinine güvenebilmeleri gereken, ön cephede yer alan sağlık personeli; bakım evlerinde bulunan yaşlılar gibi en zayıf olanlar ve hastalığın kendisine bulaşma riski yüksek olan, her gün işe gidenlerdir. ‘Evde kal’ emrine itaat edebileceklerin disiplini, evi olmayanlara veya ev demeye bin şahit isteyecek yerlerde yaşayanlara güvenli bir barınak bulmayı ve önermeyi de kapsamalıdır. Bu durumda otellere el konulması tasavvur edilebilir.
Bu görevlerin giderek daha acil olduğu doğrudur ancak en azından ilk tahlilde, büyük bir analitik çabayı veya yeni bir düşünme biçiminin oluşturulmasını gerektirmiyor.
Ama yakın çevremde rastladıklarım da dahil olmak üzere, yarattıkları kafa karışıklığı ve içinde bulunduğumuz basit durumu anlamadaki mutlak yetersizlikleriyle beni öfkelendiren çok şey okuyor ve duyuyorum.
Bu buyurgan bildirgeler, patetik çağrılar ve ısrarlı suçlamalar değişik biçimler alsa da hepsi mevcut pandeminin inanılmaz basitliğini ve acayiplik yokluğunu hor görme konusunda bir. Kimileri, doğası gereği yaptığını yapmaya mecbur güçler karşısında gereksizce bir kölelik halinde. Ötekilerse gezegene ve onun esrarına yakarırlar, ki beyhudedir. Berikiler her şeyde talihsiz Macron’u suçlar ki garibim epidemi ya da savaş zamanlarında devletin başı olarak ne yapması gerekiyorsa onu yapmaktadır ve işini yapmakta diğerlerinden geri kalıyor da değildir. Bazıları, eşi görülmemiş bir devrimin (virüsün imhasıyla olan bağı hala anlaşılmaz olan) kurucu olayı hakkında kuru gürültü yaparlar - devrimcilerimiz yeni bir araç filan da sunmamıştır bu arada. Kimileri kendilerini kıyamet karamsarlığına batırır. Diğerleriyse çağdaş ideolojinin altın kuralı ‘önce ben’in bu defa kendilerine çıkar sağlamayışından, yardım etmeyişinden ve hatta belanın belirsizce sürmesinin suç ortağı oluşundan ötürü örselenmiş hissederler.
Görünen o ki salgının zorluğu her yerde Aklın esas işlevini ortadan kaldırıyor, özneleri Orta Çağ’da veba ortalığı süpürürken gelenekselleşmiş acınası tesirlere dönmeye zorluyor (mistisizm, uydurma, dua, kehanet ve lanet).
Sonuç olarak, bir şekilde bazı basit fikirleri bir araya getirme mecburiyeti hissediyorum. Onlara memnuniyetle Kartezyen derdim.
O halde, başka yerlerde pek bayağıca tanımlanmış ve bu yüzden de pek bayağıca ele alınmış sorunu tanımlayarak başlayalım.
Bir salgın, doğal ve toplumsal belirlenimler arasında her zaman bir bağlantı noktası olması gerçeği nedeniyle karmaşıktır. Kapsamlı analizi çaprazlamadır; kişi iki belirlemenin kesiştiği noktaları kavramalı ve sonuçları buna göre çıkarmalıdır.
Örneğin, güncel salgının ilk dayanağı yüksek ihtimalle Wuhan bölgesinin pazarlarında bulunabilir. Çin pazarları tehlikeli kirlilikleriyle, üst üste yığılmış her türlü canlı hayvanın açık hava satışının engellenemeyişiyle bilinirler. Dolayısıyla belirli bir anda yarasalardan gelen virüs, vasat hijyen koşullarında ve kalabalık ortamda, bir hayvan formunda kendine yer bulmuştur.
Virüsün bir türden diğerine olan yörüngesi böylece insan türüne doğru seyreder. Tam olarak nasıl? Henüz bilmiyoruz ve yalnızca bilimsel çalışmalardan öğrenebileceğiz. Hazır değinmişken, kendilerine bakılırsa her şeyin kökeninde Çinlilerin yarı canlı yarasa yemesi yatan, internette dolanan tipik ırkçı anlatılara ve sahte görsellere sövelim...
Sonunda insana ulaşan hayvan türleri arasındaki bu yerel geçiş tüm meselenin başlangıç noktasıdır. Bundan sonrası artık yalnızca çağdaş dünyanın temel bir verisinin işlenmesidir: Çin’in devlet kapitalizminin emperyal rütbeye yükselişi, diğer bir deyişle yoğun ve evrensel bir şekilde dünya pazarında bulunma durumu. İşte karantina başlayana dek çoktan sayısız yayılım ağının oluşmuş olmasının sebebi budur. Çin hükümeti çıkış noktasını, yani 40 milyon nüfuslu bir eyaleti son derece başarılı bir şekilde tecrit etmişti; fakat bu hamle epideminin yerküreye yayılmak üzere yola çıkışını, uçaklarla ve gemilerle taşınmasını durdurmak için fazla geç kaldı.
Salgını açıklığa kavuşturucu, benim çifte eklem dediğim şu detayı bir düşünün: bugün SARS 2 Wuhan’da zapt edildi ancak birçoğu yurtdışından gelen Çin vatandaşları sebebiyle Şanghay’da bir sürü vaka var. Dolayısıyla Çin’de ilki arkaik sonraki modern olmak üzere; kötü koşullara sahip eski usul pazarlardaki doğa-toplum kesişimi ile kapitalist dünya pazarının hızlı ve aralıksız hareketliliğine dayanan küresel dağılım arasındaki bağı gözlemleyebiliyoruz.
Sonrasında devletlerin yerel olarak bu dağılımı bastırmaya çalıştığı aşamaya giriyoruz. Salgın çaprazlama/evrensel ilerlerken hükmün yerel kaldığını da belirtelim. Bazı ulus-ötesi otoritelere rağmen, ön cephede olanların yerel burjuva devletler olduğu açıktır.
Burada çağdaş dünyanın büyük bir çelişkisine değiniyoruz. İmal edilen malların seri üretim süreci de dahil olmak üzere ekonomi, dünya pazarının himayesi altına girmektedir; basit bir cep telefonu montajının bile en az yedi farklı devlette, maden sektörü de dahil olmak üzere işgücü ve kaynakları harekete geçirdiğini biliyoruz. Ne var ki siyasi güçler esasen ulusal ölçekte kalmaktadır. Avrupa, ABD gibi eski emperyalizmler ile Çin, Japonya gibi yeni emperyalizmler arasındaki rekabet, kapitalist bir dünya devletiyle sonuçlanacak herhangi bir süreci dışlamaktadır. Salgın aynı zamanda ekonomi ve politika arasındaki ayrımın çirkince kendini teşhir ettiği bir andır. Avrupa devletleri bile virüs karşısında politikalarını zamanında ayarlamayı başaramıyorlar.
Bu çelişkinin gölgesinde, ulus devletler riskin doğası onları yetkilerinin eylem ve biçiminde değişiklik yapmaya zorlasa da Sermaye’nin işleyişine mümkün olduğunca riayet ederek salgınla baş etmeye çalışıyor.
Ülkeler arasındaki bir savaş durumunda devletlerin, yerli sermayeyi kurtarmak için, beklenileceği gibi yalnızca halk kitlelerine değil burjuvaziye de hatırı sayılır sınırlamalar getirmek zorunda olduğunu çok uzun zamandır biliyoruz. Kimi endüstriler doğrudan hiçbir paraya çevrilebilir artı değer yaratmayan askeri teçhizatın ölçüsüz üretimi adına neredeyse tümüyle millileştirilmiştir. Çoğu burjuva memur olarak silah altına alınmış ve ölümle karşı karşıya getirilmiştir. Bilim insanları yeni silahlar üretmek için gece gündüz çalışmış, pek çok entelektüel ve sanatçı ulusal propaganda ihtiyacını karşılamaya zorlanmıştır, vb.
Bir salgınla karşı karşıya kalındığında bu türden bir devletçi refleks kaçınılmazdır. Bu nedenle, Macron ve başbakan Edouard Philippe’in ‘refah’ devletinin dönüşüne ilişkin açıklamaları (işsizleri desteklemek için harcama yapmak, dükkanları kapanan serbest çalışanlara yardım etmek, devlet hazinesinden 100 ya da 200 milyar talep etmek ve hatta ‘millileştirme’ ilanları) şaşırtıcı ya da paradoksal değildir. Buradan çıkan sonuç Macron’un kullandığı metaforun –Koronavirüse karşı savaştayız– doğru olduğudur: Savaşta ya da salgında, devlet stratejik bir felaketten kaçınmak için kimi zaman sınıf doğasının olağan seyrini ihlal etmek, daha otoriter ve umumu hedefleyen uygulamaları üstlenmek zorunda kalır.
Bu tutum, mevcut toplumsal düzenin içinde kalarak ve mümkün olan en yüksek kesinlikle, salgını zapt etme amacının –Macron’un metaforunu yeniden ödünç alırsak, savaşı kazanmanın– bütünüyle mantıksal sonucudur. Şakası olmayan, doğa (dolayısıyla bilim insanlarının bu konudaki rakipsiz rolünü) ve toplumsal düzeni (dolayısıyla devletin, ki başka türlüsü olamazdı, otoriter müdahalesini) kesiştiren ölümcül bir sürecin yayınımının dayattığı bir zorunluluktur.
Bu çabanın ortasında büyük bir boşluğun belirmesi kaçınılmazdır. Koruyucu maske yokluğunu ve hastane izolasyonu konusundaki hazırlıksızlığı göz önünde bulundurun. Ama kim bu tür bir durumu ‘tahmin etmekle’ böbürlenebilir ki? Belirli açılardan devletin mevcut durumu engellemediği doğru. On yıllar içinde ulusal sağlık sistemini, kamu yararına hizmet eden tüm devlet sektörleriyle birlikte zayıflatarak devlet, yıkıcı bir salgına benzer hiçbir şey ülkemizi etkileyemezmiş gibi davrandı. Bu açıdan devlet, yalnızca Macron şahsında değil, geçtiğimiz 30 yılda göreve gelenlerin tümü şahsında, mutlak suçludur.
Ancak şu belirtilmelidir ki, belki birkaç yalıtık bilim insanı haricinde, hiç kimse Fransa’da bu tür bir salgının yaşanabileceğini öngörmemiş, bunu hayal dahi etmemiştir. Pek çok kimse büyük ihtimalle bu tür bir şeyin izbe Afrika ya da totaliter Çin’e müstahak olduğunu düşünmüştür, demokratik Avrupa’ya değil. Nutuk atma ve son zamanlarda kendilerine seçtikleri gülünç hedef Macron hakkında yaygara koparmaya devam etme hakkının tadını çıkaran solcular –ya da Sarı Yelekliler ve hatta sendikacılar– da bunu kesinlikle öngöremediler. Tam tersine, salgın Çin’den gelmekteyken, çok yakın zamana kadar, onların –kim olursa olsun– bugün olan bitene ilişkin iktidarın aldığı önlemlerdeki gecikmeleri yüksek sesle mahkûm etme ehliyetlerini elinden alması gereken kontrol dışı toplantılar ve gürültülü gösteriler gerçekleştirdiler. Doğrusunu söylemek gerekirse Macron devletinden önce bu tedbirleri hiçbir siyasal güç almamıştır.
Devlet bakımından durum, burjuva devletin açıklıkla, kamusal olarak, burjuvaziden daha geniş kesimlerin menfaatine davranırken, stratejik olarak gelecekte bu devletin genel biçimini temsil ettiği sınıf çıkarlarının üstünlüğünü sürdüreceği mahiyettedir. Bir başka deyişle, konjonktür devleti, kendisi genel mahiyette olan bir düşmanın –savaş zamanlarında bu yabancı işgalci olabilir, mevcut durumda SARS 2 virüsüdür– içerideki varlığından ötürü durumu yetkili temsilcisi olduğu sınıfın çıkarlarını daha kamusal çıkarlarla kaynaştırmaya başvurarak kontrol etmeye zorlamaktadır.
Bu tür bir durum (dünya savaşı ya da dünyasal salgın) politik düzlemde ‘tarafsız’dır. Geçmişteki savaşlar yalnızca iki durumda, Rusya’da ve Çin’de – bunlar o dönemin imparatorlukları bakımından aykırı değerler olarak adlandırılabilir– devrimleri tetikledi. Rusya örneğinde bunun nedeni Çarlık rejiminin her anlamda ve çok uzun süredir, ve aynı zamanda bu uçsuz bucaksız ülkede gerçek bir kapitalizmin doğumuna potansiyel olarak adapte olan bir güç olarak, gerilemesiydi. Ve ona karşı, Bolşevikler suretinde, olağanüstü liderler tarafından iradeli bir biçimde yapılandırılmış, modern bir politik öncü mevcuttu. Çin örneğinde, devrimci iç savaş dünya savaşını öncelemişti ve Çin Komünist Partisi henüz 1940 senesinde denenmiş ve sınanmış bir halk ordusunun başında bulunuyordu. Buna karşın hiçbir Batılı güç muzaffer bir devrimi tetiklemedi. 1918’de yenilen Almanya’da bile Spartakist ayaklanma hızlıca ezildi.
Bundan alınacak ders açık: sürmekte olan salgın, salgın olarak, Fransa gibi bir ülkede kayda değer hiçbir siyasal sonuç doğurmayacaktır. Burjuvazimizin –yeni başlayan homurdanmaları ve yaygın olsa da eften püften sloganları göz önüne alınacak olursa– Macron’dan kurtulma vaktinin geldiğine inandığını varsaydığımızda bile bu hiçbir kayda değer değişiklik anlamına gelmeyecek. ‘Siyaseten doğru’ adaylar, köhne olduğu kadar tiksinti verici de olan ‘milliyetçiliğin’ küflenmiş bir biçiminin müdafileri olarak halihazırda kulislerde beklemekte.
Bu ülkenin politik koşullarında esaslı bir değişimi arzulayanlar olarak bu salgının doğurduğu aralıktan ve hatta –bütünüyle gerekli olan– izolasyondan politikanın yeni biçimleri, yeni politik alanlara ilişkin tasarılar ve komünizmin görkemli yaratımını ve –ilgi çekici olmakla birlikte son kertede yenilgiye uğramış– devletçi deneyimini takip edecek olan ulus-aşırı üçüncü aşaması üzerine çalışmak için faydalanmalıyız.
Ayrıca salgın gibi bir hadisenin kendi başına politik olarak yaratıcı bir yönde etkili olabileceğine inanan her bakış açısının sıkı bir eleştirisini gerçekleştirmek gerekiyor. Salgın hakkındaki bilimsel bilginin genel yayılımına ilaveten, politik bir talep yalnızca hastaneler ve halk sağlığı, okullar ve eşitlikçi eğitim, yaşlıların bakımı ve bu türden başkaca sorunlara ilişkin yeni ifade ve görüşlerle sürdürülebilir. Herhalde yalnızca bunlar mevcut durumun su yüzüne çıkardığı tehlikeli güçsüzlüğün bilançosu ile birlikte telaffuz edilebilir.
Sırası gelmişken açıkça ve cesaretle sözde ‘sosyal [olan] medya’nın, bir kez daha palavracıların akli felcinin, raydan çıkmış söylentilerin, nuh nebiden kalma ‘yenilikler’in keşfinin ve hatta faşizan gericiliğin yayılması için bir zemin olduğu açıkça ve cesurca gösterilmelidir.
İzolasyonumuz süresince bile ve hatta özellikle de bu süreçte, bilim tarafından kontrol edilebilir hakikatler ve yeni bir politikanın ayağı yere basan perspektifleri, yerelleşmiş deneyimleri ve stratejik amaçları haricindeki hiçbir şeye güvenmeyelim.
https://www.teorivepolitika.net/index.php/component/k2/item/696-salgin-durumu-uzerine
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]


2020.02.09 11:59 SikiTuttunSaruman KGB REDDİTİN KURULUŞU 8.BÖLÜM

Her şey çoktan sona erdi.
Sarumanın günlükleri 9. Kayıp cilt, 2.ekleme, sayfa 1119
~~ Bu bölümün müziği~ ~
"Ne ilginçtir ölüm!"
Diye bağırdı u/YanikTheGent
KGBTR ayaktayken içtiğimiz şarapların ahengine kapılmıştı o da.
Beyaz asamı alıp ilerlerken geçtim tonla hobbitin arasından, tavernamızda yine soğuk yellerin yadigarı bulutların gür şarkısı patlıyordu. fakat bu sefer tek bir farkla, masanın üzerinde zıplayan u/rientala19'un ayak sesleri bozuyordu tüm ritmi.
Rasathanenin sokağını geçtiğimde sıhhiyeye gelmiştim, yatağında yatan u/s_v_m gülümsüyordu.
"Hala iyileşemedin mi babalık?"
"Ölü gibiyim amına koyayım, benim yerime siz sikersiniz artık repostları" dedi gülerken. Kapıda u/ministerblackveil ve u/berdog elf peksimetleriyle iyileşmesine yardım etmek için bekliyordu.
Yolda gördüğüm u/aprencher'in koluna girdiğimde ise ağzımdan çıkacak bir deli saçmasına inanabilecek yegane adamın o olduğunu biliyordum. "Gitmemiz gerek"
"Nereye Saru? Delirdin mi sen amk?" diye sorgularcasına bakıyordu suratıma, kelimesini ağzına tıkıp devam ettim konuşmama.
"Shadowban ve diğer tonla şey gelmek üzere. u/IAmAHustle u/borderlineomer'i kurtarmak için gitti bile."
"Kgb yalnız kalacak..."
"Zor, ama imkansız değil." diye cevapladı sitemimi.
Her şey giderek daha karmaşık hale geliyordu. Tüm bu soru işaretlerinin arasında aklımdaki tek çıkış yolu, u/s_v_m'nin de bizimle gelmesi olabilirdi sadece. Birkaç komutana ihtiyacımız vardı.
"u/mcakici nasıl olur?" diye sordum sesimi yükseltmeden. Bir büyücünün sessizce bir şeyler fısıldaması ise çoktan dikkatleri çekmişti bile.
"Oo, vay saru. Neler oluyor böyle fısır fısır. Ne işler çeviriyorsun?" diye yaklaştı u/ImmortalThoth. Her şeye muhalefet orospu çocuğu yine bir şeylere çomak sokmuş, cevabımızı bekler duruyordu.
"Dinle..."
"?"
"Bir yolculuğa çıkmamız gerekiyor. Beklenmedik bir yolculuğa..."
"Ben varım, planı anlat."
Bu fazlasıyla cesur adam ille de tüm planı duymak istiyordu, fakat maia ruhum istemiyordu gerçekleri saçmaya ortalığa. En azından zamanı gelene kadar.
"1 kasımda bizim ile kgb controversial posts'ta benim postun altına buluş, sana her şeyi anlatacağım." dedim eline bir altın tutuştururken.
"Pekala, seni hınzır büyücühehe" diye gülümseyerek çekildi ortalıktan elindeki altının gerçekliğini dişleriyle kontrol etmeyi unutmadan. Bir kişi daha.
************************************************************************************************
O günün sonuna gelene kadar elimden geldiğince çok insana ihtiacım vardı. Lord'un Textpost çağrısı ile ghostları toplamasının ardından bu gereken şey olabilirdi. Tüm kgb'nin içinde olacağı bir aktivite düzenlemeyi deneyebilirdik, ya da elimize yüzümüze bulaştırıp karanlığa esir düşer ve goblinlerin kör yüreklerimizi çürük dişleriyle parçaladığı ana kadar acı icinde dönerdik. Seçim bize aitti.
"Ne düşünüyorsun saru?" diye yaklaştı u/Cathessis. Planımıza o da dahil olacaktı, hem de en beklemediği anda. hehehe. Fakat şimdilik dikkatini dağıtmam gerekiyordu, asamı bir at gibi yola sürdüm ve üzerine atladım; arka kısmına deh diye vururken zıplaya zıplaya uzaklaşıyordum ondan. Sinsi planlarımı farketmiş olamazdı...
"Nerey..."
"Acelem var vuhuu yeni edit yapmam gerek" dedim ak saçlarım suratıma vururken. Zıplaya zıplaya gitmem kafasını karıştırmıştı, işte bu! Şimdi tek ihtiyacım u/terstensaplayan123'ten alacağım bir nsfw ile zabumafuyu bu yolculuğa hazırlamaktı. Yehuv Saruman! İşte şimdi çüklerin savaşma vakti, nasıl olsa downvoterları hakladık sayılır.
Kapıdan girmemle üzerime tekrar hüzünün çoktüğünü hissettim, hala daha shelob ile ayrılığımızın yükleri duruyordu üzerimde. Fakat gerçek bir kgbli üzülmezdi. Sadece seks yapar ve çiğ et kemirirdi, parçalayıp yoluma devam etmeliydim.
*************************************************************************************************
1 Kasım
O sabah sessizce yürüyüp controversial postun altında yerimi almıştım. u/ImmortalThoth da keza oradaydı, ağzımdaki baklayı çıkarmanın zamanı gelmişti.
No nut geldiğine göre şafak sayma vakti. Arkama geçin hobbitler ve KGB, uzun bir yolculuğa çıkıyoruz...
Sesler kesildi kgbde, savaşın üzerinden geçen sadece birkaç günün ardından bunu kimse beklemiyordu sanırım. Ayrıca herkesin kafası sikile sikile türk kahvesi gibi olmuştu, beklediim tepki pek de farklı sayılmazdı aslında.
"Ben varım" diye bağırdı delinin biri, bu u/Lephistodesign'di. "Hadi yola çıkalım!"
Vay canına, hızlı olmuştu.
"Sizinleyim" diye yanıma geldi u/rientala19, sayının giderek artışı ilgimi çekiyordu; dün gece yağlaya ballaya çektiğim 31in ardından bu iyi gelmişti.
"Ben de varım!" diye bağırdı u/Cathessis, "size bir rehber lazım".
Giderek artıyordu sayımız, ilginçleşiyordu her şey.
"Yürü, Saruman!" diye bağırdı mod nişanıyla u/YanikTheGent, istemsizce gaza getiriyordu beni. Keza bir süvari isterdik yanımızda. Masanın üzerinde Textpost gününe özel bırakılmış, kelimelerden bir nsfw gördüm, her şeyi daha da güzel yapıyordu.
Nsfw'nin kendisi
Vay amk.
Hızlı hızlı u/TigrisSs'in yanına yürüdüm, fakat o oralı olmadı. Durumun imkansızlığından dem vuruyordu keza. Fakat yapabilirdik.
"Ben denemiştim daha önce..." dedi u/lettersnumbers_-, "şimdi ne yapmamız gerekiyor?"
Tam da işin siklere varan kısmından bahsedecektim ki bir ses daha yükseldi:
"Milleti gaza getirip, engelleyip zeytin yağı ile 31 çekeceksin. Kanmayın bu deliye, günde 5 postası var!"
İşler çığırından çıkıyordu giderek, böyle giderse asla ilerleyemeyecektik bile. Ne diyeceğimi düşünürken de aklım iyice dolmuştu, ayrıca tereyağı daha iyi olmuyor muydu amk?
"Saruman!" diye girdi konuşmaya u/s_v_m, Deus ex machine gibi belirmişti kapıda orospu çocuğu
"SikiTutmaSaruman!"
Vay amına koyayım, ne ara iyileşti bu da post atıyor. Neyse neyse, bir cüceden zarar gelmez, hele ki böyle bir yolculukta.
"Pekala, o zaman karar verilmiştir. Arkama geçin, gidiyoruz! Heybelerinizi doldurun ve kılıçlarınızı alın sadece, fazlasına ihtiyacımız yok. u/Cathessis bize yolu gösterecek, ha bir de..."
Sorgulayan bakışlar üzerimde yükselirken eline telefon verilmiş avrupa yakası gaffur gibi kalmıştım, ama bombayı patlatmanın tam zamanıydı.
"...bir de 30 gün kremşantiyi balla karıştırmayacağız"
"?"
"Diyorum ki, yumurtayı küçük kapta çırpmayacağız beyler"
"???"
"Yahu harcı fırına atmayacağız işte!"
"FINDIKLIKEK TARİFİ Mİ VERİYORSUN AMK SARUMANI?!"
"Amnskm 1 ay 31 çekmeyeceğiz işte." Fırladı gitti.
“Sen kafayı sıyırmışsın.”
Tam olarak öyle olabilirdi, kadim zabumafu da bu durumdan pek hoşnut sayılmazdı, fakat yapabileceğimizi biliyordum.
“Hadi yola çıkalım.”
*********************************************************************************************
Gün 1
Cathessis ile konuşup yola çıktık, 3 yıldır bu yolun müdavimi olmuş bir adam olarak ihtiyacımız olan yardımı alacağımız kesindi, o ise bizi dar geçitlerle dolu heybetli bir dağın içinde bekliyor olacaktı. İşin ilginci, daha ilk günden bir sürü insanı geri dönerken gördük, pornhub parametreleri gösteriyordu ki 20 milyon kişi çoktan vazgeçmişti bile. Daha ilk günden… İyi yanından bakarsak ise 2 gün önceden herkes sikini duvarlara vura vura 31 çekmiş olacaktı ki, hiç kimseyi kaybetmemiştik. En azından böyle olduğunu sanıyorduk…
*Saat 02:30, Kgb çıkışı eski ormanın derinlikleri, geçici bir post çadırı.
.
Svm: Hadi beyler ben de yatıyorum amk iyice geç oldu, başımıza bir iş gelmesin
u/phalakne: Ben de 2 gün önce niyet ettim allah rızası için son pornomu izlemeye. Sapasağlamız hala, tık yok. Ben nöbeti alırım, hem edit fikri falan geliyor gece olunca, iyi oluyor.
2:45
.
...
"HASSİKTİR!"
Phalakne'nin bağırışıyla kalktım yer minderimden, ne oluyor amına koyayım bu saatte? Gece gece yine köyden atılmış orkların biri tagsiz nsfw paylaşsa, yine de ilk günde sayılırdık sonuçta. Hem bu orospu çocukları zaten genelde redditearth'de yeni oldukları için bir kere ban yediler mi, geri girmezlerdi, yani başka bir şey vardı kesin, ben de asayı çekip çıktım dışarıya; tabi her yer zifiri karanlık, sol elini bile zor görürsün. Sesin geldiği yön aynı zamanda sağımda, kamp ateşinin arkasında olması gereken bir çadırın arkasında kalıyordu, yani en azından öyle olmalıydı fakat dediğim gibi o karanlıkta biri sol taşağınızı çalsa sağdakinin haberi olmazdı. Asayla yolumu kontrol ede ede ilerledim.
Çadırın arkasına vardığımda ise yerde yatan cüceyi gördüm. Onu tanımamam imkansızdı, çünkü yerde yatan can dostum u/corneliusvanbaerle'den başkası değildi, phalakne sağ elini sarıyordu bir bezle. Sakalına bulaşmış zamk ise boynuna dökülüyordu.
"Bir dryad. Ağaç ruhu."
"Ne oldu!" diye sarstım omuzlarından tutarak, bilinci kapanıyordu. Bu ormanın bizi kabul etmeyeceğini ta en başından beri biliyordum ama o olamazdı. Daha ilk günden can dostumu kaybedemezdim.
"Üzgünüm Saruman, ben... Ben kaybettim. Bensiz devam edin."
Bir anlığına "Hayır" demek istedim, fakat artık çok geçti. Phalakne yavaşça ayağa kalktı bir iğneyi corneliusun eline sardığı beze tuttururken. Yapacak bir şey olmadığını vurguluyordu adeta, ben de yük taşıyan keçilerden birinin bağını çözdüm. Üzerine atlarken son bir defa baktı hepimize, bitap düşmüş sayılırdı ama az bir yol vardı gitmesi gereken. u/TigrisSs onun geldiğini görecek ve orada onu alacaklardı büyük ihtimal. Son bir kez baktım gitmeden önce, kısa bir cümle kurdu:
"En azından lord usülü oldu, sakalımıza da bulaştırmadık demeyiz!"
Sonrasında sakalındaki zamkı çıkarmaya çalıştı gözden uzaklaşırken, fakat tek yaptığı diğer eline bulaştırmak oldu tabi.
**********************************************************************************************
Gün 3, u/soyadi elendi.
**********************************************************************************************
Gün 5 Post'u (bas buna önemli). Güvenilir dostum u/aprencher ve onca kişiyi kaybettik. Yolda karşılaştığımız bir mutfuck robotu (tam seçemedim ama yüzü aşırı tanıdık geliyordu) ise garip bakışlarla izledi bize yola devam ederken. Yaklaşık 23 kişiyiz.
*********************************************************************************************
Gün 9.
  1. günden beri u/ovzan'ı görmedik. Umarım başına bir şey gelmemiştir, yolumuza devam ediyoruz. Ha bir de, u/ormanayisi erzağımızın büyük bir çoğunluğunu (özellikle bal) yemiş durumda. Bize cesaretlendirici olaylar anlatıyor en azından, çöldeki kutup ayılarının içinde yer aldığı mitler de var tabi ama sanırım hiçbirimiz o kadar bahtsız değil. Yani sanırım benim dışımda hiçbirimiz. Amk kutup ayıları.
********************************************************************************************
Gün 11.
u/Cathessis ile buluştuk, fakat çoğumuz eksik bir şekilde. Tek tek isimleri saydı kontrol etmek için, ama iyiyiz iyi. Ayrıca bugün palantirle bakarken u/yusufokur'un eski sevgilim sakso çekmiş isimli bir çalışmasına denk geldim. orosbuçocu.
********************************************************************************************
Gün 14.
Zorlanmaya başladım. Gittiğimiz yol bile gittikçe kararıyor, gökteki martıdan yerdeki karıncaya kadar. Ayrıca zabumafu harry potterdaki seçmen şapkaya döndü amk, konuşmaya başladı galiba. Bu arada yolda birkaç kgbliyle daha karşılaştık, sayımız eskisine yaklaştı sayılır.
********************************************************************************************
Gün 23.
Nindalf bataklığında gruplara ayrıldık. Ben hobbit u/rientala19 ve u/Brkndt ile kaldım.
********************************************************************************************
Gün 24.
Toplanmayı başardık, fakat mental olarak çöküntülerin altındayız sanırım. Her şeye muhalefet orospu çocuğu u/ImmortalThoth ve u/7piis de bizimle, 9 kişiyiz. Bataklıkta çoğumuz kayboldu veya çok daha kötü şeyler oldu, bilmiyorum...
********************************************************************************************
GÜN 28.
Orodruin'e çok yaklaştık. Hepmizin elinde nsfwler hazır bir şekilde bulunuyor, ve iskandinav tanrıları gibi ruhlara dönüşecek halde gibiyiz. Ne yapacağımızı biliyoruz. İşin ilginci, grupta N'ut'a çıktığımız ilk gün tonla nsfw paylaşılmasına rağmen bugünlerde tık yokmuş, yani en azından palantir öyle söylüyor. Elimizdeki nsfwleri sonsuzluğun ateşinde yok edebileceğimiz tek yere gidiyoruz, Kgb'den çok uzaktaki bir yanardağa.
********************************************************************************************
Gün 29. Orodruin'e vardık. Saat 00:00'da alevlerin en kızgın olacağı ana az kaldı. Umarım birileri hata yapmaz...
Umarım...
******************
Gün 30'un sonu...
Heybemin cebinden bildiğim yegane nsfwleri çıkardım, çok az kalmıştı. bunları son zamanlarda çevre nsfw sublarından toplamıştım, yani gonewild'dan bahsetmiyorum. çok daha derin ve uzun bir yolculuğa aitlerdi hepsi. Benim değerli Nsfw'lerim!
Değerli...
"Bunu yapmasak ne olur ki?" diye sordu u/rientala19, ne olabilirdi harbiden? Kgbye geri döner ve yaptığımızı söylerdik, bir filmdeki domuz sikme sahnesi gibi olurdu. Herkes ezilmiş bir kondom verir ve yaptığını söylerdi ve geek kulübe alınırdı, her şey sakince devam ederdi. Ama yapamazdık. Tüm bu yolculuğumuzun yegane bir amacı vardı, ve bunu başaracaktık.
Saat 00:00
"ATIN!" diye bağırdı birisi, kıyamet koptu! Tonlar cevher düşüyordu lavların arasına, tonla düş sona eriyordu. Cazgır alevler yükseldi, suratımızı yakan sıcaklığın sessiz hükmü gözyaşlarına karıştı; ve bitti. Başardık?
"Ben atmayacağım!"
Aniden sesin geldiği yöne döndüm, ceketindeki nicki okumaya çalıştım: u/ENESM1.
Üzerine doğru koştururken dağ kızmıştı sanki, zangırdıyordu. Zorla üzerine atılırken hepimiz gözü dönmüş bir şekilde koşturuyorduk. Bunun bedelini sadece o değil, hepimiz öderdik. Hem bizim değerli nsfwlerimiz gitmişti, onunki ne hakla duracaktı?!
"VER ONU." Diye atılırken u/ormanayisi, fakat sağa atılıp sıyrıldı hobbit.
"Hayır! Dur!"
rientala kamasını çekti belinden, sağ elinde sıkıca tutmuş şekilde üzerine yürüdü.
"Durun, durun!"
Çevik bir hamleyle yüksekçe bir yere çıktı u/ENESM1, gözleri başka birine ait bir ışıkla parlıyor, aklını leş kargalarına yedirmişçesine bir sağa bir sola bakıyordu.
7piis yayını çekti şaşkınlığını atlatıp, fakat... sanki farklı bir şey vardı.
"Anlatacağım bir şey!"
7piis'in omzuna dokundum,
"Dinlemeliyiz, Söyleyecekleri olmalı."
Oku sol omzunu sıyırıp geçti konuşmacının.
"Bakın"
O onu oradan çıkarana kadar orada dahi olduğunu farketmediğimiz duvarların arasındaki büyülü bir taşı çekti tüm gücüyle, parlak bir ışık yayıldı boşluktan. Bu büyüyü biliyordum. Kadimlerden kalma eski bir mühür. Sadece yılda çok kısa bir an, bir saatten bile kısa, burasının açık olduğu anlamıNedendir ki İçeride gizlenmiş nsfwleri gördüm, o zaman anladım sanırım. Elindeki nsfwyi de onların arasına koydu.
"Ben, ben devam edeceğim. Buraya daha önce de geld"
"Hadi ordan!" diye kesti rientala.
"Bunun imkanı yok."
Fakat konuşmasına devam etmesi için u/brylmz eliyle işaret etti enesm1'e.
"Buraya daha önce de geldim, yolları biliyorum. Fakat tek gelenler sizler değilsiniz. Bambaşka yerlerden, ismini dahi duymadığınız sublardan gelen tonla insan var, birisinin yol göstermesi gerek. Bunları ise saklıyorum çünkü..."
"Çünkü?"
"Çünkü zaten onlara asla bakamıyorum. Bu benim 'kaderim', Buraya gelenlere yol göstermek. En azından buraya gelene kadar bundan emin değildim, fakat artık biliyorum. Her şey, tüm bunlar. Ben devam etmek istiyorum. Bu yüzden, ne olursa olsun buraya geri döneceğim, bambaşka insanlarla birlikte. Her şey için size minnettarım."
Öyle ya da böyle, sanırım herkes bir şekilde bu delinin dediklerine bir şekilde -şu kaya numarası etkileyici olmuştu tabi bir de- inanmıştı. Bizim ise artık gitmemiz gerekiyordu, kgb kasabasında bizi bekleyen tonla insanımız vardı nihayetinde. Hem nasıl olsa geri dönüş için ise kimsenin bilmediği bir yol biliyorduk, maksimum 10 saat sürerdi koca yolu dönmemiz. Fakat insanların hafızalarına bu dönüş yolculuğunu da bir 30 gün sürmüş gibi eklememiz gerekecekti. Peki madem kısa yol vardı da biz neden uzun yolu tercih ettik? Neden nude'ları kartallarla götürmedik? Sanırım önemli olanın yol değil yolculuk olduğunu asla bilemeyecekler ha zabumafu. hop.
...
şş! kalkma zamanı lan nut bitti! Lan!
LAN!
******************************************************************************************************************************************************************************
Ve N'ut böylece sona erdi...
******************************************************************************************************************************************************************************
submitted by SikiTuttunSaruman to KGBTR [link] [comments]


2019.11.08 01:19 furkantopal Yunan müzikleri ve kültürü üzerine [Yorumlarınızı bekliyorum mutlaka]

Şimdi size keşfettiğim bazı Yunan müziklerinden en beğendiklerimi paylașacağım. Bu başlığı temelinde onun için açtım, ama aynı zamanda biraz da öğrendiklerimi ve bunun hakkındaki düşüncelerimi paylaşmak istiyorum. Ve bunun üzerine sizlerden yorumlar almak. Bildiğiniz gibi Yunanistan'a gitmeyi planladığım için, Yunan kültürünün iç yüzünü araştırmaya koyuldum. Üniversitede Tarih okuduğumdan ve araştırmacı bi kişiliğe sahip olduğumdan Yunanların Antik ve Bizans dönemiyle ilgili, mitolojileriyle ilgili ve tabiki de felsefesiyle ilgili biraz bilgim vardı. Ama günümüzdeki kültürlerine dair nerdeyse hiçbir şey bilmiyordum, hatta ciddi ciddi bir tek Yunanca sözcük bile bilmiyordum. Yani selam vermesini dahi bilmiyordum. Şimdi yaklaşık bir haftadır dil üzerine de çalışıyorum. Ama bi kültürü keşfetmenin en direkt ve iç yolu, o milletin müziklerine bakmaktır diye düşünüyorum. Ve öyle de yaptım. Biraz greece subredditinden Yunan rap parçaları istemiştim, o önerilerle başladım, derken kendim geze geze farklı türlerde de gerçekten çok ilginç şeyler keşfettim. Bunlar uzun hikaye. Öncelikle sizinle bunları paylaşmak istiyorum çünkü müzik kütüphanenize gerçekten güzel müzikler ekleneceğini düşünüyorum. Öte yandan işin iç boyutu ve bende oluşturduğu bazı düşüncelere değinmek istiyorum, bu devlet sınırları ve diller öyle bir şey ki, dip dibe olduklarımızla bambaşka dilleri konuşuyoruz, ortak şeyler var evet ama temelinde bambaşka altyapılarda kültüre sahibiz. Ve daha da ilginci birbirimizden zerre haberimiz olmuyor.
Başta şunu itiraf etmeliyim, Yunan dilini çok sevdim, bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum, kulağa hoş geliyor, İspanyolca'nın daha cool hali gibi ve biraz da İtalyanca'yı andırıyor. Açıkçası 400 yıl boyunca Türklerin hakimiyetinde kalıp (ki öncesinde de o kadar güçsüz düşmüşler ki Sırpların hakimiyetinde bile kalmışlar, öncesinde de Romalıların vs, yani çalkantılı bir tarihleri var) dillerini bu kadar koruyabilmiș olmalarına da şaşırdım. Çünkü bildiğiniz bambaşka bir dil. Araştırmalarım sonucunda şu anki kullandığımız Latin alfabesinin de, Rusların kullandığı Kiril alfabesinin de, ve daha birçok alfabenin atasının Yunan alfabesi olduğunu öğrendim. Ve yazılı kaynağa ulaşılabilmiș, dünya üzerinde 'bilinen' en eski dilin de Yunan dili olduğunu öğrendim. +5000 yıllık bir dil. Yani adamlar esasında ciddi ciddi Sümerler, Asurlar, Hititler zamanından kalma bir millet, diğer diller ve milletler tarihe karıştı ama antik çağlardan bu zamana kadar aynı isimle kalabilen tek millet. Tabi tarihin güç döngüsü içerisinde en parlak zamanları Büyük İskender zamanında kalmış ama Rönesans ve Reform'un temelini atan düşünceler yine Antik Yunan döneminden kalma düşüncelerle atıldı. Hani bu etkilerini biliyordum ama alfabe ve dil olayını bilmiyordum, Avrupa'nın Yunanistan'a bu kadar sahip çıkmasının aslında harbiden hak edilmiş bir vefa borcu olduğunu daha iyi kavradım, ki Osmanlı'dan bağımsızlıklarını da arkasına İngiltere, Fransa ve Rusya gibi devletleri alarak ilan etti zaten. Günümüzde bi ekonomik krizde bile Avrupa'dan Yunanistan'a hemen yardım geliyor. Yani Avrupa kültürünün temelini Yunanların attığı herkesçe bilinen bir şeydir ama bunun günümüzde bile hala prestijinin sürdürmesinin balon bir şey olmadığını öğrenmiş oldum. Ayrıca Hint-Avrupa dil ailesine bağlı olsa da, diğerlerinden tamamen ayrı bir kategoride olduğunu da. Yani tamamen özgün bir dil. Nüfusları da gerçekten aslında çok az yani İstanbul'un nüfusu kadar bile değil. Yaklaşık 11 milyon nüfusu var. Bi nevi günümüze ulaşmış tarihi bir figür gibiler.
Şimdi bu ön bilgilendirmelerden sonra gelelim en beğendiğim parçalara, size 4 + 1 bonus şeklinde sunucam keşfettiğim bestlerimi;
Asıl olarak beğendiklerim bunlar. Yunan müzik turlarımda benim oluşturduğum Mahşerin Dört Atlısı bu yani.
Artı bonus olarak müzikal olarak bunlar kadar iyi olmasa da insanı acayip pozitif hissettiren bir parça var. Bu Stavento denen adam Yunanistan'da ünlü birisiymiș, başka şarkılarını da dinledim ve bu parçada düet yaptığı hatun acayip sempatik. Şu klibi izleyerek parçayı dinlediğinizde bilmiyorum siz de benim gibi kendinizi gülümserken bulacak mısınız;
Bonus Parça
Evet millet, sizinle paylaşmak istediklerim bu kadar. Ne düşünüyorsunuz bu müzikler hakkında? Ve varsa eklemek istediğiniz bir şeyler nedir düşünceleriniz? Tüm bunları tek başıma keşfedip kendim şaşkınlık yaşıyorum. Sizinle de paylaşmak istedim. Yanı başımızda bambaşka bir kültür var. Bana göre bu parçalar efsane ve Yunan dilinin harbi bu kadar güzel olduğunu bilmiyordum. Diğer komşularımızın dillerinden aşağı yukarı haberdarım, hepsini duymuşluğum var. Hele Fatih Terim'in Ermenistan'da basın açıklaması yaparkenki o Ermenice ne kasvetli bir dildi öyle. Kürtçeyi zaten biliyoruz, hiç estetik bir dil değil, Ruhani'den Farsçayı da duyduk, zaten bunlar akraba diller, altımızda Araplar var zaten, bunlar da hiç kulağa hoş gelen diller değil bana göre. Üstte Ukrayna tarafları var, onların aksanı yani slavic diller Türkçe gibi damaktan konuşulan dillerdir, aksan olarak çok benziyor bize, kulağa biraz tırmalayıcı geliyor ama bi önceki saydıklarıma nazaran daha güzel bi dil Rusça. Bulgarca da aynı şekilde Türkçe-Rusça karışık tadında, bir iticiliği yok ama ahım şahım bi çekiciliği de yok. Gerçi Yunanca'yı öğrendikten sonra sıradaki öğreneceğim dil Rusça olacak. Ama bu Yunan dili benim harbi hoşuma gitti. Dibimizde İspanyolcanın daha hoş bi versiyonu varmış, harbiden yeni haberim oluyor. Hatta Youtube'daki LangFocus kanalının "Yunanca ve İspanyolca neden birbirlerine benziyor" diye bir videosuna denk geldim kendim bu benzerliği farkettikten sonra. Altına bi Yunan demiş ki, "La Casa De Papel'i ilk izlediğimde 'Bi dakka bunlar Yunanca konuşuyor ama aynı zamanda bu Yunanca değil' dedim" diyor. Öyle bi muhabbet yani. Bir dili öğrenirken o dilin kulağa hoş gelişi çok önemli bence ve insanın o dili öğrenme azminde en büyük pay sahibi de bu etken olsa gerek. Almanca'yı da seven biri olarak, (gırtlaklı konuşulan dillerden tek sevdiğim dil) umarım onu da envanterime eklerim bir gün. Neyse konumuz Yunan müzikleri ve kültürü. Kendimi artık Deutsche Rap'in yanında dinlemekten keyif alacağım ekstradan yeni bir rap dili ve hatta müzik yani vokal dili bulmuş gibi hissediyorum. Benim düşüncelerim bunlar. Bi de sizinkileri alalım. Parçalar nasıl sizce? Ve tüm bu anlattıklarımla ilgili genel olarak ne düşünüyorsunuz?
submitted by furkantopal to KGBTR [link] [comments]


2019.11.03 14:14 masalokucomtr Vestel Klima Kullanma Kılavuzu

Vestel Klima Kullanma Kılavuzu
https://preview.redd.it/tjrad9mq0hw31.jpg?width=750&format=pjpg&auto=webp&s=f0fd869924eadd8e2c0a2fe893fbd25db316d56c
Saygıdeğer müşterimiz. Teknoloji ve doğa dostu olan Vestel ürününü tercih ettiğiniz için sizleri canı gönülden kutluyoruz. Sizlere beklediğinizin çok daha üstünde bir ürün sunmayı amaçlayan Vestel modern tesislerinde özen gösterilerek üretilen, titizlikle kalite kontrollerinden geçirilen Plazma İnverter WIFI 9 A Duvar Tipi Split Klimanız, gereken bakımını yaptırdığınız ve kullanımına özen gösterdiğiniz taktirde sizlere uzun yıllar verimli bir çalışma sağlayacaktır. Kullanım kılavuzu sizlere klimayı nasıl kullanacağınız konusunda yardımcı olur. Klimanızın en ileri teknolojik çözümleri içerisinde bulundurduğunu ve oldukça kolay bir kullanımının olduğunu göreceksiniz. Klimanızı kullandığınız süre boyunca memnun kalmanızı dileriz. Bu ürün, çevreye saygılı Vestel beyaz eşya AŞ tarafından doğa dostu olarak üretilmiştir.

Güvenlik İçerikli Önemli Bilgiler

Bu kılavuz, klimanızın güvenliği, ilk kullanımı, klimanızın bakımı ve temizliği ve kullanım amaçları ile alakalı önemli bilgiler içerir. Bu kullanım kılavuzunun her daim klimayla beraber saklanması gerekir. Ürünü başka birine devrettiğiniz taktirde klima kullanma kılavuzunu da vermeyi ihmal etmeyin. Klimayı kullanmaya başlamadan önce elektrik çarpması, yanık, yangın ya da yaralanma riskini en aza indirebilmek adına çok dikkatli bir şekilde okumalısınız. Uzun yıllar klimanızdan verim almak istiyorsanız klima temizliği, bakımı ve çalıştırılması konusunda hususlara mutlaka uyun. Klimanızın montajının kesinlikle Vestel yetkili servisi aracılığı ile yapılmasını sağlayın.

Klima Kurulumu İçin Güvenlik Uyarıları

ciddi yaralanmalara, ölümlere, mal kaybına neden olmaması için klima kesinlikle topraklama işleminden geçmelidir. Topraklama kablosu asla bir su borusuna, paratonere, bir gaz borusuna ya da telefon topraklama kablosuna bağlamayın. Montaj biter bitmez klimaya elektrik verin ve herhangi bir kaçak olup olmadığına emin olun. Bu işlemi yapmayı ihmal ederseniz, üründe hasar oluşmasına ve elektrik çarpmasına sebep olabilir. Montaj işlemi, montaj kuralları uygulanarak kesinlikle Vestel yetkili servisi tarafından yapılmalıdır. Montaj işlemini kendiniz yapmayı denemeyin. Böyle bir şey yapılması durumunda üründe hasar ya da yapan kişide yaralanma görülme ihtimali çok yüksektir. Klimanın kablo bağlantısı milli elektrik düzenlemeleri ilkesine uygun olarak işinde uzmanlaşan bir elektrikçi ile yapılmalıdır. Klima kalıcı şekilde sabit bir kablo donanımı ile bağlanmışsa ve 10 mA’’dan daha yüksek kaçak akıma sahipse sabit olan kabloya, çalışma akımı 30 MA’dan yüksek olmayan kaçak akım koruma rölesi bağlanmalıdır. Klimanız elektrik şebekesine uygun şekilde otomat ve gecikmeli olarak bağlanmalıdır. Klima montajı için yer seçimi yaparken asla sıvı ya da yanıcı maddelerin yer aldığı bir yeri seçmeyin. Böyle bir dikkatsizlik yaparsanız, sonuçları korkunç olabilecek bir yangına davetiye çıkarmış olursunuz. Klima kurulumundan sonra aşırı ses ya da titreşime maruz kalmamak adına klimanın tam olarak sabitlenmesini klimayı kuran yetkili personele hatırlatın. Dış ünite montajı yapılırken komşularınızı rahatsız etmeyecek bir yere montajlanmasını klima kurumunda görevli personelden rica edin. Klimada dikkat edilmesi gereken bir diğer nokta ise elektrik sigortasıdır. Montaj sonrası elektrik sigortasının sizin rahatlıkla ulaşacağınız bir yerde olması oldukça önem taşır. Bu sebeple bu konuya çok dikkat etmenizi öneririz. Klima sigortasına hızlı bir şekilde ulaşabilmeniz, olası bir sorunda elektriğini kesmenize yardımcı olur. Bu durum bir anda çıkan yangın, deprem ve buna benzer afetler için hayat kurtarıcı olabilir.
Klima sadece ürün üzerinde yer alan etiket baz alınarak çalıştırılmalı ve bağlanmalıdır. Klimanızı kullanmadan önce mutlak suretle şebeke gerilim değerinizin ürün etiketinde yer alan değer ile uyum sağlayıp sağlamadığını kontrol ettirin. Klima, kesinlikle sigorta vasıtası ile topraklı enerji hattına bağlanmalı; ve klima denenmek için çalıştırılmalıdır. Topraklama yaptırmadan kullandığınızda yaşanması olası olan ya da yaşanan hiçbir zarar, üretici hatasından kaynaklı olmamaktadır. Klimada ne sorunu yaşanırsa yaşansın tamiri için mutlaka yetkili servisten faydalanın. Klima tamirinde yetkili olmayan kişilerce yapılan tamir sebebi ile doğacak sorunlardan yetkili servisi sorumlu tutamazsınız. İç ünite montajı yapılırken yerden yükseklik oranının 1,8 metreden daha az olmamasına özen gösterin. Klima kullanımı sırasında iç ya da dış ünitelerde yer alan deliklere cisim ya da parmak sokmak çok sakıncalı sonuçlar doğurabilir. Dış ünitenin üzerine onu kapatacak bir madde koymamaya dikkat edin. Aynı şekilde önüne de herhangi bir madde koymayın. Hava akışını yönlendiren kanatların arasına kesinlikle bir cisim sokmayın. Böyle bir şey yaparsanız iç üniteye hasar vermekle birlikte yaralanma riskiniz de çok fazla olacaktır. Fan yüksek hızda döndüğü için de yaralanmalar meydana gelebilir. Yağmurlu ve gök gürültülü havalarda ya da ani elektrik kesilmelerinde klimanıza herhangi bir zarar gelmemesi için şarteli kapatarak klima güç bağlantısını kesmeyi ihmal etmeyin. Bunu ihmal edenler yangına veya elektrik çarpmasına maruz kalabilirler. Kyoto anlaşmasında da belirtildiği gibi klimalar, florlu sera gazlarını içerisinde barındırır. Klimadan çıkan havanın vücudunuza direkt olarak temas etmemesine çok dikkat edin. Bu durum, sağlığınızı olumsuz yönde etkileyecektir. Hayvan, insan ya da bitki fark etmeden klimadan çıkan soğuk ya da sıcak havaya direkt maruz kalmamalıdır. Hava yönünü insanlara direkt üflemeyecek şekilde ayarlamaya özen gösterin. Uzun süre klima soğuğuna maruz kalmak, sizlere hem sağlık açısından hem de fiziksel zarar verecektir. Klima çalışırken kapı ve camlar kapatılmalıdır. Bu yapılmadığında klimanın performansında düşüş yaşanacaktır. Klimayı uzun süre hava alamayan ortamlarda çok fazla kullanmayın. Klimayı ocak, fırın ve buna benzer aletlerle çalıştırırken ortamı arada da olsa havalandırmak ihmal edilmemelidir. Kapı ya da cam açıksa veya bulunulan ortamda nem çok yüksekse klima uzun süre çalışır durumda kalmamalıdır. Dış ünite haricindeki klima parçalarını, yağmur, güneş ve buna benzer açık hava ortamlarında bırakmayın. Klimalar, kapalı ortamlar için ev tipi olarak tasarlanmıştır. Klimayı sadece amacına uygun olarak kullanın. Ortamı ısıtma veya soğutma dışında hayvan, gıda, bitki ve buna benzer şeyleri korumak adına kesinlikle kullanmayın. Klima kullanın amacının dışına çıkarak kullanıldığında üründe hasar meydana gelebilir. Bununla beraber bu durum, ciddi sağlık sıkıntıları da yaşatabilir. En önemlisi ise kullanıcı kaynaklı bir sorun olması nedeni ile klima garantisi iptal edilir. Bu koşullarda oluşacak hasar ne boyutta olursa olsun kullanıcı tarafından karşılanacaktır. Klimanız sadece açıklanan kullanım amacı niteliğinde kullanılmalıdır. Elektrik devresine fazla yük yüklendiğinde bu durum ciddi zararlara neden olacaktır. Bunu göz önüne alarak klima çalışırken başka yüksek güç çeken cihaz çalıştırmamaya özen gösterin. Klima için çoklu prizleri ya da uzatma kablolarını tercih etmeyin. İhmal durumu hasara ve elektrik çarpmasına sebebiyet verebilir. Klima kullanımı 8 yaş üzeri çocuklar, kısıtlı zihinsel, fiziksel, duyusal veya bilgi ve deneyim konusunda yetersiz olan kişilerin kullanması için gözetim altında tutulmaları ya da klimayı güvenli olarak nasıl kullanacakları konusundaki talimatları ve klima kullanımına dikkat edilmediğinde yaşanabilecek tehlikeleri anlamaları gerekir. Çocuklar, klimayı oynanacak bir araç olarak görmemelidir. Eğer klima temizliği ya da bakımını yapıyorlarsa, bu işlem sırasında mutlaka yanında bu işten anlayan bir büyük bulunmalıdır. Özellikle klima iç ünitesi çocukların uzak durması gereke n bir parçadır. Ambalaj malzemeleri, boğulmaya sebebiyet verebilecek malzemelerdir. Bu sebeple malzemeleri çocukların ulaşacağı kadar rahat yerlere koymayın. Kullanmaya başlamadan klima işlevlerini dikkatle kontrol edip tüm işlevlerin doğru olduğuna emin olun. Klima sadece klima gövdesinde ya da klimada yer alan elektrik kablosunda herhangi bir hasara rastlanmadığı zaman kullanılmalıdır. Elektrik kablolarında belirli aralıklarla hasar kontrolü yapmayı ihmal etmeyin. Klima elektrik kablosunun üzerine eşya koymak ya da kabloyu çekerek zorlamak tehlikeye sebep olabilir. Elektrik kablosunda herhangi bir sıkıntı yaşandığı anda olası bir tehlikenin önlenebilmesi adına sadece üretici önerili yetkili servisten yardım alınmalıdır. Klimanız, çalışmasında anormal durumlar söz konusuysa, klima kablosunda hasar varsa, klimada yer alan elektrikli parçalar ciddi şekilde zarar görmüşse, klima suya düşme, sel baskınına maruz kalma gibi sorunlardan dolayı ıslanmış ve elektriksel parçalar su temasına maruz kalmışsa, klimadan daha önce duyulmayan bir ses, koku ya da duman gelirse kesinlikle kullanılmamalıdır. Bu belirtilerden bir tanesini bile yaşarsanız, klima ile elektrik bağlantısını kesmeli; klimayı kapatmalı ve yetkili servisi ile kısa süre içerisinde irtibata geçmelisiniz. Aksi taktirde hasar gören bir klima ya da klima parçaları sonucunda ciddi yaralanmalar yaşanabilir. Üreticinin tavsiye etmediği aksesuarların klimada kullanımı hem klimanın bozulmasına hem de sizin ciddi şekilde zarar görmenize sebep olabilmektedir. Klimanın soğutucu gaz dolaşımının gerçekleştiği gaz devresine asla kesici ya da delici maddelerle yaklaşmayın. Boru uzantılarındaki üst yüzey kaplamalarının ve ısı değiştirici gaz kanallarının delinmesi sırasında püskürecek gaz, ciddi göz yaralanmaları ve cilt tahrişlerine sebep olmaktadır. Klimaya doğru soğutucu veya yanıcı gaz içerikli spreyler sıkmayın. Klimada meydana gelen herhangi bir soğutucu gaz kaçağı esnasında ortamı havalandırarak mümkün olan en kısa sürede yetkili servisle iletişime geçmeniz sizlerin yararına olacaktır. Klimanın yer aldığı ortamda yanıcı gaz kaçağı yaşanması durumunda klimayı ve gazı kapatın. Ortamın tam olarak havalandığına emin olmadan klimayı kesinlikle tekrar çalıştırmayın. Klima elektrik kablosunun veya klimanın yakınında ısıtıcı tarzında maddeler bulundurmayın. Isıtıcıdan yayılan ısı, klimada yer alan plastik parçaları eritebilir. Nemli ya da ıslak eller ile klimaya temas etmeyin. Eğer uzun süre evde olmayacaksanız ya da bir şekilde klimayı uzun süre kullanmayacaksanız, elektrik bağlantısını sigortadan kesmelisiniz. Enerji kesildikten sonra yeniden geldiği zaman klimanız en son hangi modda çalışıyorsa o modda çalışmaya başlayacaktır. Olası bir elektrik kesintisi esnasında evden çıkacaksak, klima otomatının kapalı hale getirilmesi gerekir. Klima deliklerine bir şey sokmak ya da düşürmek cihaza zarar verir. Bu konuya çok dikkat edin.
Aşağıdaki durumlar için klimanın sigortasının attırıldığından ve klimanın kapalı hale geldiğinden emin olun
Temizlik ve bakım yapılmadan önce
Kurulum işlemi yapılmadan önce
Tamir edilmeden önce
Klimadan boşalan suyu kesinlikle içme suyu olarak kullanmayın. Bu şekilde davrandığınızda ciddi problemler yaşamanız olağandır. Klimayı montajladıktan sonra yer değişimine karar verirseniz bunu asla kendiniz yapmayın. Böyle bir durumda yetkili servis ile görüşmeniz en doğrusudur.
Bakım Ve Temizlik Yapılırken Dikkate Alınması Gereken Güvenlik Bilgileri
Klima temizliği için aşındırıcı ya da sıvı deterjanlardan faydalanmayın ve üzerine sıvı herhangi bir şey sıçratmayın. Böyle bir durumun yaşanması halinde plastik parçalar zarar görebilir. Bunun dışında elektrik çarpması gibi tehlikeli bir durum da yaşayabilirsiniz. Temizlemeye başlamadan önce herhangi bir zararı engellemek amaçlı klimayı kapatıp şarteli indirin. Yangının ve kısa devrelerin meydana gelmemesi adına iç üniteyi mutlaka kuru tutun. Bakım ve temizlik bölümünde anlatılan hususlara uyarak klimanızı dikkatle temizleyin ve bakımını yapın. Benzin, tiner ve buna benzer hiçbir maddeyi kullanmayın. Aynı şekilde kimyasal maddeleri de klimaya yaklaştırmayın. Hava filtresini takmadan önce filtrenin tam olarak kuruduğuna emin olun. Filtre takılmadan klimayı kesinlikle çalıştırmayın. Bu durum klimada arızaya sebep olacaktır.
Nakliye Ve Taşıma Esnasında Dikkat Edilmesi Gerekenler
Klimanın nakliyesi ve taşınması sırasında, özellikle iç ünite taşınırken OK yönüne dikkat edilmelidir. Dış üniteyi dik olarak taşıyıp yine beklettiğiniz yerde dik şekilde bulundurun. Dış ve iç ünite kutularının üzerine baskı yapma ihtimali olan hiçbir şey koyulmamalı ve kutulara kesinlikle basılmamalıdır. Klima montajı bina çıkışlarına, merdivenlerine ve koridorlarına yapılmamalıdır. Klimanın denendiği durağan basıncın 100 KPa olduğu bilinmektedir. Klimanın elektrik bağlantısı esnasında kullanılması gereken sigorta 18.000 ve 24000 btu için C tipi 20A’, 9.000 ve 12.000 btu için C tipi 16A’dır. Klima montajı yapılacak mekanın elektrik tesisatı kablo çapının istenen kesitte olmasına özen gösterilmelidir. Klimanızda yalnızca dış ünite bina dışı kullanımı için uygundur.
Klima Montajı İçin Konum Seçilmesi
İç ünite
Klima yakınında ısı ya da buhar kaynakları yer almamalıdır. Montajın konumunda hava dolaşımına engel olacak bir sorun olmamalıdır. Klimada hava dolaşımı iyi olmalıdır. Klimada tahliye yapımı kolay olmalıdır. Klima montajı kapı girişine yakın yapılmamalıdır. Klima ile tavan, duvar, dekorasyon ve diğer engeller arasında yeterli mesafe bulunmalıdır. Montaj konumu tavandan yaklaşık olarak 30 cm aşağıda yer almalıdır.
Dış Ünitede
Dış üniteyi yağmur ya da güneş ışınlarından koruyan bir tente varsa kondenserin ısı dağıtımına engel olmadığından emin olun.
Piller
Pilleri direkt olarak ateş, güneş ışığı ve bunun gibi etkenlere maruz bırakmamalısınız. Daha önceden kullandığınız pil ve yeni pil bir arada kullanılmamalıdır. Bitmiş pillerinizi kılavuzda yer alan pillerin takılması bölümünde anlatılan şekil ve tipteki pillerle değiştirin. Şarj edilebilir pillerden uzak durun. Pillerin aktığını fark etmeniz durumunda uzaktan kumandayı kesinlikle kullanmayın. Kumandada göreceğiniz 2478 simgesi pillerinizin bittiğine işarettir. Bu simge karşınıza çıktığında pilleri değiştirmeniz gerekir. İki adet kalem pil V AAA
tip 1,5 kullanın. Uzaktan kumanda pil kapağı ok yönünde açılmalıdır. Pilleri doğru yönde taktığınıza emin olarak yuvalarına dikkatli bir şekilde yerleştirdikten sonra kapağı kapatın.
Sorumluluk sınırlaması
Bu kılavuzda bulunan tüm teknik bilgiler, kullanım talimatları, klima bakımı, klima çalıştırılması ve klimanızla alakalı son bilgileri içermektedir. Üretimi yapan firma, üretici firma tarafından onaylanmayan yedek parçaların kullanılması, cihaz üzerinde izin
verilmeyen değişiklikler yapılması, cihazın kullanım amacının dışında kullanılması, kullanım kılavuzundaki talimatlara uyulmaması ve yetkili olmayan onarım işlemlerinin sebep olacağı herhangi bir hasardan ya da olası bir yaralanmadan kesinlikle sorumluluk kabul etmemektedir. Klima montajının yapılacağı mekanda bulunan elektrik tesisatının uygun olup olmaması tüketici sorumluluğunda olan bir konudur.
Teknik Değerler
Mevsimsel verim değerleri EN 14825 standardı esas alınarak belirlenmiştir.
Anma değerleri TS EN 14511 standardındaki T1 iklim koşulları dikkate alınarak belirlenmiştir. Dış ve iç ortam sıcaklıklarının, belirlenen sıcaklık değerleri dışında bir değerde olması durumunda ısıtma ve soğutma kapasitelerinde değişiklik yaşanacaktır.
Ürünün yanında verilen dokümanlarda ya da ürün etiketinde yazılı olan değerler, ilgili standartlar esas alınarak laboratuvar ortamında elde edilmiştir. Bu değerler, ürünün kullanımına ve dış/iç ortam şartları doğrultusunda değişiklik gösterebilir.
Klimadaki teknik özellikler ya da kılavuz haber verilmeksizin değiştirilebilir.
Bu ürün Elektronik Eşyaların Kontrolü ve atık elektrik yönetmeliğine uygundur.
Bu ürün 2006/95/AT (Alçak Gerilim (LVD) yönetmeliği) ve 2004/108/AT (Elektromanyetik Uyumluluk Yönetmeliği) sayılı Avrupa CE Direktiflerine uygundur.
Kumanda Saatini Ayarlama
Klimanızda sizin isteğinize uygun şekilde otomatik olarak kapatıp açabilmek için kullanabileceğiniz bir saat yer almaktadır. Klima kumandasının pilleri değiştiğinde veya klima yeni alındığında saati ayarlamanız gerekmektedir. Saat ayarını ilk kez yapıyorsanız önce pilleri yerleştirin. Üst ve alt ayar düğmelerini kullanarak saati dikkatli bir şekilde ayarlayın. Piller takıldıktan sonra 5 saniye içerisinde ayarlama işlemine başlamanız gerektiğini sakın unutmayın. Ayarı yapmakta geç kaldığınız taktirde saat 0 olarak ayarlanacaktır. Saat ayarını yapmayı tamamladıktan sonra farklı bir düğmeye basmanıza gerek kalmayacaktır. Yapmış olduğunuz ayar otomatik olarak kaydedilir. 3856 düğmesine her basıldığında zaman 1 dakika ileri gidecek; 3866 düğmesine her bastığınızda ise tam tersi olarak zaman 1 dakika geri gidecektir. Düğmelere basılı tutulması durumunda zamanın çok hızlı azaldığını ya da arttığını göreceksiniz. Olası bir saati tekrar ayarlama durumu olursa bunu saat düğmesine basarak yapabilirsiniz.
Uzaktan Kumanda Kullanılırken Dikkat Edilmesi Gereken Hususlar
Klima uzaktan kumanda ile çok daha verimli ve çok daha etkin kullanılabilir. Fakat bunun için bazı hususlara dikkat edilmesi gerekir. Bunları şu şekilde sıralayabiliriz.
Uzaktan kumanda direkt olarak klimadaki sinyal alıcıya doğru tutulmalıdır. Kumandanın işlemesi için sinyal alıcıya olan uzaklığının en fazla 6m olması gerekmektedir.
Uzaktan kumandayı kullanırken alıcı ve kumanda arasında hiçbir engelin olmaması gerekir.
Uzaktan kumanda çok hassas bir parçadır. Bu nedenle kumandayı kesinlikle atmamalı veya düşürmemelisiniz. Ayrıca kumandayı her türlü sert darbeden korumaya özen göstermelisiniz.
Kumanda düğmelerine basıldığında Pink sesi alamıyorsanız kumanda ile klima arasında iletişim sağlanamıyor demektir. Böyle bir durumda klimaya biraz daha yaklaşarak ve kumandayı dik konumda tuttuğunuza emin olarak yeniden deneyin. Sinyal sesinin açık olduğuna emin olun.
Kumandayı ısı yayan herhangi bir cihaza yakın olacak şekilde ve güneş ışınlarının direkt olarak temas ettikleri yerlere kesinlikle koymayın.
Klimanın Uzaktan Kumandasız Çalıştırılması
Uzaktan kumanda bir sebebe bağlı olarak kullanılamaz hale gelir ya da kaybolursa, klimanızı iç üniteden çalıştırmanız mümkündür. Bu işlem için:
İç ünite ön kapağını sağ ve sol alt kısımlarından tutup çekerek yukarıya doğru kaldırın
Klimanızın sağında yer alan düğmeye basarak çalışmasını sağlayın. Klimanın çalışmaya başladığını yanan göstergeden anlayabilirsiniz. Gösterge yandıktan sonra oda sıcaklığına en uygun moda otomatikman kendini ayarlayarak çalışmaya başlayacaktır. Klimayı kapatmak için yine açma kapama düğmesini kullanın
Bu düğmeyle açtığınızda klima otomatik modda çalışacaktır.
Klimanızı çok daha kolay ve etkin bir şekilde kullanmanız için gereken bütün işlevler uzaktan kumandanızda bulunur. Bütün işlevleri kumandada yer alan düğmelerle yönetebilir; kumanda ekranında yapılan tüm değişiklikleri anlık olarak görebilirsiniz.
Hızlı Kullanım Ve İlk Çalıştırma
İlk olarak klima sigortasının açık olup olmadığına bakarak sigorta kapalı ise açmalısınız. Klima yetkili servis tarafından kullanıma hazır hale getirildikten sonra kumanda üzerinde yer alan 4248 düğmesine basın ve klimanızı çalıştırın. Klimada en çok kullanılacak olan derece değiştirme, ısıtma, soğutma gibi işlevleri kolay ve hızlı erişim adına göstergelerin bulunduğu bölümün hemen altında yer alır. Klimayı burada bulunan düğmelerden kapatıp açabilir, sıcaklığı düşürüp yükselterek ya da çalışma şeklinde değişiklik yaparak istediğiniz gibi klimaya komut verebilirsiniz. 4333 düğmesi, klimanın açma kapatma düğmesidir. Bu düğme ile klima açma kapatma işlemlerinizi gerçekleştirebilirsiniz. 4346 düğmesi, klimanızı soğutma moduna geçiren düğmedir. Bu düğmeyi özellikle sıcak yaz günleri için sıklıkla kullanacaksınız. 4361 ve 4358 düğmeleri sizlere arzu ettiğiniz sıcaklığı ayarlamanızı sağlayan düğmelerdir. 4374 düğmesi ile klimanız ısıtma moduna geçer. 4386 ve 4383 düğmeleri yine istediğiniz sıcaklığı seçmenizi sağlar. Kumanda kapalıyken 4400 düğmesini hiç kullanmadan direkt olarak 4408 ya da 4405 düğmeleri ile klimayı bu modlarda çalıştırmanız mümkündür.
Klimanın Kullanılabileceği Çalışma Sıcaklık Aralıkları
dış ortam dış ünitede, Soğutma +10 / +46 ºC, ısıtma -15 / +24 ºC’dir. İç ortam iç ünite de ise soğutma +16 / +30 ºC, ısıtma ise +18 / +30C olarak görülmektedir. Dış ortam sıcaklığı olması gerekenden yüksek ise klimanız soğutma modunda istenen verimi vermeyebilir. Yine dış ortam sıcaklığı olması gerekenden düşükse klima ısıtma modunda beklenen performansı göstermeyecektir. İç ortamda çok fazla nem olduğu taktirde iç hava çıkış ağzı nemlenme ihtimali vardır. Yüksek nem hakimken klimanın uzun süreli kullanılması halinde su yoğuşarak iç ünite yüzeyine damlayabilmektedir.
Klima İşlevleri
Klima işlevleri ürün özellikleri bazında farklılık gösterir. Bu nedenle aşağıda gösterilen işlevler klimada yer almıyorsa kullanılmayacaktır. Klimanızın rahatlıkla kullanılabilmesi için uzaktan kumanda yardımı alarak rahatça yönlendirebileceğiniz işlevler yer almaktadır. Bu işlevler sayesinde daha hoş ve daha keyifli bir hayat elde edeceksiniz. İşlevler şu şekildedir.
4632 soğutma işlevidir. Klima soğutma modundayken ortam sıcaklığı konfor ihtiyacına uygun olarak 18–30ºC, arasında ayarlamanız mümkündür.
4653 ise ısıtma işlevidir. Bu işlevde ise ısıtma modunda ortam sıcaklığı baz alınarak 16– sıcaklıkları arasında ayarlanabilmektedir.
4674 eko işlevidir. Bu işlev soğutma ve ısıtma modlarında enerji düşüşünü sağlar. Kumanda aracılığı ile ayarlanabilen sıcaklık değerleri, konforlu bir ortam için en uygun aralık ile sınırlandırılacaktır.
4705 otomatik moddur. Bu işlev sayesinde klima, ortam şartlarını baz alarak çalışma şeklini otomatikman kendisi belirleyecektir. Sıcaklığın durumuna göre soğutma, ısıtma ya da nem alma yapar.
4732 yatay kanat yönlendirme işlevidir. Bu işlev sayesinde yatay kanat düğmesi ile klimanın iç üniteden üflediği hava yönünü düşey şekilde yönlendirilebilir.
4754 fan işlevidir. Bu işlev oda sıcaklığında herhangi bir değişiklik yapmadan havayı oda içinde dolaştırır.
4768 nem alma işlevidir. ortamı çok fazla soğutmadan havadaki nem seviyesini düşürerek ortamı 18-30 derece arasında istediğiniz sıcaklıkta tutar.
4795 turbo işlevidir. Bu işlevle yarım saat içerisinde maximum olan en yüksek ısıtma ya da soğutma elde edebilmeniz mümkündür.
4819 uyku modu işlevi olarak bilinmektedir. Uyuduğunuzda odanın gerekenden fazla ısınması y da soğuması bu işlev sayesinde engellenir.
4849 düşey kanat yönlendirme işlevidir. Bu işlev ile düşey kanat konumları istenilen şekilde ayarlanır ve havanın ortamdaki dolaşımı yatay olarak yönlendirilebilir. 4870 kapat işlevidir. Bu işlev belirlediğiniz sürede bir geri sayım başlatacak süre bittiğinde klima kendisini otomatikman kapatacaktır.
4892 otomatik açma/kapatma işlevidir. Bu işlev ile önceden belirlediğiniz zaman dilimlerinde klimanızın açılıp kapanmasını ayarlayabilirsiniz.
4910 hisset işlevidir. Klima, kumandanızın yer aldığı ortamdaki sıcaklığı baz alacak şekilde çalışır.
4924 otomatik temizleme işlevidir. Klimanızı soğutma modunda kapattığınız andan itibaren iç ünite eşanjörünü otomatik olarak kurutur. Bu sayede nemin sebep olduğu kötü kokudan kurtulmanız sağlanmış olur.
4952 iyonizer işlevidir. Yapılan araştırmalar sonucunda normale oranla çok daha fazla negatif yüklü iyon molekülü içeren havanın bizi daha enerjik ve daha canlı tuttuğu anlaşılmıştır. İyonizer, bu sebeple negatif iyon üretip ortamdaki havaya aktarır.
submitted by masalokucomtr to u/masalokucomtr [link] [comments]


2019.09.27 19:20 Dovahkiin3641 Depremde nerede durmalı ?

Adım Doug Copp. Dünyanın en tecrübeli kurtarma birimi Amerikan Uluslar arası Kurtarma Ekibinin Kurtarma şefi ve afet olayları müdürüyüm. Bu makaledeki bilgiler bir deprem anında hayat kurtaracaktır.
875 yıkılmış binaya sürünerek girdim, 60 ülkeden kurtarma ekipleriyle çalıştım, birçok ülkede kurtarma ekipleri oluşturdum, ve çok sayıda ülkede birçok kurtarma ekibinin üyesiyim. 2 Yıl boyunca birleşmiş milletler felaket 'azaltma' uzmanıydım. 1985'ten beri aynı anda gerçekleşenler hariç dünyadaki bütün büyük felaketlerde çalıştım.
1996'da benim hayatta kalma metodumun geçerliliğini ortaya koyan bir film yaptık. Türk hükümeti, İstanbul belediyesi, İstanbul Üniversitesi, Case yapımcılık, ve ARTI bu pratik ve bilimsel testin filme alınmasında işbirliği yaptılar.
İçinde 20 maket (mannequis) olan bir okulu ve evi yıktık. On maket 'çömel ve korun' metodunu uygularken, 10 maket 'hayat üçgeni' metodumu uyguladı. Tasarlanmış yıkımdan sonra görüntüleri filme almak ve sonuçları belgelemek için enkazı geçip binaya girdik. Bina yıkımlarında oluşabilecek şartlar dahilinde direk olarak gözlemlenebilen ve bilimsel şartlar altında hayatta kalma tekniklerimi uyguladığım film 'çömelip korunan/saklanan' kişiler için hayatta kalma şansının sıfır olduğunu ortaya koydu.
Hayat üçgeni metodumu kullananlar için hayatta kalabilme şansı yaklaşık olarak % 100 oldu. Bu film Türkiye'de ve Avrupa'nın geri kalan kısmında milyonlarca izleyici tarafından izlendi. Bu film ABD, Kanada ve Güney Amerika'da RealTV programında izlendi.
Enkazına girdiğim ilk bina 1985 Mexico City depreminde bir okuldu. Bütün çocuklar sıralarının altındaydı. Her bir çocuk kemiklerinin kalınlığına kadar ezilmişlerdi. Sıralarının yanındaki koridorlara uzanmış olsalardı hayatta kalmış olabilirlerdi. Bu 'ayıptı, gereksizdi' ve çocukların neden koridorlarda (sıraların arasında) olmadığını merak ettim. O an, çocuklara bir şeyin/eşyanın altına saklanmalarının söylendiğini bilmiyordum.
Basitçe ifade edilirse, binalar yıkılırken, objelerin üzerine düşen tavan ağırlığı veya içerideki mobilyalar bu nesnelere çarparken yanlarında bir yer, boşluk bırakırlar. Bu boşluk benim 'hayat üçgeni' dediğim alandır. Nesne ne kadar büyük ve ne kadar dayanıklı olursa daha az ezilecektir.
Nesneler ne kadar az ezilirse boşluk ve bu boşluğu kullanan kişinin yaralanmama olasılığı o kadar artar. Bir dahaki sefere televizyonda yıkılan bina izlerken gördüğün üçgenleri say. Heryerdeler.
Yıkılan bir binada göreceğiniz en yaygın biçimdir.
Deprem anında hayatta kalma, ailelerine bakma ve başkalarını kurtarma hakkında 750 bin nüfuslu Trujillo kentinin İtfaiye bölümünü eğittim. Trujillo İtfaiye Departmanının kurtarma şefi Üniversitede profesördür. Bana her yerde eşlik etti. Kişisel ifadeleridir:
'Adım Roberto Rosales. Trujillo kurtarma ekibi şefiyim. 11 yaşındayken çöken bir binada mahsur kaldım. Mahsur kalışım 1972 yılında 70.000 kişini öldüğü depremde oldu. Erkek Kardeşimin motosikletinin yanında oluşan 'hayat üçgeni' içinde hayatta kaldım. Yataklarının veya sıraların, masaların altına giren arkadaşlarım ezilerek öldüler (isim, adres vb detayları anlatıyor). Ben hayat üçgeninin yaşayan örneğiyim. Ölen arkadaşlarım 'çömel ve korun' örnekleridir.
DOUG COPP'UN ÖNERİLERİ ;
1) 'Binalar çökerken basitçe 'çömelen ve korunan' kişiler istisnasız her defasında ezilerek ölüyorlar. Masa, araba gibi nesnelerin altına giren kişiler her zaman ezilirler.
2) Kediler, köpekler ve bebekler'in hepsi doğal bir şekilde dizlerini ana rahmindeki gibi karınlarına doğru çekerek kıvrılırlar. Deprem anında sizde bu şekilde kıvrılmalısınız. Bu doğal bir güvenlik ve hayatta kalma içgüdüsüdür. Daha küçük bir boşlukta hayatta kalabilirsiniz. Hafifçe ezilecek ama yanında boşluk yaratacak bir kanepe, geniş büyük bir eşyanın yanında durun.
3) Ahşap evler deprem anındaki en güvenliyapılardır. Sebebi basittir; ahşap esnektir ve depremin zorlamasıyla hareket eder. Eğer ahşap bina çökerse geniş yaşam boşlukları oluşur. Ayrıca, ahşap binalar daha az yoğunlukta yıkılış ağırlığına sahiptir. Tuğla binalar ayrı tuğla parçalarına ayrılacaklardır. Tuğlalar bir çok yaralanmalara sebep olacaktır, ama (beton) bloklardan daha az ezilmiş vücutlar yaratırlar.
4) Eğer gece yataktayken deprem olursa, basitçe yuvarlanarak yataktan düşün. Yatağın çevresinde güvenli bir boşluk oluşacaktır. Oteller müşterilerine deprem anında yatakların yanında yere uzanmalarını salık veren bir uyarı notunu odalarda her kapının arkasına asarlarsa depremlerde çok büyük hayatta kalma oranlarını sağlayabilirler.
5) Televizyon izlerken deprem olursa ve kolayca kapıdan veya pencereden dışarı kaçmak mümkün değilse, kanepe veya büyük bir koltuğun/sandalyenin yanında cenin pozisyonunda kıvrılarak yere uzanın..
6) Bina çökerken Kapı kirişlerinin altına geçen herkes ölür...Nasıl mı? Eğer kapı kirişlerinin altına geçerseniz ve kapı kirişi öne veya arkaya doğru düşürse inen tavanın altında ezilirsiniz. Eğer kapı kirişi yana doğru yıkılırsa ikiye bölünürsünüz. Her iki durumda da ölürsünüz!
7) Hiçbir zaman merdivenlere gitmeyin/yönelmeyin. Merdivenler (ana binadan) farklı bir 'frekans aralığına' sahiptir; ana binadan bağımsız/ayrı olarak sarsılırlar. Merdivenler ve binanın geri kalanı devamlı olarak birbirlerine çarparlar, ta ki merdivenlerin yıkılışı gerçekleşene kadar. Merdivenlere ulaşan insanlar basamaklar yüzünden yaralanırlar. Korkunç şekilde sakatlanırlar. Bina yıkılmasa dahi, merdivenlerden uzak durun. Merdivenler binanın hasar görmesi en muhtemel kısmıdır. Depremde yıkılmamış olsa dahi, merdivenler bağırarak kaçmaya çalışan insanların aşırı yüklenmesi ile çökebilir. Merdivenler binanın geri kalan kısmı zarar görmemiş olsa dahi her zaman güvenlik açısından kontrolden geçirilmelidir.
8) Binanın dış duvarlarına yakın yerlerde durun, mümkünse dışına çıkın. Binanın iç kısımlarındansa dış kısımlarına yakın yerlerde olmak çok daha iyidir. Binanın dış çevresinden ne kadar içeride olursanız, çıkış yolunuzun kapanma ihtimali o kadar artacaktır.
9) Aynen Nimitz yolundaki katlar arasındaki (yıkılan) blokların meydana getirdiği gibi, deprem anında üst yolun yıkılmasıyla ezilen araçların içinde bulunan insanlar ezilirler. San Francisco depreminin kurbanlarının hepsi araçlarının içindeydiler. Hepsi öldü.
Araçlarının dışına çıkıp,aracın yanına uzanıp veya oturarak kolaylıkla hayatta kalabilirlerdi. Ölen herkes eğer araçlarından çıkıp, araçlarının yanına oturabilseler veya uzanabilselerdi yaşıyor olabilirdi. Ezilen bütün araçların yanında-kolonların direkt olarak üzerine düştüğü araçlar hariç- 3 feet yükseklikte boşluklar oluşmuştu.
10) Enkaz halindeki gazete ofislerini ve çok miktarda kağıdın olduğu ofisleri dolaşırken kağıdın sıkışmadığını/ezilmediğini keşfettim. Kağıt yığınlarının/kümelerinin etrafında geniş boşluklar bulunuoluşur.
Bu mesajı mümkün olduğu kadar çok kişiye iletmeniz önemle rica olunur...
submitted by Dovahkiin3641 to kopyamakarna [link] [comments]


2019.09.18 15:39 grafik-tasarim İgos Cihazlarını Deneyin Hayat Standardınızı Artırın!

İgos Cihazlarını Deneyin Hayat Standardınızı Artırın!
https://preview.redd.it/4i779giwvcn31.jpg?width=870&format=pjpg&auto=webp&s=c70c4380a43e8c3334bbd0c1eea070f44848e3b2
Günde kaç paket sigara içiyorsunuz? İçtiğiniz her sigara dişlerinize ve ciğerlerinize zarar verir. Ama İgos cihazları, sigara özelliklerinden sadece nikotini barındırdığı için dişlerinizde ve cildinizde bozulmamalar yapmaz. Ciğerlerinize sigaradaki kadar zarar vermez ve üzerinize kötü sigara kokusu bırakmaz. Buharla tütün nikotini özelliği taşıyan igos cihaz modelleri, kullanışı kolay ve hayat standardınızı artıracak özelliklere sahiptir. Sigara kullandığınız zaman hem ikinci sınıf vatandaş olarak sınıflandırır, hem de üzerinize sinen sigara kokusuyla hem kendinizi kötü hisseder hem de çevrenize zarar verirsiniz. İgos cihazları sayesinde artık sigaranın zararlarından ve uçuk paralarından kurtulun.
Kullanışlı ve Kötü Koku Bırakmayan İgos34
İgos cihazları buhar yöntemiyle çalıştığı için duman yapmaz ve çevrenizi ya da sizi dumana boğmaz. Ciğerlerinize duman yerine buhar çekmeyi denediniz mi? Hem sigaranın kötü kokusundan hem de vücudunuza giren zifirden kurtulacağınız igos cihazlarını kullanarak, sizde igos heets çeşitleriyle tanışın. Sigaradan değil, zararlarından kurtulun.
İgos Cihazlarında Son Modeller
İgos sipariş ver butonuna bastığınız andan itibaren sizinle birlikte olacak, sigaranın etkilerinden kurtulmanızı sağlayacak. Günlük hayattaki nefes nefese kalma etkilerinden kurtularak, full set ve orijinal kutusuyla size teslim edilecektir. Beyaz, siyah ve diğer renk seçenekleriyle son derece kullanışlı ve son teknoloji. İstanbul igos34 şubelerinde Avrupa ve Dünyanın kullandığı son modellerle siz de tanışın!
submitted by grafik-tasarim to u/grafik-tasarim [link] [comments]


2019.08.28 11:33 Haberfutbol24 28 Ağustos 2019 Çarşamba Trabzonspor Haberleri

Trabzonspor - AEK maçı kapalı gişe

Trabzonspor, UEFA Avrupa Ligi play-off turu rövanşında Yunanistan temsilcisi AEK'yi konuk edecek.
Trabzonspor, UEFA Avrupa Ligi play-off turu rövanşında 29 Ağustos Perşembe günü Yunanistan temsilcisi AEK'yi konuk edecek.
Medical Park Stadı'nda 20.30'da başlayacak karşılaşmayı İngiltere Futbol Federasyonundan Michael Oliver yönetecek. Müsabaka taraftarium24hd.macizle25.site'den naklen yayınlanacak
Atina'da oynanan ilk karşılaşmadan 3-1 galibiyetle ayrılan bordo-mavililer, yakaladığı avantajı değerlendirerek rakibi karşısında turu geçmeyi hedefliyor.
Tarihinde üçüncü kez gruplara kalmak istiyor
Trabzonspor, Yunanistan temsilcisini elemesi halinde tarihinde üçüncü kez gruplara kalma başarısı gösterecek.
Üç sezon aradan sonra tekrar Avrupa kupalarında mücadele eden bordo-mavililer, 2013-2014 ve 2014-2015 sezonlarında art arda gruplara kalmıştı.

Bu sezon Avrupa'da 4. maç

Trabzonspor, bu sezon UEFA Avrupa Ligi'nde 4. maçına çıkacak.
Bordo-mavililer, 3. eleme turunda Çekya'nın Sparta Prag takımını deplasmanda 2-2, sahasında da 2-1'lik sonuçlarla elerken, AEK karşısında da Yunanistan'dan 3-1'lik galibiyetle döndü.
Karadeniz ekibi, bu sezon Avrupa yolculuğunda 2 galibiyet, 1 beraberlik alarak yenilgi yüzü görmedi.
Bordo-mavili takımın attığı 7 golün 4'ünü Caleb Ekuban, 2'sini Alexander Sörloth, 1'ini ise Filip Novak kaydetti.

Kapalı gişe oynanacak

Bu sezon Avrupa'da Sparta Prag, Süper Lig'de de Yeni Malatyaspor'u konuk eden Trabzonspor, sahasındaki 3. maçını da kapalı gişe oynayacak.
İlk 2 karşılaşmada olduğu gibi biletleri tüketen bordo-mavili taraftarlar, Medical Park Stadı'nı yine dolduracak.

Muhtemel 11

Trabzonspor'da Ogenyi Onazi ve Kamil Ahmet Çörekçi'nin sakatlıkları devam ediyor. Arjantinli oyuncu Jose Sosa'nın sakatlığının bulunmadığı ve akşamki çalışmada yer alacağı belirtildi.
Kadroya yeni katılan İngiliz oyuncu Daniel Sturridge'in antrenman eksiği olduğu, teknik heyetin hazırladığı özel program doğrultusunda hazır hale getirilmeye çalışılacağı öğrenildi.
Trabzonspor'un AEK karşısına Uğurcan Çakır, Pereira, Ivanildo, Campi, Novak, Obi Mikel, Abdulkadir Parmak, Abdülkadir Ömür, Nwakaeme, Sörloth ve Ekuban 11'i ile çıkması bekleniyor.

Abdulkadir Parmak kariyer zirvesinde

Trabzonspor'un yıldız futbolcusu Abdulkadir Parmak, Ünal Karaman önderliğinde kariyerinin en iyi dönemlerinden birini yaşıyor.
Bugüne kadar profesyonel olarak 10’un üzerinde teknik adamla çalışan Abdulkadir Parmak, Ünal Karaman önderliğinde kariyerinin en iyi dönemlerinden birini yaşıyor... 26 yaşındaki futbolcu, son olarak Yeni Malatyaspor karşısında alınan 2-1 galibiyette sahada basmadık yer bırakmadı.
Parmak’ın başarısı da karşılıksız kalmadı. Tecrübeli futbolcunun, karşılaşmanın ardından teknik heyet tarafından özel olarak tebrik edildiği öğrenildi.

Trabzonspor taraftarından Akyazı'ya hücum!

AEK maçının biletleri dün satışa çıkarıldı, taraftarlar adeta hücum etti. Bordo-Mavili futbolseverler, 75 TL ile 850 TL arasında değişen biletlerin büyük bir bölümünü satın aldı, geriye ise sadece VİP tribünler kaldı.
Trabzonspor’un UEFA Avrupa Ligi Play-Off turu rövanşında yarın sahasında Yunanistan temsilcisi AEK ile yapacağı karşılaşmanın biletleri dün satışa sunuldu. Taraftarlar ise biletlere adeta hücum etti. Bordo-Mavili futbolseverler, 75 TL ile 850 TL arasında değişenlik gösteren biletlerin büyük bir bölümünü yaklaşık olarak 10 dakika içerisinde tüketti. Şu ana kadar satılan biletler baz alındığında maç günü Akyazı Arena’da en az 32 bin seyircinin olacağı öğrenildi.

Maç saatinde bitecek

Bordo-Mavililer’de satışa çıkarılan biletler 9 ana kategoriden oluşuyor. Bu doğrultuda 75 ile 200 TL arasındaki tüm biletlerin tükendiği edinilen bilgiler içerisinde yer alıyor. Geriye ise sadece VİP biletler kaldı. 400 ile 850 TL arasındaki bu kategorinin büyük bir kısmı ise bitmek üzere. Bu biletlerin tamamının da maç saatine kadar satılmış olması bekleniyor.

AEK maçına özel önlem

Trabzonspor ile AEK arasında yarın oynanacak karşılaşma öncesinde Trabzon İl Spor Güvenlik Kurulu toplantısı gerçekleştirdi. Bu doğrultuda maç öncesinde ve sonrasında istenmeyen olayların yaşanmaması için özel önlemlerin alındığı öğrenildi. Yunan ekibi ile oynanacak kritik karşılaşmada 300’e yakın konuk ekip taraftarının mücadeleyi izlemesi beklenirken, 2 bin 100 güvenlik personeli de görev yapacak.

Ünal Karaman'dan uyarı: Avrupa Ligi şakaya gelmez

Ünal Karaman, AEK maçı öncesinde öğrencilerine bir takım uyarılarda bulundu... “Bu maçta avantaj bizde olabilir. Ancak bu durum asla rehavet yaratmasın, Avrupa Ligi şakaya gelmez. Bir kaza yaşanmasını asla istemeyiz. Bu yüzden sahaya çıkıp tüm enerjimizle mücadele etmeli ve erken bir gol bularak rakibimizin umudunu kırmalıyız”
Trabzonspor Teknik Direktörü Ünal Karaman, UEFA Avrupa Ligi’nde AEK ile oynanacak rövanş karşılaşması öncesinde öğrencileriyle bir toplantı gerçekleştirdi. Deplasmanda alınan 3-1’lik galibiyetin bir avantaj olduğunu ancak bir o kadar da tedbirli olmaları gerektiğini söyleyen tecrübeli çalıştırıcı, “Bu maçta avantaj bizim elimizde olabilir. Ancak bu durum asla üzerinizde rehavet yaratmasın” dedi ve ekledi: “3-1’lik galibiyet sizi yanıltmasın. Alınan bu tür sonuçlar aldatıcı olabilir. Rakibinizi hafife almayın.”

‘Tek yapmamız gereken...’

“Avrupa Ligi şakaya gelmez. Biz de bir kaza yaşanmasını asla istemeyiz. Bu yüzden sahaya çıkıp tüm enerjimizle ve ruhumuzla mücadele etmeliyiz. Erken bir gol bulmalıyız. Maçın başlarında atacağımız bir gol bizi çok rahatlatacak ve aynı zamanda rakibi panikletecektir. Bu yüzden en kısa sürede rakibimizin fişini çekmeliyiz. Tek yapmamız gereken 90 dakika boyunca konsantrasyonumuzu kaybetmemek. Bu istek ve arzuyu tüm maçlarda yayarsak bizi kimse tutamaz.”
Canlı Maç İzle, Şifresiz Maç İzle, Taraftarium 24, Futbol Cafe, Net Spor
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.08.26 00:31 utanmaz-arlanmaz Polonyalı kız düşürme rehberi

Öncelikle, neden polonyalı kızlar?
1- Avrupa'daki en güzel kızlar buradadır
2- Çoğunluğunun kişiliği "güzel görüneyim" ile sınırlı değildir, muhabbetleri sarar, esprilidirler
3- Genelde tarihi sebeplerle türklere sempati beslerler. ayrıca türk erkeğinin avrupa erkeğinden daha öküz olması da hoşlarına gidebilir.
4- Para birimleri Zwoty, euro değil. 3 sene öncesine kadar türk lirasından daha değersizdi, şimdi geçti tabii. 2014'te 1pln=0,67try iken, şimdi 1pln=1.47try. yine de euro'ya göre çok daha ucuz, biraya 3 lira vereceksiniz
Taktikler:
1- Leh tarihine bakın. Genel olarak tarihlerini iyi bilirler ve konuşmayı severler.
2- Jan Sobieski kimdir öğrenin, ve hatun kişiye bildiğinizi gösterin. Sobieski onlar için çok önemli bir tarihi karakter. 1683'teki ikinci viyana seferinde osmanlı ordusunun içinden geçen koalisyonun başında zamanın leh kralı sobieski varmış, ve avrupayı türklerden temizleyen kişi olarak bilinirmiş. osmanlılar da ona "Lehistan Aslanı" derlermiş. "Sobieski olmasa şu an sana Paris'ten yazıyordum güzelim" gibi laflarla azcık gururunu okşayın, ama çok şımarırsa Varna savaşını hatırlatın.
3- İsmet Paşa'dan bahsedin. Ne alaka? ikinci dünya savaşı sırasında türkiye polonyadan sayısız göçmen almış, özellikle doktor. nazi almanyası polonyayı işgal ettikten sonra, Alman elçi İsmet İnönü'ye gelip "Polonya artık bize ait, onların elçilik binası da bize tahsil edilmeli" demiş. İnönü ise "polonya ile türkiyenin gelenekten kalma bir ittifak'ı vardır. gelip geçecek bir durum yüzünden dostlarımızı yüz üstü bırakmayız" diye cevap vermiş. bununla da kalmayıp polonya elçiliğini alman elçiliğinin hemen karşısına almış(bundan emin değilim, ama söyleyin yani kontrol edecek değil ya).
4- ikinci dünya savaşı hakkında sorular sorun, genelde bunları konuşmaktan keyif alırlar. ben polonyalılara ilk "sence hitler mi ülkene daha çok zarar verdi, stalin mi?" diye sorarım, uzuuun uzun cevap verirler. düşünmek zorunda kalıp derin bir muhabbete sürüklendikleri için samimiyet bir anda kurulur.
5- çok çok yakışıklı değilseniz polonya kızlayla kısa sürede mutlu sona ulaşamazsınız, bu yüzden bunun uzun soluklu bir çalışma olacağını bilin.
6- hemen hepsinde "I am not like other girls" sendromu vardır, he diyip geçin
7- türkiye gibi, polonya da kadın haklarında sınıfta kalmış bir ülke(tr kadar olmasa da). buradan da yürüyebilirsiniz.
8- bu her millet için geçerli, kıza kendi hakkında uzun cevap isteyen sorular sorun (bölümünden mezun olunca nasıl işler bulabileceksin, ilerde polonyada mı kalmak istersin başka bir ülkede mi, gibi), çünkü herkes kendinden bahsetmeye bayılır. siz de kendinizden uzun uzun bahsetmeyin, gerekli bilgileri verip kıza sorular sorun.
9- din konularını konuşmayı severler, yardırın. müslümansanız ters tepebilir.
10- leh dilinin acayipliğinden bahsedin. lehçe tekerleme bulup "bu nasıl okunabilir lan oha?!" diyin. bizim gibi, kendi dillerinden bahsedilmesinden hoşlanıyorlar hatta gaza gelip size ses kaydı göndermeye karar verebilirler. bunun için öncesinde biraz konuşmuş olmanız gerekiyor, açılışı bununla yaparsanız muhtemelen siklenmezsiniz.
11- çoğu leh kızı bilgisayar oyunları oynar. Witcher'dan(ve dizisinden) girerseniz direkt muhabbet başlar. çok fazla rocket league oynayan leh kız var mesela. ama sakın ha rekabetçi olmayın, bunalırlar.
bonus- birkaç sene öncesine kadar polonyaya direkt uçuş yoktu; almanyaya uçulur ve trenle polonyaya geçilirdi. artık 800 liraya falan direkt gidiş geliş uçuşlar var. yine de almanya+tren yapmak daha ucuza gelebilir, hesabını yaparsınız.
bonus- sarhoş edeyim gibi pislikler yapmaya kalkmayın. anne karnında plasenta yerine vodka var bunlarda, yarışamazsınız zaten.
12- Saygılı olun. Karşınızdaki mal değil, sizin ne tip olduğunuzu kolayca anlar. direkt nude almak istiyorsanız unutun o işi. en az bir kere buluşmadıkça öyle bir güven kazanmanız zor. zaten o kafadaysanız yukardaki bütün adımları uygulasanız da kızla iletişimi devam ettiremezsiniz.
13- Polonya tarihine saygısızlık etmeyin. son 300 yıldır güçsüzler, hatta 123 sene boyunca varolmamışlar doğru; ama zamanında baltık denizinden karadenize kadar uzanan, avrupa ve osmanlıya(en güçlü zamanlarında) kök söktürmüş bir devlettir. osmanlı ile aynı yıllarda güçlenmiş, aynı yıllarda çökmüştür; iki ülkenin kaderi paraleldir. buna vurgu yaparsanız işe yarar. hatta 2. dünya sırasında türkiyenin bulunduğu duruma "polonya kompleksi" denir. çünkü her an savaş tehdidi altında olan türkiye, 1799'daki polonya gibi ilhak edilme tehlikesiyle karşı karşıyadır. İsmet İnönü'nün politikaları sayesinde bu gerçekleşmez.
her şeyden önemlisi, insan olun. olur da nude alırsanız sağa sola yaymayın. size ilgi göstermeyen kızları sürekli mesajla taciz etmeyin. "model misin .d.d.d.d" yapmayın. böyle tipler yüzünden insanlar türk erkeğine karşı ön yargılı. sabırlı olun, ön yargıyı kırın.
submitted by utanmaz-arlanmaz to KGBTR [link] [comments]


2019.08.22 12:10 Haberfutbol24 AEK - Trabzonspor maçı nerede, saat kaçta?

AEK - Trabzonspor maçı nerede, saat kaçta?

UEFA Avrupa Ligi 3. eleme turunda Çekya ekibi Sparta Prag’ı eleyerek adını play-off turuna yazdıran Trabzonspor, gruplara kalma yolunda ilk maçında AEK'e konuk olacak. Fırtına, Yunanistan'dan avantajlı skor ile ayrılmayı hedefliyor. Karşılaşmanın rövanşı 29 Ağustos Perşembe günü Trabzon’da oynanacak ve gruplara kalan takım belli olacak. Peki, AEK - Trabzonspor maçı nerede, saat kaçta?
UEFA Avrupa Ligi 3'üncü eleme turunda Sparta Prag'ı eleyerek adını play-off turuna yazdıran bordo-mavililer, turun ilk maçında deplasmanda Yunanistan ekibi AEK ile karşı karşıya gelecek. Trabzonspor, gruplara kalma noktasında son viraj olan play-off turunda 29 Ağustos'ta oynanacak rövanş karşılaşması öncesi bu maçtan avantajlı skor ile ayrılmayı hedefliyor. AEK, 3. eleme turunda Romanya temsilcisi Universitatea Craiova’yı elemişti.

AEK - Trabzonspor maçı nerede, saat kaçta?

Spyros Louis Stadı'nda 21.00'de başlayacak karşılaşmayı Almanya Futbol Federasyonu’ndan Daniel Siebert yönetecek. Mücadele taraftarium24hd.macizle25.site üzerinden şifresiz olarak yayınlanacak. Maçın canlı izlemek için tıklayınız.

MUHTEMEL 11'LER:

AEK: Barkas, Paulinho, Vranjes, Svarnas, Lopes, Krsticic, Slmoes, Chico, Mantalos, Livaja, Oliveira
Trabzonspor: Uğurcan, Pereira, Hüseyin, Hosseini, Novak, A.Parmak, Sosa, A.Ömür, Ekuban, Anthony, Sörloth

Sahne yine Sörloth’un

Trabzonspor’un en büyük kozu Alexander Sörloth... İngiliz ekibi Crystal Palace’tan 2 yıllığına kiralanan Norveçli golcü, UEFA Avrupa Ligi’nde Sparta Prag ile oynanan maçlarda ve ligin ilk haftasındaki Kasımpaşa karşısında ağları sarsmayı başarmıştı. Bordo-Mavili forma ile 3 maçta 3 kez fileleri havalandıran 23 yaşındaki golcü, AEK karşısında da teknik direktör Ünal Karaman’ın en önemli hücum silahı olacak.

Karaman ideal kadroya dönüyor

Süper Lig’in ilk haftasında Kasımpaşa ile oynanan maça Avrupa Ligi’ndeki Sparta Prag karşılaşmasının 11’inde değişiklikler yaparak çıkan teknik direktör Ünal Karaman’ın, AEK mücadelesiyle yeniden ideal 11’ine döneceği öğrenildi. Karaman’ın, Kasımpaşa mücadelesine göre Fernandes, Campi, Mikel ve Yusuf Sarı’yı kulübeye çekerek AEK karşısında bu oyuncuların yerine Hüseyin, Hosseini, Abdulkadir Parmak ve Ekuban’a forma vermesi bekleniyor.

Fırtına’da sadece 2 eksik var

Bordo-Mavililer’de geçen sezonun ilk yarısının son maçında Rize karşısında sakatlanan ve aşil tendonu kopan Ogenyi Onazi ile ağrıları bulunan Kamil Ahmet Çörekçi, Yunanistan’a götürülmedi. Fırtına’da iki oyuncu dışında eksik bulunmuyor. AEK’da ise tek eksik Viktor Klonaridis. Yunan oyuncu, sakatlığı nedeniyle kritik karşılaşmada görev yapamayacak.

AEK taraftarı stada alınmayacak

Karadeniz devi, Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu’nda Prag ile Çekya’da oynanan ilk karşılaşmayı rakibin cezası nedeniyle seyircisiz oynamıştı. Bu akşam AEK ile Yunanistan’da gerçekleşecek karşılaşmada da ev sahibi ekibin taraftarları cezaları nedeniyle stada alınmayacak.

Rakip ilk kez Yunan ekibi

Trabzonspor, ilk olarak 1976-1977 sezonunda başladığı Avrupa serüveninde ilk kez bir Yunan takımı karşısında tur mücadelesi verecek. Bu akşam AEK Atina ile kozlarını paylaşacak olan Bordo-Mavili ekip, rakibini elemesi durumunda ilk kez karşılaştığı bir Yunanistan takımını kupanın dışına itmiş olacak.
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.08.22 12:09 NewsJungle Türkiye, İstanbul’daki kayıt dışı mülteciler için son tarihini uzattı

Türkiye, İstanbul’daki kayıt dışı Suriyeli mültecilerin kentten iki ay ayrılmalarının son tarihini uzattı.
Türkiye'nin diğer şehirlerinde kayıtlı Suriyeli mültecilerin yanı sıra, hiç kayıtlı olmayan mültecilerin ülkenin en büyük kentini terk etmeleri için son tarih 20 Ağustos'ta sona ermişti.
“Suriyeli mültecileri ülke genelinde dengeli bir şekilde yaymaya çalıştık. Her şehir belli bir kapasiteye sahiptir. Halen 540.000'den fazla Suriyelinin İstanbul'da kalma hakkı var. Bu sayıdan daha fazlasını tutamıyoruz; düzenlememiz gerek ”dedi. İçişleri Bakanı Süleyman Soylu 21 Ağustos'ta bir grup dış medya temsilcisine söyledi.
Halihazırda İstanbul'daki okullara kayıtlı 1600 öğrencinin ailesi, yasal çalışma izni olanların yanı sıra sağlık meseleleri gibi belirli insancıl alibileri olan kişiler bu karardan muaf tutulmaktadır.
Benzer bir süreç Ankara'da başlamış ve kapasitelerinden daha fazla Suriyeli mülteciye ev sahipliği yapan Bursa'da başlayacaktır.
Soylu, Türkiye'nin mülteci politikasının temel ilkeleri değişmedi ve hiçbir mültecinin zorla sınır dışı edildiğine dair bir soru bulunmadığını söyledi.
Soylu'ya göre, geçici koruma altındaki Suriyeli mültecilerin sayısı 3.649 milyon, geri dönenlerin sayısı ise 347.000'e ulaştı. 2017'de 175.000 düzensiz mülteci yakalanırken, bu sayının bu yıl sonuna kadar 305.000'e ulaşması bekleniyor.
Soylu, hükümetin amacını herkesi kayıt altında tutmak olduğunu söyledi. Türkiye’nin açık kapı politikası devam ediyor, dedi. 2017'de yaklaşık 485.000 yeni kayıt yapıldı, 2018'de bu sayı 280.000 idi. “Bu yıl 70.000 yeni kayıt var. Başka bir deyişle, akış devam ediyor. Ancak Suriye'deki iki askeri operasyon sayesinde güvenli bölgeler yarattığımız için gönüllü geri dönüşler de var ”dedi.
Ancak, kayıt dışı ekonomisi açısından mülteciler için cazip olan kentte aşırı bir sıkıntı yaşanmaması için İstanbul'a yeni kayıtlar durduruldu. Soylu, “İstanbul gayrı resmi çalışmalar nedeniyle neden cazip, kayıt dışı istihdama karşı mücadele etmeliyiz” dedi.
Şimdiye kadar 102.000 Suriyeliye Türk vatandaşlığı verilmiştir. Soylu, Suriyelilerin yüzde 70'inin ülkesine geri dönmek istediklerini söylerken, birçoğunun Türkiye'de yaşamlarının geri kalanında ne kalacağı konusunda bir tahminde bulunmadığını belirtti.
İçişleri bakanı, göç, terör ve uyuşturucu yollarının bir araya geldiğini ve bu yolların hem hedefinin hem de hedefinin Türkiye olduğunu belirtti.
Bakan, Batılı ülkeleri mülteci sorununun gerçek sebeplerine kayıtsız kaldıkları için suçladı ve onları giden göçün ana kaynağı olan bölgelerde refah ve istikrarı geliştirmek için harekete geçmeye çağırdı. Batı’nın mültecileri sınırlardan uzak tutma politikası sürdürülebilir değil. Türkiye’nin göç konusunda en üst düzey yöneticilerine göre, Avrupa’nın 2018’de nispeten kolay bir yıl geçirmesine rağmen, mültecilerin gelişi bakımından bu eğilimin devam edeceğine dair bir garanti yok.
"Belediye Başkanları" nın kaldırılması yasal
Halk Demokrasi Partisi (HDP) 'nin terör örgütünü destekleme soruşturması yapan adayları aday göstermesi, devlete, yasaya ve demokrasiye açık bir meydan okuma olduğunu söyledi. Soylu, üç belediye başkanını Ağustos ayındaki görevden alma kararıyla ilgili olduğunu söyledi. 0,19.
Soylu, “Amacımız demokrasinin kötüye kullanımını önlemek” dedi.
Güneydoğudaki Diyarbakır ve Mardin belediye başkanları illeri ve Doğu Van ili - Adnan Selçuk Mızraklı, Ahmet Türk ve 31 Mart yerel seçimlerinde ezici çoğunluklarla seçilen Bedia Özgökçe Ertan ilçeleri askıya alındı.
Soylu, Yüksek Seçim Kurulu (YSK), soruşturma altında olan ancak kesin bir mahkumiyet olmadan aday gösterilmesini kabul edebilir, dedi. Soylu, Anayasa’nın 127. Maddesinde ise terör eylemleriyle ilgili soruşturma sürdüğü sırada belediye başkanını askıya alma yetkisini verdi. “Suç faaliyetleri varsa, yasal işlemin bitmesini beklerken bu faaliyetlere göz yumar mıyız? Bu önleyici bir önlem olarak alınmaktadır ”dedi Soylu.
Bakan, kararın belediyeler yasasının 45. ve 47. maddelerine uygun olarak alındığını savundu.
Cumhurbaşkanı, İspanyol mahkemelerinin Bask ve Katalan siyasetçilerine karşı örneklerini göstererek, kararın uluslararası normlara da uygun olduğunu söyledi.
“Ahmet Türk'ün (Mardin belediye başkanı), (önceki belediye başkanlığından) askıya alındığı bilgisine rağmen, kendisi hakkında yedi ayrı soruşturma olmasına rağmen; Yine aday olarak aday gösterildi. Mesaj açıktır: bu devlete, yasaya meydan okumaktır ”dedi.
“Demokrasi bir Truva atı değil. HDP demokratik süreçleri kışkırtır ”dedi.
İçişleri bakanı, hükümetin önceki yıllara karşı çıkan "belediye başkanları" olarak atandığını söyledi.
İçişleri bakanı, hükümetin “ombudsman” teriminin önceki kullanımına itiraz eden “belediye başkanları” atadığını söyledi.
Soylu, bölgedeki yaşamın her zamanki gibi devam ettiğini ve “Neden insanlar sokağa çıkmadı?” Dedi. Çünkü hepsi biliyorlar ki (askıya alınmış belediye başkanları) terör örgütü ile işbirliği yapıyorlar. ”
Soylu ayrıca, bu belediye başkanlarının 31 Mart seçimlerinde oyların büyük çoğunluğunu niçin aldıkları konusunda da kendisi sorusunu gündeme getirdi.
“İstanbul'da Adalet ve Kalkınma Partisi politikalarını onaylamayan insanlar olduğu gibi, Güneydoğu'da da bize oy vermek istemeyen benzer insanlar var. Alternatif olmadığından, Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) bölgede bulunmadığından HDP'ye oy veriyorlar. HDP'ye oy veren herkesin (yasadışı) PKK ideolojisini desteklediğini iddia edemeyiz. ”
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]


2019.08.21 11:02 Haberfutbol24 21 Ağustos 2019 Çarşamba Trabzonspor Haberleri

Trabzonspor, Avrupa'da AEK karşısında avantaj arıyor

Trabzonspor, UEFA Avrupa Ligi play-off turu ilk maçında yarın Yunanistan'ın başkenti Atina'da oynayacağı AEK karşılaşmasından avantajlı skor ile ayrılmayı hedefliyor.UEFA Avrupa Ligi 3'üncü eleme turunda Sparta Prag'ı eleyerek adını play-off turuna yazdıran bordo-mavililer, bu turun ilk maçında yarın deplasmanda Yunanistan ekibi AEK ile karşı karşıya gelecek. Trabzonspor, gruplara kalma noktasında son viraj olan play-off turunda 29 Ağustos'ta oynanacak rövanş karşılaşması öncesi bu maçtan avantajlı skor ile ayrılmayı hedefliyor. OAKA Spyros Louis Stadı'nda 21.00'de başlayacak karşılaşmayı Almanya Futbol Federasyonu’ndan Daniel Siebert yönetecek.
İDEAL KADROYA DÖNÜŞ
Süper Lig'in ilk haftasında Kasımpaşa ile oynanan maça Avrupa Ligi'ndeki 11'inde değişiklikler yaparak çıkan teknik direktör Ünal Karaman'ın, AEK müsabakasıyla yeniden ideal 11'ine döneceği öğrenildi. Karaman'ın, Kasımpaşa mücadelesine göre Fernandes, Campi, Mikel ve Yusuf Sarı'yı kulübeye çekerek AEK karşısında bu oyuncuların yerine Hüseyin, Hosseini, Abdulkadir Parmak ve Ekuban'a forma vermesi bekleniyor.

TRABZONSPOR’UN AEK MAÇI MUHTEMEL 11’İ ŞU ŞEKİLDE:

"Uğurcan- Pereira, Hüseyin, Hosseini, Novak- Abdulkadir Parmak- Sosa- Abdülkadir Ömür, Ekuban, Nwakaeme- Shörloth
SAKAT: Onazi
CEZALI: Yok

Aston Villa taraftarı çok istiyordu

Hitc isimli bir İngiliz spor sitesi de Karadeniz ekibininin, Daniel Sturridge’i, Aston Villa’nın elinden aldığını yazdı.Haberde, Aston Villa taraftarının, 29 yaşındaki futbolcuyu kadroda görmek istediğini ancak İngiliz futbolcunun Trabzonspor’a katılmaya hazırlandığını ifade etti.

Avrupa Trabzonspor'u konuşuyor! Sturridge...

Sturridge transferi ses getirdi... Fırtına,uzun süredir peşinde olduğu Daniel Sturridge’i önceki gün İstanbul’a getirdi. Bu gelişmenin ardından Avrupa, Trabzonspor’u konuştu. BBC Sportve, The Sun gibi basın kuruluşları, Sturridge-Trabzonspor haberlerine yer verdi.ordo-Mavilililer, John Obi Mikel’in ardından transferde yine yılın bombasını patlatıyor... Fırtına geçen sezon İngiliz devi Liverpool ile Şampiyonlar Ligi’nde zafere uzanan Daniel Sturridge’i önceki gün İstanbul’a getirdi. Bu gelişmenin ardından Avrupa, Trabzonspor’u konuşmaya başladı.

‘Trabzon için Türkiye’ye gitti’

Dünyanın en popüler spor sitelerinden birisi olan BBC Sport, ‘Sturridge, Trabzonspor için Türkiye’ye gitti’ ifadelerini kullanırken, İngiltere’nin yüksek tirajlı gazetelerinden The Sun da, ‘Sturridge transferini tamamlamak için Türkiye’ye indi’ manşetini attı.

‘Haftalık 57 bin Pound...’

Team Talks, ‘Sturridge haftalık 57 bin Pound’luk sözleşmeyi imzalamak için Türkiye’ye gitti’, Sportssport, ‘Sturridge 6 yıl sonra Anfield’dan ayrıldı, Türkiye’ye gitti’, Nau.ch ve Besoccer da ‘Sturridge, Trabzonspor’da’ başlıkları ile transferi okuyucularına duyurdu.

Trabzonspor, AEK maçı için Atina'da

UEFA Avrupa Ligi play-off turu ilk maçında 22 Ağustos Perşembe günü deplasmanda Yunanistan'ın AEK takımı ile karşılaşacak olan Trabzonspor, Atina'ya geldi.Süper Lig'in ilk haftasında oynadığı Kasımpaşa maçının ardından Trabzon'a dönmeyen ve İstanbul'da kalan bordo mavililer, bugün özel uçakla İstanbul'dan Yunanistan'ın başkenti Atina'ya geldi.
1 saat 15 dakikalık yolculuğunun ardından Atina Elefterios Venizelos Havalimanı'na ulaşan Trabzonspor kafilesi, daha sonra kendilerini bekleyen otobüsle konaklayacağı otele hareket etti. Kasımpaşa maçı için İstanbul'a 22 futbolcuyla gelen bordo mavililerin, Atina kafilesinde ise 20 oyuncu bulunurken, Fıratcan Üzüm ve Kamil Ahmet Çörekçi, AEK maçı kadrosunda yer almadı.
Teknik direktör Ünal Karaman ile takım kaptanı Jose Sosa, yarın TSİ 17.30’da maçın oynanacağı OAKA Spyros Louis Stadı'nda basın toplantısı düzenleyecek. Basın toplantısının ardından saat saat 18.00'de bordo mavili takım, stadyumda son çalışmasını gerçekleştirerek hazırlıklarını tamamlayacak.
Canlı Maç İzle, Şifresiz Maç İzle, Taraftarium 24, Futbol Cafe Tv, Net Spor
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.08.19 10:58 Haberfutbol24 19 Ağustos 2019 Pazartesi Trabzonspor Haberleri

Ünal Karaman'dan futbolcularına övgü: Son derece memnunum!

Trabzonspor Teknik Direktörü Ünal Karaman, Süper Lig’de Kasımpaşa ile 1-1 berabere kaldıkları maçta oyuncularının sergilediği performanstan memnun olduğunu söyledi.
Süper Lig’in ilk haftasında Kasımpaşa sahasında Trabzonspor’u konuk etti. Konuk ekip karşılaşmanın 34’üncü dakikasında Sörloth’un attığı golle 1-0 öne geçti. Kasımpaşa bu gole 40’ıncı dakikada Aytaç Kara ile karşılık verdi. Karşılaşmanın kalan dakikalarında iki takımın gol girişimleri de sonuç vermedi ve mücadele 1-1’lik skorla sona erdi.
Karşılaşmanın ardından düzenlenen basın toplantısında açıklamada bulunan Trabzonspor Teknik Direktörü Ünal Karaman, maça galibiyet için çıktıklarını dile getirerek, "Avrupa maçı öncesi kazanmak istiyorduk. Artı ve eksilerimiz var ama karşımızdaki takım dirençliydi. Her şeye rağmen kazanabilirdik ama olmadı. Oyuncularımın göstermiş olduğu mücadeleden son derece memnunum. Evet hatalarımız var ki bunlar sezon başında tolere edilebilecek şeyler. Oyuncularımızın niyetleriyle ilgili hiçbir sıkıntımız yok. Umarım perşembe günü oynayacağımız maçta da ülkemizi en iyi şekilde temsil eder, bize yakışır bir skorla döneriz." diye konuştu.
Karaman, yoğun bir maç trafiğine girmeleriyle ilgili bir soru üzerine, "Arkadaşlar bu müsabakalar oynanacak. Bugün 4 oyuncumuzu dinlendirerek maça başladık. Oyuncularımızı dinlendirip, AEK maçına en iyi kadroyla çıkmak ve bize yakışan bir oyunla dönmek istiyoruz. Ne benim ne de oyuncuların şikayet etme imkanı var. Bizler bu maçlar için mücadele ediyoruz. Bu hakkı elde ettikten sonra ’yoruluyoruz’ deme durumumuz yok. Çıkacağız oynayacağız ve inşallah iyi skorla Türkiye’ye döneceğiz." değerlendirmesinde bulundu.

"İhtiyacımıza göre durumu değerlendiririz"

Ünal Karaman, transfer konusunda ilgililerle gerekli görüşmeleri yaptıklarını aktararak, şunları kaydetti:
"Saha içindeki rekabeti artırma adına gerekli bilgileri profesyonellerimizle konuşuyoruz. Biz konuşuruz, ilgililer de gereğini yapar. Elbette bazı şeylerin farkındayız. Bir de bu işin mali disiplini var. Ayrıca aldığımız oyuncu, aile ortamını bozmamalı. Bu konuya çok hassasiyet göstermeniz gerekir. Bu transfer dönemini en az hatayla geçme çabamız var. Mevcut oyuncularımız inanılmaz mücadele veriyor. Bu sene aramıza katılan oyuncular ailemizi biraz daha genişletti. Transfer bitene kadar imkanımız olursa ihtiyacımıza göre durumu değerlendiririz."
Tecrübeli teknik adam, transfer gündemlerinde olan Daniel Sturridge ile ilgili bir soruya, "Şimdi olmayan bir transfer üzerine yorum yapmak abes olur. Her transfer haberi üzerine yorum yaparsak, bu işin üstesinden gelemiyiz. Sonuçta bu işin ilgilileri takım kimyasını dikkate alacak hamleler içerisindedirler. İnşallah bizim kimyamızı hiçbir şey bozamaz, takımımızın harcı sağlam." yanıtını verdi.

Alexander Sörloth: Galibiyetle dönmek isterdik

Kasımpaşa ile deplasmanda 1-1 berabere kalan Trabzonspor’da takımın tek golünü kaydeden golcü futbolcu Alexander Sörloth, karşılaşmanın ardından açıklamalarda bulundu.
Trabzonspor'un Kasımpaşa ile 1-1 berabere kaldığı müsabakanın ardından Trabzonspor'un maçtaki tek golünü kaydeden Alexander Sörloth, basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. 3 resmi maçta 3 gol kaydeden yıldız oyuncu, "Kendi adıma iyi bir maç geçirdiğimi söyleyebilirim. Ancak takımın kazanması önemli, bu maçtan galibiyetle dönmek isterdik" ifadelerini kullandı.
Bordo mavili takımın UEFA Avrupa Ligi'nde oynayacağı AEK maçına ilişkin gelen bir soruya yanıt veren Sörloth, "AEK maçı çok önemli bir maç olacak. Şu ana kadar bizim adımıza yılın en önemli maçı olacak. Deplasmanda iyi bir sonuç alırsak, evde de kazanabilir ve tur atlayabiliriz" diye konuştu.

Ahmet Ağaoğlu'ndan Sörloth ve Fernandes'e övgü

Süper Lig'in ilk haftasında Kasımpaşa ile 1-1 berabere kalan Trabzonspor'da başkan Ahmet Ağaoğlu basın mensuplarına açıklamalarda bulundu. Yeni transferler Sörloth ve Fernandes'in gösterdiği performansa ilişkin gelen soruya yanıt veren Ağaoğlu, "Sörloth ve Fernandes'in performansından benim şüphem yoktu. Çok ince eleyip sık dokunarak yapılan transferler.'' dedi.
34 haftalık bir maraton geçireceklerini söyleyen Ağaoğlu, "Kazanmamız gereken bir maçtı. Sparta Prag maçında iyi oynamıştık ama o maçta fazla efor sarfeden oyuncularımız bugün formunda olmayınca böyle bir sonuç çıktı ortaya. Yenilmeden devam ettiğimiz 19'uncu maçımız. Fakat bu bir anlam ifade etmiyor 3 puanlı ligde. Kazanmamız lazımdı, önemli başlangıç yapabilirdik. Sağlık olsun. Önümüzde AEK maçı var, tur atlamamız gereken bir maç. AEK maçından sonra Malatya maçı var. Malatya da hazır bir ekip. Tekrar AEK ile ve Fenerbahçe ile oynayacağız. Zorlu 2-3 hafta bizi bekliyor. 34'üncü hafta bittiğinde konuşuruz şampiyonluğu. İşin başındayız. Her takım savaşıyor, mücadele ediyor. Trabzonspor'un hedefi her zaman zirve. Zirve yarışının içinde varız. Kadro yapısı ve oyunumuz itibarıyla bunu ortaya koyuyoruz" dedi.

"SÖRLOTH VE FERNANDES'DEN ŞÜPHEM YOKTU"

Yeni transferler Sörloth ve Fernandes'in gösterdiği performansa ilişkin gelen soruya yanıt veren Ağaoğlu, şöyle konuştu: "Sörloth ve Fernandes'in performansından benim şüphem yoktu. Çok ince eleyip sık dokunarak yapılan transferler. Son dakika transferi değil ikisi de. Fernandes'in transferi biraz gecikti. Menajeri ile alakalı sıkıntılar vardı. Yoksa kamptan önce transferi söz konusuydu. Kulübüyle ileriye dönük transferiyle alakalı görüşmelere başlayacağız. Sörloth geçen sene izleme ekibinin gündemine gelen bir oyuncuydu. Cyrstal Palace başka bir takımla takasını gündemine getirdiği için o da gecikti ve kampa yetiştiremedik. Tam bir atlet. Hazır olarak geldi. Takımla 2-3 antrenman yapıktan sonra Prag maçında oynadı ve golünü attı, Akyazı'da da attı. Döndü burada attı. Bizim oyun sistemimiz göz önüne alındığı zaman bir forvetin yapabileceği her şeyi yapıyor gibi görüyorum. Oyuncunun verimi herkesin malumu, üç maçta üç gol. Bu formunu devam ettirirse takımın değişmez oyuncusu olur. Ona daha iki sene var. Formunu devam ettirirse o rakam 6'nın çok çok üzerine çıkar. Ticari taraftan bakıldığı zaman verimli ve isabetli bir transfer."

"TRANSFER HER ZAMAN TARAFTARIN KANINI KAYNATAN BİR OLAY"

"Transfer gelecek mi" sorusuna Ağaoğlu, "Transfer her zaman taraftarın kanını kaynatan bir olay. Transfer hasretle beklenen ama takıma külfeti veya katkısı analiz edilmeden, performans değil de kariyerli isimler gündeme gelince toplum heyecanlanıyor. Biz takım oyunu oynuyoruz. Gençlere yatırım sözü verdik. Forvet olarak takımda Sörloth, Ekuban, Koray, Muhammet ve Salih var. 5 forveti olan bir kulüpten bahsediyoruz. Oraya dışarıdan büyük bir ismi getirince bu sefer alt taraftaki çocukların şevkini kırarsınız. UEFA, lig, Türkiye Kupası uzun bir maraton, orada da gerçekten bir transfer gerekli mi, bu gündeme geliyor. Transferin ekonomik bir boyutu var. Bankalar Birliği'nin bize sağlamış olduğu limit var. O limitin üzerine çıkınca sıkıntı yaşarım. Çünkü geriye dönük bütün borçlardan ben şahsen sorumlu hale geliyorum. Bunun detayının kamuoyunun bilmesi lazım. Bize, Beşiktaş'a, Galatasaray'a tanınan bir bütçe var. Bu limitlerin içinde kalma zorunluluğu var. Bir yandan da yarışa devam edeceksiniz" yanıtını verdi.

"YUSUF'TAN GELECEK PARANIN TAMAMI BANKALAR BİRLİĞİ'NE BORÇ KAPATMAYA GİDİYOR"

Bankalar Birliği ile yapılan anlaşmaya değinen Ahmet Ağaoğlu, "Yusuf'tan gelecek paranın tamamı Bankalar Birliği'ne borç kapatmaya gidiyor. Bankalar Birliği elde ettiğiniz gelirin yüzde otuzu oranında size harcama hakkı tanıyor. Sponsorluk, tribün, ürün gelirleri de aynı şekilde. Bunların tamamı Trabzonspor'un kasasına girmiyor. Bu iyi analiz edilmeli. Bu gelirler yüzde yetmiş, yetmiş beşi borç kapatmaya gidiyor. Kalanı transfer ve maaş ödemelerine gidiyor. Bu limitler içinde kalma zorunluluğunuz var. Süper Lig özellikle bu üç takım için eski Süper Lig değil. Şirket olarak faaliyetlerini sürdüren kulüplerimiz hariç diğer kulüplerimiz lisans yönetmeliğine tabiler. Lisans yönetmeliğinde de aynı şeyler geçerli. İster Bankalar Birliği ile yeniden yapılandırmış olun ya da olmayın ocak ayında yürürlüğe girecek Lisans Yönetmeliği, UEFA'nın finansal fair play kurallarının bire bir uygulanacağı anlamına geliyor. Bunu yaptığınız taktirde biz üç kulüp başkanı olarak geriye dönük bütün borçlardan sorumlu oluruz, kulübü batağa sürüklemiş oluruz, transfer yasağı, puan silme cezası alırız. Bu işin sonu küme düşmeye kadar gidiyor" ifadelerini kullandı.

"VER COŞKUYU, COME TO TRABZONSPOR..."

Yıldız transferler ile ilgili taraftarları beklentiye sokmanın doğru olmadığını kaydeden Ağaoğlu, "Camiaları, taraftarları yıldız transferi ile alakalı beklenti içine sokmak sağlıklı bir yaklaşım değil. Transfer artık o kadar kolay değil. Ver coşkuyu, come to Trabzonspor... Tamam da kim ödeyecek bunları? Taraftar nasıl ödeneceğini biliyor mu? Burası çok önemli. Buna sadık kalmaya çalışıyoruz. O yüzden kadromuzu 52 kişi tuttuk. 52 kişilik kadromuz var. Rezerve takımımızın maliyeti senelik 2 milyon lira civarında. İleriye dönük Trabzonsporun mali ve sportif yapısını kurtaracak oyuncular bunlar. 'Yıldız futbolcu yetiştiremedin' deseler kalbimden vuracak en güzel eleştiri bu. 'Yıldız transferi niye yapmıyorsun' değil. Önümüzdeki birkaç ay içinde yeni tesislerimizde rezerve takımın yapılanmasını, tesislerimizi kamuoyuna tanıtmış olacağız" dedi.
Ahmet Ağaoğlu son olarak Daniel Sturridge'in transferiyle ilgili gelen bir soruya, "Bir sonraki soruya geçelim" diyerek yanıt vermekten kaçındı.

Trabzonspor'un golcüsü Sörloth bildiğiniz gibi!

Bordo-Mavili forma ile 3. kez sahaya çıkan Sörloth, müthiş performansını sürdürdü. Prag maçlarında 2 gol atan Norveçli, Kasımpaşa karşılaşmasını da boş geçmezken sahada basmadık yer bırakmadı.
Trabzonspor'un golcüsü Sörloth bildiğiniz gibi!Trabzonspor kariyerine fırtına gibi başlayan Alexander Sörloth, her geçen gün performansının üstüne biraz daha koymaya devam ediyor. 23 yaşındaki futbolcu, UEFA Avrupa Ligi’nde oynanan Prag maçlarının ardından Kasımpaşa karşılaşmasını da boş geçmedi. Abdülkadir Ömür’ün pasında topla buluşan Norveçli, şık bir vuruşla takımının ilk golünü kaydetti. Karadeniz ekibi, mücadeleden 1-1’lik beraberlikle ayrılsa da Sörloth maçın yıldızı olmayı başardı. Genç futbolcu, sahada basmadık yer bırakmazken neredeyse her topu indirdi.

‘Galibiyeti kaçıran bizdik’

Maçın ardından konuşan Norveçli, “Tabii ki her zaman gol attığım için mutlu oluyorum. Kendi adıma işlerin iyi gittiğini söyleyebilirim. Ama bugün maçı kazanmaya çok yakındık. Bugün maçı kazanabilirdik. Kötü bir performans sergiledik. Galibiyeti kaçıran tarafın kesinlikle biz olduğumuzu söyleyebilirim. Avrupa’da da yolumuza devam etmek istiyoruz” dedi.
Canlı Maç İzle, Şifresiz Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.08.12 11:44 Haberfutbol24 12 Ağustos 2019 Pazartesi Spor Haberleri

12 Ağustos 2019 Pazartesi Beşiktaş Haberleri
Beşiktaş'tan transfer atağı! İşte listedeki 4 yıldız!
Siyah-Beyazlılar, Abdullah Avcı’nın raporu doğrultusunda kadroya yeni takviyeler yapmak için çalışmalarını sürdürüyor. İlk etapta hücumhattını güçlendirmeyi planlayan yönetim, forvet için Aboubakar, kanat için de Elyounoussi’nin peşinde! Kaleye de Türk bir isim almak isteyen yönetim, Başakşehirli Volkan Babacan’ı renklerine bağlamak için düğmeye bastı. Beşiktaş, ek olarak Süper Lig ekibi Sivasspor’un genç oyuncusu Emre Kılınç için de nabız yoklamaya başladı.
Yeni sezon öncesinde kadrosunu; Tyler Boyd, Douglas ve Pedro Rebocho’yla güçlendiren Siyah-Beyazlılar, transferde gaza basmaya devam ediyor. Teknik direktör Abdullah Avcı’nın raporunun ardından çalışmalara başlayan ve Avusturya kampında yaşanan üst üste sakatlıklar sebebiyle hedef alanını genişleten Beşiktaş yönetimi, son olarak 4 isim üzerine yoğunlaştı. Avcı’nın ısrarla istediği sol stoper transferi için yoğun mesai harcayan Kara Kartal, Burak Yılmaz’ın sakatlığı sonrası forvet, Loris Karius’un da yaklaşık sahalardan 1 ay uzak kalacak olması sebebiyle kaleye de takviye yapacak. Ek olarak Beşiktaş, genç isimler üzerine de çalışmalarını sürdürüyor. İşte Kartal’ın listesi...
1- VINCENT ABOUBAKAR
Siyah-Beyazlı formayı 2016-17 sezonları arasında kiralık olarak giyen Vincent Aboubakar, Burak Yılmaz’ın sakatlığının ardından tekrar Kara Kartal’ın transfer hedefleri arasına girmişti. Kendi kulübünde teknik direktör Sergio Conceiçao’nun kadro alternatifleri arasında yer almayan Kamerunlu futbolcu da geri dönüş için yeşil ışığı yakmıştı. Bu gelişmenin ardından Mavi-Beyazlılar’la oyuncunun menaceri aracılığıyla ilk teması kuran yönetim, ‘7 milyon Euro’luk cevap almıştı. Kulübüyle 2021 yılına kadar sözleşmesi bulunan oyuncuyu ilk etapta kiralık olarak kadrosuna katmak isteyen Beşiktaş’ın, bu cevabın ardından Porto’yu satın alma opsiyonlu kiralama formülüne ikna etmeye çalıştığı belirtildi.
2- MOHAMED ELYOUNOUSSI
Almanya ekibi Schalke’yle yol ayrımında bulunan Ukraynalı kanat oyuncusu Yevhen Konoplyanka için uzun süredir çalışmalarını sürdüren Kara Kartal, yıldız ismin 3 milyon Euro’luk maaş talebinden geri adım atmaması sonrasında bu oyuncuyla yapılan görüşmeleri askıya almıştı. Bu gelişmenin ardından hedefini İngiltere Premier Lig ekibi Southampton’ın Fas asıllı Norveçli kanat oyuncusu Mohamed Elyounoussi olarak belirleyen yönetim, 25 yaşındaki futbolcu için menacerler aracılığıyla sürdürüyor. Siyah- Beyazlılar’ın, yeni haftada Ada ekibiyle resmi olarak görüşmelere başlayacağı ifade edildi. Sevilla ve Celta Vigo’nun radarında bulunan tecrübeli oyuncu, Beşiktaş’a gitmek istiyor.
3- VOLKAN BABACAN
Tolga Zengin’le yollarını ayırmasının ardından yeni bir Türk kaleci arayışlarını sürdüren Siyah-Beyazlılar, Loris Karius’un da sakatlanmasının ardından temaslarını hızlandırdı. Bu doğrultuda ilk hedef olarak Bursaspor’un genç kalecisi Muhammed Şengezer’i belirleyen Beşiktaş’a, bu transferde Başakşehir rakip olarak çıktı. Bu gelişme sonrasında iki kulübün arasındaki iyi ilişkileri kullanma kararı alan yönetimin, Muhammed’in Başakşehir’e transferine engel olmayıp bunun karşılığında Volkan Babacan’ı isteyeceği ifade edildi. İstanbul temsilcisinde Mert Günok’un gölgesinde kalan 31 yaşındaki file bekçisinin de bu transfere olumlu baktığı bildirildi.
4- EMRE KILINÇ
Kara Kartal’da yeni sezon öncesinde transfer çalışmaları tüm hızıyla devam ederken yönetim, yaşlanan kadroyu gençleştirmek için de hamlelerini sürdürüyor. Spor Toto Süper Lig ek iplerinden Sivasspor’un 24 yaşındaki sol kanat oyuncusu Emre Kılıç’ı hedefleri arasına ekleyen Beşiktaş’ın, temaslarını sürdürdüğü ifade edildi. Orta sahada sol kanada ek ol arak orta sahanın merkezinde ve sağ bölgesinde de forma giyebilen genç oyuncu için 500 bin Euro’luk bütçe belirleyen yönetimin, bu hafta içerisinde Sivasspor’la resmi görüşmelere başlaması bekleniyor. Başarılı futbolcunun da kariyerinde böyle önemli bir adım atmaya kendisini hazır hissettiğini yönetime ilettiği kaydedildi.
Beşiktaş'ın gençlerinde hayat var!
Beşiktaş'ın genç oyuncuları, Panathinaikos karşısında sergiledikleri performansla teknik direktör Abdullah Avcı’nın beğenisini kazandı. Tecrübeli çalıştırıcı, gençleri yeni sezonda birçok Süper Lig karşılaşmasında da görevlendirmeyi hedefliyor.
Spor Toto Süper Lig öncesindeki son hazırlık maçına önceki akşam Atatürk Olimpiyat Stadı’nda Panathinaikos karşısında çıkan Siyah-Beyazlılar, rakibiyle 2-2 berabere kalmıştı. Oyunun ilk bölümünde Erdem Seçgin ve Muhayer Oktay’ın golleriyle 2-0 öne geçen ancak ikinci yarıda Christos Donis’in gollerine engel olamayan Beşiktaş, sahadan beraberlikle ayrılsa da gençlerin performansı alkış topladı. Panathinaikos karşısında genç ağırlıklı kadro sahaya süren Beşiktaş Teknik Direktörü Abdullah Avcı da oyuncularının genel olarak performansından memnun kaldığı ve birçok genç oyuncuyu yeni sezonda kullanma kararı aldığı kaydedildi.
‘Hayalim gerçek oldu’
Yunanistan temsilcisi karşısında takımın ilk golünü kaydeden Erdem Seçgin, maçın ardından Twitter hesabından açıklamada bulundu. 19 yaşındaki orta saha oyuncusu, “Bu formayı ilk giydiğim günden beri hep taraftarımızın önünde gol attığım günü hayal ettim. Çok şükür bugün en büyük hayalim gerçek oldu. Kuzenim Yiğit’in hastalığını öğrendiğimiz bu tatsız günlerde, bu gol ona savaşma gücü versin, Yiğit’imize şifa getirsin. Benim için en güzel deneyimlerimden birisi oldu. Her şeyiyle çok özel bir akşamdı. Devamının gelmesi için çok çalışmaya devam” sözlerini sarf etti.
Beşiktaş sahasına kavuştu
Beşiktaş Nevzat Demir Tesisleri'ndeki ana idman sahasının zemini yenilendi.
Siyah-Beyazlılar, geçen sezon Vodafone Park ve Nevzat Demir Tesisleri’nde kötü zemin sorunu yaşanmıştı. Hibrit çim uygulamasıyla Türkiye’de fark yaratan ve büyük beğeni alan zemin, geçen sezon başında etkisini kaybetmişti. Yeni sezon öncesi yapılan çalışmalarla Nevzat Demir Tesisleri’ndeki 1 numaralı ana saha, adeta hayran bıraktı. Ortaçizgi.com’un ulaştığı görüntülere göre, Nevzat Demir Tesisleri’ndeki idman sahası, yeni sezon öncesinde ilk günkü haline getirildi.
Beşiktaş'ta kombineler 22 bini aştı
Kara Kartal, Spor Toto Süper Lig’de ilk hafta maçında cumartesi günü Sivasspor deplasmanına gidecek.
Beşiktaş’ın yeni sezon kombine kartlarının satışları ise devam ediyor. Şu ana kadar 22 bin 200 kombine kart satışının yapıldığı öğrenildi. Siyah-Beyazlılar, taraftarı önündeki ilk maçına ise ligin ikinci haftasında 23 Ağustos Cuma günü Göztepe karşısında çıkacak.
Şenol Güneş'ten Abdullah Avcı sözleri!
A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Şenol Güneş, Demirören Haber Ajansı'na (DHA) özel önemli açıklamalarda bulundu. Güneş, "Abdullah Avcı'nın karakter olarak Beşiktaş'a uygun olduğunu düşünüyorum. Efendi, saygıdeğer ve işini çok seven birisi. Başarılı olacağını düşünüyorum ve başarılı olmasını da bekliyorum" dedi.
Milli takımda birçok iyi kaleci olduğunu ancak özellikle sol stoper ve sol bekte sayıca az oyuncu olduğunu belirten Şenol Güneş, "Kaleci sayımız çok fazla, bu yüzden en iyi olanları seçmeye çalışıyoruz. Kötüden veya yokluktan seçmektense varlıktan en iyisini seçmek bizim için daha iyi. Zaten bunun sayılabilmesi ve kadroyu 11 yapabilmek çok önemli. 11 - 15 kişi saydıktan sonra rekabet geliyor. Arka taraftan gelen adamın asıl oyuncuyu geçmesi gerekli diye düşünüyorsunuz. Şu anda Mert, Uğurcan, Gökhan, Altay ve Muhammed de milli takımda olan arkadaşlar ve hepsi de iyi. Tecrübeli olan kaleciler de var, çok sıkışırsak onları da alabiliriz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her arkadaşımızı burada oynatabiliriz. Yeter ki o başarıyı bize göstersinler. Dolayısıyla kalecide şu anda çok büyük sorun olduğunu düşünmüyorum. Mesela sol bekte ve sol stoperde sayıca az oyuncularımız var. Stoperde iyi arkadaşlarımız var ama sol ayaklı bir stoperimiz yok. Sol bekte ideal anlamda şu anda sayısal bir fazlalığımız da yok. Lige baktığımızda takımlarda da bunu görüyoruz. Onun dışında diğer mevkilerde bir sorunumuz yok ve bu güzel bir şey. Şimdi onu da dizayn etmemiz gerekiyor. Mesela diyelim ki sol ayaklı bir sol stoper ve sol bek eksiğimiz var, bunu genç takımlarla ve kulüplerle diyalog kurarak şimdiden tohumunu atmamız gerekiyor. Bu bir eksikliktir. Geçmişte mesela takımımızda defans oyuncumuz çok vardı, ancak forvet oyuncumuz yoktu. Şimdi forvette de oyuncularımız var ki bunların birçoğunu Avrupa'ya gönderiyoruz. Üretimi biraz planlayarak yapmamız lazım, şansa bırakmamak gerekiyor" dedi.
"AVRUPA'DA EN BÜYÜK SORUMLULUK GALATASARAY'A DÜŞÜYOR"
Avrupa'da bu sezon ülkemizi temsil edecek olan takımlar hakkında da konuşan Güneş, "UEFA Avrupa Ligi'nde Yeni Malatyaspor iyi bir başlangıç yaptı. İlk defa katıldığı bir kupada moral, güven ve tecrübe kazandı. Partizan takımını da eleyebilir, başarılar diliyorum. Trabzonspor da Sparta Prag'ı eleyebilir. Trabzonspor, geçen sene iyi bir kadro oluşturdu. Bu sene de iyi bir başlangıç yapmasını bekliyorum. Değişim var ama çok köklü bir değişim yok. Başakşehir'e de başarılar diliyorum. Olympiakos'la denk bir maç olacağını düşünüyorum. Olympiakos'un tecrübesi var ama Başakşehir de eleme maçlarını birkaç defa oynadı. İnşallah bu sefer geçer. Çünkü bu konuda hep başarısız olduk, genelde elemeye katılan Şampiyonlar Ligi'ndeki takımımız maalesef kaybediyordu. İnşallah bu sefer onlar da katılır ve Galatasaray'la birlikte Şampiyonlar Ligi'nde iki takımımız olur. Beşiktaş da Avrupa Ligi gruplarına direkt katılacak. O da başarılı olacak inşallah, daha rakipleri de belli olacak. Şu anki takımlarımıza baktığımızda Avrupa kupalarında yarışmaya hazırlar. Burada en büyük sorumluluk Galatasaray'a düşüyor, çünkü Şampiyonlar Ligi çok önemli. En üst seviyede bir yarışma yani. Dünya Kupası milli takımlar için neyse, Şampiyonlar Ligi de kulüpler için önemli turnuvalar diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı.
"ABDULLAH AVCI'NIN BAŞARILI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"
Tecrübeli hoca, eski kulübü Beşiktaş'ın yeni hocası Abdullah Avcı'nın yeni kulübünde yabancılık çekmeyeceğini ifade ederek, "Abdullah Avcı ile ligde Beşiktaş'la yarışırken rakip olduk. Ligde son yıllarda çok başarılı bir antrenör, başarılarını kimse inkar edemez. Daha önce İstanbulspor'da kısa süre beraber olduğum bir oyuncuydu. Karakter olarak da Beşiktaş'a uygun olduğunu düşünüyorum. Efendi, saygıdeğer ve işini çok seven birisi. Başarılı olacağını düşünüyorum ve başarılı olmasını da bekliyorum. Kulüpteki yöneticileri ve oyuncuları da tanıyor. Dolayısıyla yabancılık çekeceğini düşünmüyorum" şeklinde konuştu.
"ÖDEME SORUNU AZ OLAN TAKIMLARIN DAHA BAŞARILI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"
DHA'ya yaptığı açıklamada, kulüplerdeki başarının anahtarının ekonomik dengeler olduğunu vurgulayan Şenol Güneş, "Kulüpte başarı, aslında ekonomik dengeler olacaktır. Bunu yaşadığım için söylüyorum. Bu yeni bir şey değil. Geldiğim ilk gün de bu sorun vardı, bugün de aynı sorun var. Kulüplerin belirli bir bütçesi olur ve ona göre harcarsınız. Avrupa'daki birinci madde; hiçbir oyuncu ve hiçbir hoca anlaşmanın gereğinden çıkamaz. Bizde ise anlaşmaya hiç uyulmaz. Bu düzeltilmeden futbolun özünü konuşamayız. Yaptığımız işte bir yanlışlık var. Bunu yönetici de hoca da personel de herkes biliyor. Bu çözülmeden olmaz. Mesela futbolcularımız Avrupa'ya, Uzak Doğu'ya gidiyor ve oraların hep tarihinde vardır. Hiçbir oyuncunun 'paramı kulüpten alır mıyım, alamaz mıyım' diye düşünmemesi lazım. Oyuncuyla ya da hocayla anlaştıysanız, o ödeme tarihi de bellidir ve o para gider. O yüzden hep duyuyoruz işte 'ödemeler yapılmadı, kriz var' gibi. Bazen dışarıya yansıyor, bazen de yansımıyor ve bu durum takım dengelerini bozuyor. Takım içi dengeyi de bozuyor. Bir kısmına veriliyor, bir kısmına verilmiyor, bir kısmı ihtarname çekip alıyor. Bu huzur kaçırıyor. Hoca eğer yeniyse bir süre dayanıyor. Sonra hocanın da, yöneticinin de, oyuncunun da fonksiyonu kalmıyor. Sapla saman karışıyor. Onun için ekonomik dengelerin yarışı etkileyeceğini düşünüyorum. Ödeme sorunu az olanların daha başarılı olacağını düşünüyorum, ancak kadroları iyiyse tabii. Diyeceksiniz ki ekonomik olarak iyi oyuncuları alıyorlar çünkü paraları var ama paraları öderlerse başarı gelir. Ödemezlerse o kendilerine problem olur" diye konuştu.
"BEŞİKTAŞ ŞAMPİYONLUK YARIŞININ DA DOĞAL ADAYIDIR, İSİMLERİ YETER"
Süper Lig'deki büyük takımların gelecek sezondaki durumları hakkında yorumlar yapan Güneş, şunları kaydetti:
"Ligin heyecanı ve kalitesi için maçları görmek lazım. Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'ne hazırlandığı için daha farklı transferler yapıyor. Fenerbahçe eksikleri itibarıyla transferler yapıyor. Beşiktaş da aynı şekilde. Trabzonspor'un da iyi bir kadrosu var. Yusuf'u kaybetmesine rağmen yeni oyuncular aldı. Gördüğüm kadarıyla şampiyonluk yarışında olabileceğini hissettirmek istiyor. Beşiktaş zaten göreve geldiğim ilk gün de söyledim, her büyük takımda olduğu gibi onlar da şampiyonluk yarışının da doğal adayıdır, isimleri yeter. Başakşehir de şampiyonluğu zorlayacaktır."
"TRABZONSPOR'DA 'KENDİM BURADAN GİDEYİM' DEMEDİM, GİTMEK ZORUNDA KALDIM"
Şu an teknik direktörlük kariyerine yeni başlayan bir antrenör olsa, Avrupa'ya giderek kariyerini sürdürmek istediğini belirten Şenol Güneş, "Bu işe yeni başlasam Avrupa'ya gidip başarılı olurum diye düşünüyorum ama işin sonuna geldik. Futbolculuğu da kalecilik dönemimde geç devreye soktum. Genç takımlarda olmadan A Milli Takıma geldim. Aynı şekilde antrenörlük olarak da son dönemlerimde bir çizgi yakaladım. 2002'de Dünya Kupası'ndan sonra gidebilirdim. Ancak çalıştığım ve yaptığım iş itibarıyla hep bir kulüpte kalma imkanım oldu, o da en çok Trabzonspor oldu. Ben Trabzonspor'dan dışarıya pek gitmedim. Gitmek zorunda kaldım. Trabzonspor'dan ayrılışım hep öyle oldu, ben kendim buradan gideyim demedim. Oyuncuyken de ben Trabzonspor'dan ayrılmadım. Antrenörken ayrılmak zorundasınız çünkü tek adamsınız ve başarısız olarak göründüğünüzde sizi istemediklerinde gideceksiniz. Öyle ayrılıklarım oldu. Bir tek yurt dışına Güney Kore'ye gittim. Uzak olmasını istedim çünkü Türkiye'de o günkü koşullar altında kaldığımda hem kendime, hem de bulunduğum ortama zarar vereceğimi düşündüm. Bu yüzden uzağa gittim. Avrupa farklı bir dünya, ona hazırlanmanız lazım. Yeni arkadaşların da ona göre hazırlanmaları gerekir, aynı oyuncular gibi. Eğer onlara hazırlanmazsanız benim gibi geç kalırsınız. Çünkü onlar da sizi alırlarken kendilerine göre hesap yapacak ve belirli bir beklentileri olacak. Yeni bir antrenör çıkarmak istiyorsak ligde çalışan antrenörlerimizin Avrupa'da çalışacak tarzda hazırlanmaları lazım. Bizim zamanımızda şartlar çok kısıtlıydı ve böyle bir hazırlanma imkanımız yoktu. Kendi koşullarımızla büyümeye çalıştık. Bugün ise kendinizi uluslararası olarak hazırlıyorsunuz. Dünya çapında düşünürsek zaten en önemli Avrupa ve orayı düşünmeliler. Orada çalışan antrenör de her yerde çalışabilir" açıklamasında bulundu.
Beşiktaş’ın yeni transferi Pedro Rebocho İstanbul'da
Beşiktaş'ın Fransa'nın Guingamp takımında kadrosuna kattığı yeni transfer Pedro Rebocho, İstanbul'a geldi. Rebocho, bugün sağlık kontrollerinden geçtikten sonra resmi imzayı atacak.
İlk kez FANATİK’in duyurduğu Beşiktaş’ın yeni sol beki Rebocho akşam saatlerinde İstanbul’a geldi. Portekiz'in Lizbon kentinden kalkan uçakla saat 22.20'de İstanbul Havalimanı'na ulaşan Pedro Rebocho'yu siyah beyazlı kulübün yetkilileri karşıladı. Fransız ekibi Guingamp'dan satın alma opsiyonlu bir yıllık kiralık olarak kadroya katılan sol bek oyuncusu Rebocho, bugün sağlık kontrollerinden geçtikten sonra resmi imzayı atacak.
24 yaşındaki oyuncuyu Marsilya’nın elinden kapmayı başaran Siyah-Beyazlılar’ın, Portekizli futbolcuyu hemen takımla çalışmalara başlatacağı öğrenildi.
Beşiktaş Maçı Canlı İzle, Taraftarium 24 İzle, Justin Tv, Şifresiz Maç İzle
12 Ağustos 2019 Pazartesi Fenerbahçe Haberleri

Berke Özer: Güçlü döneceğim

Fenerbahçe’den kiralık olarak Westerlo’nun yolunu tutan Berke Özer, “Kimseye asla bir kırgınlığım olamaz. Geçen sezon şans bulabileceğim bir ortam yoktu. Bu sene oynamam gerekiyordu. Hem Avrupa’yı tecrübe etmek hem de kendimi geliştirmek için burayı seçtim. Çok daha güçlü döneceğim” dedi.
"Fenerbahçe’nin önce taraftarı, sonrada futbolcusuyum. Geçen sezon şans bulabileceğim bir ortam yoktu malesef. Bu sezon daha geriye gitmemek için oynayacabileceğim bir takım seçmem gerekiyordu, ben de öyle yaptım. Hem de bana göre en doğru seçimi yaptım. Çünkü Avrupa’da oynamak her zaman hayalimdi. Westerlo’da bu tecrübeyi yaşama fırsatı buldum. Mümkün olduğunca fazla forma şansı bulmak ve Fenerbahçe’ye daha güçlü dönmek istiyorum. İki maçımızı geride bıraktık ve şansı buldum. Fenerbahçe’ye yeni sezon için başarılar diliyorum. Seneye şampiyon bir takıma döneceğimden şüphem yok.”

‘Altınordu sayesinde...’

“Belçika’ya uyum sağlamak hiç de zor olmadı. Aksine çok çabuk adapte oldum. Çünkü dil problemim yok. Altınordu her oyuncusunu Avrupa’yı düşünerek hazırlıyor. Saha içi kadar saha dışı donanımı da kazanmamızı sağlıyor. Buraya gelince dolayısıyla yaptığımız bu çalışmaların deneyimini daha iyi anlıyoruz.”

Ferdi Kadıoğlu göze girdi!

Fenerbahçe'de süre alamadığı için ayrılmak isteyen Ferdi Kadıoğlu, daha sonra oynadığı maçlarda başarılı bir performans sergileyerek teknik ekibin gözüne girdi.
Genç futbolcu, ilk hazırlık maçlarında süre alamamıştı. Bu nedenle sosyal medyadaki Fenerbahçe fotoğraflarını silip, ayrılmak istedi. Audi Cup’la birlikte forma şansı bulmaya başlayan Ferdi Kadıoğlu son olarak Sivasspor karşısında da başarılı bir performans sergiledi. Maça 11’de başlayan 19 yaşındaki oyuncunun ikinci yarının başına oyundan alınması, taraftarın tepkisini çekti.

Victor Moses hayal kırıklığı!

Geçtiğimiz sezona iyi başlayan Victor Moses bu sezon takımla birlikte kampın tamamında yer alsa da beklenen performansı gösteremedi.
Nijeryalı futbolcu, geçtiğimiz sezon ocak ayında geldiği Fenerbahçe’ye güzel bir başlangıç yaptı. Ancak haftalar geçtikçe formu düştü. Victor Moses, kampın tamamında takımla çalışmasına rağmen bir türlü form tutamadı. Sivasspor karşısında 71 dakika sahada kalan 28 yaşındaki futbolcu, Kruse’ye asist yapsa da Fenerbahçe’nin en etkisiz oyuncularından biri oldu.

Alper Potuk sabır taşırdı

Taraftarlar, bir türlü beklentileri karşılayamayan Alper Potuk’un sürekli şans bulması nedeniyle kızgın.
Alper’in Real Madrid maçında kaptan olarak sahaya çıkması, tribünlerde Ersun Yanal arasındaki iplerin gerilmesine neden olmuştu. Kadıköy’deki Cagliari maçında yoğun protestoya maruz kalan 28 yaşındaki oyuncunun Sivas karşısında da oynaması, sosyal medyada eleştiri konusu oldu.

Khedira'nın derdi başka!

Sami Khedira, ilk görüşmede Fenerbahçe’yi reddetti. Tecrübeli orta saha oyuncusu, Juventus’un sözleşmesini feshetmesini istiyor. Bu sayede hem 4 milyon Euro kazanacak hem de Arsenal’e imza atabilecek.
Fenerbahçe, Alman yıldız için Juventus ile temas kurdu. İtalyan ekibi, Khedira konusunda her türlü kolaylığı sağlamaya hazır olduğunu belirtip, oyuncuyla görüşmeye izin verdi. Ancak İtalyan basınına göre 32 yaşındaki futbolcu, gelen tüm teklifleri geri çevirdi. Khedira’nın bu tavrı, Juventus Yönetimi’ni kızdırdı. Tunus asıllı oyuncunun, İtalyan ekibinden tazminatı vererek sözleşmeyi feshetmelerini istediği kaydedildi. Khedira bu sayede bir taşla iki kuş vuracak.

Juventus soğuk bakıyor

Hem Juventus’tan 1 senelik maaşı olan 4 milyon Euro’yu alabilecek. Hem de sadece serbest olan oyuncuların transferine izin verilen Premier Lig’de, Arsenal ile anlaşabilecek. İtalyan devi ise tazminat vermemek adına utbolcusunu gerekirse hiç bonservis almadan başka bir kulübe satmak istiyor. Ancak şimdilik Khedira, talebinde geri adım atacak gibi görünmüyor.
Fenerbahçe Maçı Canlı İzle, Futbol Cafe TV, Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle
12 Ağustos 2019 Pazartesi Galatasaray Haberleri

Feghouli'ye İtalya dönüşü operasyon!

Galatasaray'ın Cezayirli futbolcusu Feghouli, Fiorentina ile oynanan maç sonrasında İstanbul'da böbreklerinden ameliyat oldu.
alatasaray'da Fatih Terim'den sonra bir isim daha ameliyat edildi. Sarı kırmızılıların Cezayirli futbolcusu Sofiane Feghouli, İstanbul'a dönüş sırasında yaşadığı böbrek sancısı sonrasında, takımın sponsor hastanesinde bıçak altına yattı.
Kulübün resmi internet sitesinden Feghouli'nin durumu ile ilgili şu açıklama yapıldı:
Floransa dönüşü uçakta renal kolik (böbrek sancısı) şikayeti olan oyuncumuz Sofiane Feghouli sponsor hastanemiz Liv Hospital Üroloji kliniğinde Prof. Dr. Orhan Tanrıverdi başkanlığında endoskopik üreter taşı çıkarılması ameliyatı geçirmiştir.
Oyuncumuzun sağlık durumu iyi olup tedavisi devam etmektedir.

Galatasaray Kostas Mitroglou'nun maaşından kurtuluyor!

Galatasaray'ın geçen sezon devre arasında Marsilya'dan 1,5 sezonluğuna kiraladığı ancak bir türlü istenilen seviyeye ulaşamayan Kostas Mitroglou'dan iyi haber geldi.
Özellikle Fransa'dan talipleri olan ayrıca İtalya'dan Lecce ve İspanya'dan da Getafe'nin transferi için uğraştığı 31 yaşındaki Yunan forvet için Nantes bir adım öne geçti.
Galatasaray'la transfer konusunda anlaşan Fransızların, başarılı golcünün maaşının tamamını, yani 2,7 milyon euroyu ödemeyi kabul ettiği öğrenildi.
Böylece Galatasaray'ın maaş yükünde nefes alacağı bir boşluk oluşacak. Bilindiği üzere Mitroglu Marsilya'nın sözleşmeli oyuncusu ancak Galatasaray'la olan kiralık sözleşmesi de 2020 yılı haziran ayına kadar. Dolayısıyla Nantes'ın Sarı Kırmızılılar'ı ikna etmesi gerekiyor. Mitroglou'nun Marsilya'yla olan sözleşmesi ise 2021 yılı haziran ayında bitiyor.
Tecrübeli golcü geçen sezon ocak ayında kadroya katılmış ancak performansı beklentilerin çok ötesinde kalmıştı. 7 lig maçında 1 gol, 1 asistle oynayan oyuncu Akhisar maçında uzatma dakikalarında attığı gol ile takıma galibiyeti getirmiş ve şampiyonluk yolunda önemli katkı sağlamıştı.

Galatasaray'da Fatih Terim ameliyat oldu!

Galatasaray, teknik direktör Fatih Terim'in bel fıtığı ameliyatı olduğunu açıkladı.

Galatasaray'dan yapılan açıklama şu şekilde:

Teknik Direktörümüz Sayın Fatih Terim, bir süredir belinde yaşadığı rahatsızlık nedeniyle takımımızın İstanbul’a varışıyla sponsor hastanemiz Liv Hospital Beyin Cerrahisi kliniğine getirilmiş ve Prof. Dr. Mustafa Kemal Hamamcıoğlu başkanlığında başarılı bir bel fıtığı ve dar kanal ameliyatı geçirmiştir.
Hocamızın durumu iyi olup tedavisi devam etmektedir.

Bir bomba da orta sahaya: Fred

Falcao’nun ardından artık gözler tamamen ön libero transferine çevrildi. İngiliz basını, Manchester City’nin yıldızı Fred’in kiralık olarak Galatasaray’a transfer olabileceğini yazdı.
3 kupalı şampiyon Galatasaray, Devler Ligi kadrosunun son halkalarını tamamlıyor. Avrupa’nın en iyi golcülerinden Falcao’yu bitiren Sarı Kırmızılılar’da, şimdi sıra orta sahaya geldi. Seri’nin yanına en az onun kadar kaliteli bir transfer yapmayı hedefleyen Cim Bom’un gündeminde önemli isimler bulunuyor. Bunlardan biri de Fred. Manchester United’ın 26 yaşındaki Brezilyalı yıldızı, 2018 yılında Shakhtar Donetsk’ten 59 milyon Euro bonservis bedeliyle İngiltere’nin yolunu tutmuştu. Fakat Fred için Ada macerası pek de iyi geçmiyor.

Seri ile müthiş ikili

The Sun Gazetesi, Galatasaray’ın kiralık olarak Fred’i istediğini ve oyuncunun da Şampiyonlar Ligi faktörü nedeniyle bu teklife soğuk bakmadığını yazdı. Bu transferin gerçekleşmesi halinde Cim Bom, Fred-Seri ikilisiyle rakiplerine karşı iyice psikolojik üstünlük kurmuş olacak.

Emre Mor: Daha iyi oynamalıydık

Galatasaray'ın yeni transferlerinden Emre Mor, sarı kırmızılı takımın Fiorentina'ya 4-1 mağlup olduğu hazırlık maçının ardından açıklamalarda bulundu.
Galatasaray'ın yeni transferlerinden Emre Mor, sarı kırmızılı takımın Fiorentina'ya 4-1 mağlup olduğu hazırlık maçının ardından açıklamalarda bulundu.
Çok zorlu bir maçı geride bıraktıklarını dile getiren Emre Mor, "Herkesin bildiği gibi çok sıcak. Fakat evet güzel bir maç çıkarttım. Tabii ki daha iyi oynamalıydık. Biz bugün gösterdiğimizden daha iyi bir takımız. Fakat hava çok sıcaktı. Zemin çok zorluydu" dedi.
Galatasaray Maçı Canlı İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle, Futbol Cafe TV
12 Ağustos 2019 Pazartesi Trabzonspor Haberleri

Niasse'de kıran kırana pazarlık!

Alexander Sörloth’un ardından kadrosunu bir santrforla daha güçlendirmek isteyen Trabzonspor’da en büyük hedef Oumar Niasse...
Everton, Senegalli oyuncu için kapıyı 5 milyon Euro’dan açarken, Fırtına kıran kırana pazarlıklara başladı. 29 yaşındaki oyuncunun transfere sıcak bakması, görüşmelerde Trabzonspor’un elini güçlendiriyor.

Trabzonspor'da bilet çılgınlığı: Vallahi Billahi bilet kalmadı!

Bordo-Mavili taraftarlar, perşembe günü Sparta Prag ile oynanacak rövanş maçında da Akyazı’yı cehenneme çevirecek. 40 bin bilet kısa süre içerisinde tükenirken, Trabzon’da bulunan Passolig gişesine ‘Vallahi de billahi de yok, yemin ederiz biletler bitti” şeklinde yazı asıldı.
Bordo-Mavili taraftarlar sezonu müthiş açacak... Geçen yıl hiçbir maçta Fırtına’yı yalnız bırakmayan, yağmur çamur demeden hem Akyazı’ya hem de deplasmanlara giden Fırtınalı futbolseverler, Trabzon’daki yeni sezonun ilk resmi karşılaşmasında da Medical Park Stadyumu’nu tamamen dolduracak. UEFA Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu mücadelesinde perşembe günü 2- 2’nin rövanşında Çek ekibi Sparta Prag ile kozlarını paylaşacak olan Karadeniz ekibinde taraftarlar, stadyumu rakip için adeta bir cehenneme çevirecek. Tam 40 bin kişinin tribünde olacağı karşılaşmada yer yerinden oynayacak, müthiş bir atmosfer oluşturulacak.

‘VIP bile bitti’

Trabzonsporlu futbolseverlerin kritik karşılaşmaya gösterdiği yoğun ilgiden Passolig gişesi de nasibini aldı. Tüm koltukların tükenmesi nedeniyle internet üzerinden bilet alamayan taraftarlar, soluğu Passolig gişesinin önünde aldı. Burada yetkililer de yüzlerce kişiye aynı derdi anlatmaktan bıktı ve cama biletlerin tükendiğine dair bir yazı astı. O yazıda, “Bir tane bile kalmadı, evet 4 saatte bitti. VIP bile bitti, vallahi de billahi de yok, yemin ederiz bitti” ifadeleri yer aldı.

Trabzonspor taraftarları Yusuf Yazıcı'yı ilk maçında yalnız bırakmadı

Trabzonspor'dan Fransa Ligue 1 ekiplerinden Lille'e transfer olan Yusuf Yazıcı'yı Trabzonspor taraftarları ilk maçında yalnız bırakmadı.
Fransa Ligue 1'in ilk haftasında Mehmet Zeki Çelik ve Yusuf Yazıcı'nın formasını giydiği Lille, sahasında Nantes'i konuk ediyor. Mücadeleye Zeki Çelik ilk 11'de çıkarken, Yusuf Yazıcı ise karşılaşmaya yedek kulübesinde başladı.
Lille'nin Nantes'i konuk ettiği karşılaşmada Trabzonspor taraftarları da Yusuf Yazıcı'ya destek olmak için stadyumdaki yerlerini aldı. Lille kulübünün sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Trabzonspor formalı bir grup taraftarın fotoğrafı yer alırken, fotoğrafın altına "Yusuf Yazıcı, tribünlerde hoş bir karşılaşma ile ağırlandı" notu düşüldü.

Oumar Niasse harekatı

Gelecek sezon öncesinde son bir santrfor daha almayı hedefleyen Fırtına, Everton’da istediği şansı bulamayan Oumar Niasse bir kez daha ile görüşecek. Başkan Ağaoğlu ve kurmayları hafta içerisinde resmi temaslara başlayacak.
Geçtiğimiz hafta içerisinde Crystal Palace’den Alexander Sörloth’u kiralık olarak kadrosuna katan Bordo- Mavililer, forvet için yeniden harekete geçiyor...
Daha önce İngiltere Premier Lig ekiplerinden Everton’da forma giyen ancak istediği şansı bulamayan Oumar Niasse için Fırtına resmi temaslara başlayacak. Teknik direktör Ünal Karaman’ın da kadrosunda görmeyi çok istediği Senegalli santrfor için Trabzonspor Yönetimi, bir kez daha düğmeye basacak.

Bonservisini istiyorlar

Ahmet Ağaoğlu ve kurmaylarının önümüzdeki günlerde İngiltere’ye uçması bekleniyor. Karadeniz ekibinin hedefi daha önce ülkemizde Akhisarspor forması giyen 29 yaşındaki futbolcuyu bonservisiyle kadrosuna katmak. Böylece Bordo-Mavililer, Niasse transferiyle hücum hattındaki seçeneklerini en üst seviyeye çekmek istiyor. Geçen sezon 20 maça çıkan Niasse, gol sevinci yaşayamamıştı.

Fırtına’dan müthiş seri

Karadeniz ekibi, 26 Şubat’ta Türkiye Kupası çeyrek finalinde Ümraniyespor’a boyun eğdi. Bordo-Mavililer, bu tarihten beri yenilgi yüzü görmedi.
2018-19 sezonunda ligde oynadığı son 11 maçında 8 galibiyet ve 3 beraberlik alan Trabzonspor, daha sonra yeni sezon hazırlıkları kapsamında Avusturya’da oynanan 4 hazırlık maçından da beraberlikle ayrıldı. Fırtına, son olarak Avrupa Ligi Eleme maçında Sparta Prag ile 2-2 berabere kaldı ve yenilmezlik serisini 16 maça çıkardı.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe Tv, Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]


2019.08.06 11:07 Haberfutbol24 6 Ağustos 2019 Salı Spor Haberleri

6 Ağustos 2019 Salı Beşiktaş Haberleri
Beşiktaş'ın yeni transferi Victor Ruiz kimdir?
Beşiktaş, Abdullah Avcı'nın çok istediği sol stoper transferini bitirdi. Siyah-Beyazlılar, Villarreal forması giyen 30 yaşındaki stoper Victor Ruiz'i transfer etti. Peki Victor Ruiz kimdir?Beşiktaş, stopere Vida'nın yanına Villarreal'den Victor Ruiz'i transfer etti.
İşte Victor Ruiz'in futbol hayatı:
Futbola Espanyol alt yapısında başlayan Victor Ruiz 25 Ocak 1989 doğumlu. 2008 yılında profesyonel oldu ve Espanyol B takımına yükseldi. Buradaki başarısıyla bir sezon içinde Espanyool A takımına yükselen Ruiz, 2011 yılının devre arasında 8.5 milyon Euro karşılığnda Napoli'ye transfer oldu. Ancak İtalya'ya adapte olamayan Victor Ruiz, 8 milyon Euro'ya Valencia'ya aynı sene içinde transfer oldu. Valencia'da geçen üç sezonun ardından Villarreal'e kiralanan ispanyol stoper, sezon sonunda ise 2.70 milyon Euro'ya Villarreal'e transfer oldu.
Beşiktaş'ın bütçesi Dorukhan Toköz
Beşiktaş, transfer bütçesini oluşturmak için Dorukhan’ı elden çıkarma kararı aldı. Sıcak parayla stoper, sol bek, sol açık ve forvet transferi yapılacak.
Maddi sıkıntı içerisinde bulunan Beşiktaş, transfer bütçesini oluşturmak için Dorukhan Toköz’ü elden çıkarma kararı aldı.
Başarılı oyuncuyu Liverpool başta olmak üzere İngiltere’den 2 kulüp daha istiyor. Ada’da transfer dönemi 8 Ağustos’ta son buluyor. Genç oyuncu için İtalyanlar da devrede.
Dorunkhan’ın satışından gelecek sıcak para ile stoper, sol bek, forvet transferi yapılacak. Dorukhan’ın satışı gerçekleşirse, yerine en büyük aday Stuttgart’ın 21 yaşındaki orta sahası Orel Mangala. Mangala’nın kiralanma ihtimali var.
Manchester City'li oyuncudan Konoplyanka'ya "Come to Beşiktaş" mesajı!
Beşiktaş'ın transfer gündeminde olan Yevhen Konoplyanka ile ilgili sosyal medyada ilginç bir olay yaşandı.Manchester City forması giyen Oleksandr Zinchenko, vatandaşı Konoplyanka için "Come to Beşiktaş" yorumu yaptı.
Yevhen Konoplyanka, Instagram hesabından bir video paylaştı ve Zinchenko'yu etiketledi.
22 yaşındaki oyuncu, Konoplyanka'nın bu paylaşımına "Come to Beşiktaş" yazması büyük dikkat çekti.
Bolasie Joker
Beşiktaş'ta Burak Yılmaz'ın sakatlığı planları altüst ederken, forvet hattı için gündeme gelen Yannick Bolasie için görüşmeler devam ediyor.
Futbol Direktörü Ali Naibi, İngiltere çıkarmasında Everton ile temasa geçti ve oyuncuyu kiralamak istediklerini resmen iletti.
30 yaşındaki Kongolu oyuncunun hücumun her bölgesinde forma giymesi teknik direktör Abdullah Avcı'nın da bu transfere olumlu bakmasını sağladı. Sol kanada bir takviye isteyen Avcı, gerektiğinde sol kanatta da kullanabileceği forvetin kadro kalitesi açısından önemli olacağını belirtirken, Cenk Tosun'un da takım arkadaşıyla görüşerek Beşiktaş'ı anlattığı ve transferinde önemli rol oynadığı kaydedildi.
Beşiktaş Maçı İzle, Taraftarium 24 İzle, Justin TV İzle, Canlı Maç İzle

6 Ağustos 2019 Salı Fenerbahçe Haberleri

Martin Skrtel Rangers yolunda

Slovak stoperin, İskoçya’nın Glasgow Rangers kulübüne yakın olduğu aktarıldı.
Fenerbahçe ile sözleşmesi sona eren Martin Skrtel için yeni bir gelişme yaşandı. Henüz hiçbir kulüple anlaşamayan Slovak stoperin, İskoçya’nın Glasgow Rangers kulübüne yakın olduğu aktarıldı.
Liverpool’dan eski takım arkadaşı Skrtel’i kadrosunda görmek isteyen Rangers teknik direktörü Steven Gerrard’ın bu transfer için ısrarlı olduğu ifade edildi. Fenerbahçe’nin sözleşme yenileme önerisini maddi konulardaki anlaşmazlık nedeniyle geri çeviren Skrtel’in de kariyerini İskoçya’da noktalamaya sıcak baktığı öğrenildi.

Inter’in gözü de Kolarov’da!

Sarı-lacivertli kulübün transfer listesinde yer alan Aleksander Kolarov’u Inter de renklerine bağlamaya çalışırken, Roma da oyuncusunu kadrosunda tutmaya çabalıyor.
Sarı-lacivertli kulübün transfer listesinde yer alan Aleksander Kolarov’u Inter de renklerine bağlamaya çalışırken, Roma da oyuncusunu kadrosunda tutmaya çabalıyor.
Sezon başında Inter’le anlaşan teknik direktör Antonio Conte, Sırp yıldızı ısrarla transfer etmek istiyor. İtalyan çalıştırıcının Kolarov ile de detaylı bir görüşme yaptığı ileri sürüldü. İtalya basınında yer alan haberlerde, Conte’nin, Şampiyonlar Ligi hedeflerinden bahsettiği ve kendisini direkt oynatmak istediğini Kolarov’a aktardığı bildirildi.
Conte’nin Kolarov’u hem sol bek hem de stoper gibi görevlendirmeyi düşündüğü de ifade edildi. 33 yaşındaki savunmacının mevcut kulübü Roma’da da teknik patron Paulo Fonseca, ayrılmasını istemiyor. Hem tecrübesi hem de savunmadaki çok yönlülüğüyle Kolarov’un kalmasını hedefliyor.
Fenerbahçe’de ise Ersun Yanal takımın şampiyonluk yarışındaki iddiasının Kolarov tarzı futbolcuları transfer etmekle olacağını düşünüyor. Deneyimli oyuncunun sol bek ve sol stoper olarak takıma kazandırılması için yoğun çaba harcanıyor.

Fonseca mesaj verdi

Teknik Direktör Ersun Yanal’ın, Hasan Ali Kaldırım’ın sakatlığında sol bekte, iyileştiğinde ise stoperde oynatmayı planladığı Kolarov’un transferi için pazarlıklar sürüyor.
Ancak bonservis bedeli istenmesinin yanı sıra Roma’nın yeni teknik direktörü Fonseca da futbolcudan vazgeçmiyor. Israrla merkez stopere ihtiyacı olduğunu belirten Portekizli teknik adam, son oynanan Lille maçında Kolarov’u 90 dakika sahada tuttu. Sırp futbolcunun planları içinde yer aldığını her fırsatta belirten Fonseca, Kolarov’un taliplerine adeta mesaj yolladı.

Fenerbahçe'nin tüm transfer için bütçesi 9 milyon euro

Eljif Elmas’ı Napoli’ye 16 milyon euroya gönderen Fenerbahçe’nin elinde transfer için harcayabileceği 9 milyon euro bulunuyor. Sarı-lacivertli yönetim bu parayla Kolarov, Gustavo ve Zanka’nın yanı sıra bir de golcü almanın planlarını yapıyor.
Fenerbahçe dört takviye daha yaparak transfer dönemini kapatmak istiyor.
Finansal Fair Play çerçevesinde hareket eden yönetimin elinde transfer için şu anda 9 milyon euroluk bütçe bulunuyor. UEFA anlaşması gereği sattığı kadar oyuncu alabilen sarı-lacivertliler, Eljif Elmas transferinden 16 Milyon euroyu kasasına koydu. Vedat Muriç için 3.5 milyon euro, Deniz Türüç için 2 milyon eurove Altay Bayındır için 1.5 milyon euro bonservis bedeli ödeyecek olan kulübün transfer için elinde 16 milyon euroluk bonservis gelirinden bu harcamalar düşüldüğünde 9 Milyon euro kalıyor. Dört bölge için 9 Milyon euro ödeyebilecek olan sarı-lacivertliler bu nedenle bazı isimleri bonservis bedelsiz takıma kazandırmayı umuyordu. Bu isimlerden en önemlisi Kolarov. Ancak Roma kulübünün ısrarla bonservis istemesi nedeniyle buradaki plan tam olarak tutmamıştı. Daha önce Sırp oyuncunun bonservisini alıp geleceği düşünülmüştü.
Kolarov’u bonservissiz alarak eldeki paranın büyük bölümünü Luiz Gustavo için harcamayı planlayan yönetimin bu planı henüz gerçekleşmedi. 9 Milyon euro bonservis isteyen Marsilya’nın bu miktarı aşağıya çekmesi bekleniyor. Tıkanan görüşmelerin tekrar başladığı ifade ediliyor. Sarı-lacivertliler forvet transferi için de kiralama modelini düşünüyor. İngiltere’de erken kapanacak transfer döneminin ardından bazı oyuncuların kiralama, bedelsiz kiralama veya sadece yüksek maaşlarının ödenmesi yoluyla kadroya katılması hesaplanıyor.
Stoperde ise ilk hedef Zanka... 29 yaşındaki Danimarkalı futbolcuyla anlaşılsa da Huddersfiled kulübü bonservis bedeli talep ediyor. Sonuç olarak sarı-lacivertliler; Kolarov, stoper ve forvet transferlerini bonservis ödemeden yaparsa Gustavo için Fransız kulübüne karşı masada eli daha güçlü olacak.

Fenerbahçe'nin son bombası Lucas Silva

Fenerbahçe son 3 sezonu Cruzeiro’da kiralık geçiren ancak bonservisi İspanyol ekibi Real Madrid'de olan 26 yaşındaki Lucas Silva'yı kiralamak için teklif yaptı. Real onay verdi, Silva da yıllık 2.5 milyon euroyu kabul etti.
Yeni sezonun startını şampiyonluk parolasıyla veren ve bu uğurda tüm imkanlarını seferber eden Fenerbahçe’nin yeni bombası Lucas Silva olacak. Transfer döneminde kadrosuna Muriç, Rodrigues, Kruse, Emre Belözüoğlu, Deniz Türüç gibi önemli isimleri katan Sarı-Lacivertliler’in Real Madridli ön libero Lucas Silva transferinde de önemli mesafe kat ettiği öğrenildi.

1 MİLYON EURO İNDİRİM YAPTI

Kanarya, Audi Cup’ta üçüncülük maçında karşılaştığı Real Madrid ile Brezilyalı oyuncu için ilk görüşeyi yapmıştı. Son 3 sezonu Cruzeiro’da kiralık olarak geçiren 26 yaşındaki oyuncuyu yeniden kiralamak için Kanarya’ya yeşil ışık yakan İspanyol ekibi ile devam eden görüşmelerin de olumlu geçtiği ve 1-2 gün içinde sonuç alınabileceği ifade edildi. Fenerbahçe, ilk olarak 3.5 milyon euro isteyen Silva’yı da senede 2.5 milyon euroya ikna etti.

SATIN ALMA OPSİYONU OLACAK

Mukaveleye satın alma opsiyonunun da konacağı ancak, bu konuda taraflar arasında henüz net bir mutabakatın sağlanmadığı da vurgulandı.Lucas Silva, kiralık olarak görev yaptığı Cruzeiro’da 3 sezonda 107 maça çıkarken 3 gol attı, 3 de asist yaptı.Lucas Silva, Brezilya’nın genç milli takımlarında 10 maça çıkıp, 2 de gol attı ancak A Takım seviyesinde oynayamadı. Asıl mevkisi ön libero olan Sambacı, 10 numara da da görev yapabiliyor.
Fenerbahçe Maçı İzle, Taraftarium 24 İzle, Justin TV İzle, Canlı Maç İzle,

6 Ağustos 2019 Salı Galatasaray Haberleri

Bakayoko'dan Galatasaraylı taraftarları heyecanlandıran hareket!

Galatasaray'ın transfer listesinde yer aldığı iddia edilen Tiemoue Bakayoko, sarı-kırmızılı bir taraftarın 'Galatasaray'a gel' mesajını beğendi. Fransız oyuncunun bu hareketi Galatasaraylı taraftarları heyecanlandırdı.
Transfer çalışmalarını sürdüren Galatasaray'da gündem Chelsea'nin 24 yaşındaki oyuncusu Tiemoue Bakayoko. Sarı-kırmızılılar Fransız oyuncuyu kiralık olarak kadrosuna katmak istiyor.
Galatasaraylı yöneticiler Chelsea ile görüşmelerini sürdürürken, Bakayoko'nun sosyal medya hesabı üzerinden yaptığı hareket transfere yeşil ışık verdiği şeklinde yorumlandı.
24 yaşındaki oyuncu, Galatasaraylı bir taraftarın 'Galatasaray'a gel' mesajını beğendi. Bakayoko'nun bu hareketi sosyal medyada geniş yankı uyandırdı.

Galatasaray'dan Falcao fedakarlığı

Kolombiyalı oyuncunun transferi için geri adım atan Galatasaray yönetimi Monaco'ya 3 milyon euro vermeye razı oldu.
Galatasaray’da Radamel Falcao bekleyişi sürüyor. Sarı-kırmızılı kulüp adına görüşmeleri gerçekleştiren menajer Ahmet Bulut önceki gece İstanbul’a dönerken sarı-kırmızılı yöneticilere bilgilendirme yaptı.
Monaco’nun Falcao transferine izin vermesi için bir veya iki takviye yapması gerektiğini anımsatan Bulut, bonservis konusunda ise rakamı 3 milyon euroya indirdiklerini aktardı.
Ahmet Bulut’un sunumu sonrası Başkan Mustafa Cengiz transferin gerçekleşmesi talimatı verdi. Buna göre daha önce Falcao’yu kesinlikle bonservis vererek transfer etmeme eğiliminde olan sarı-kırmızılılar taraftarın da beklentisini dikkate alarak bu konuda fedakârlık yapmaya hazır.
Kolombiyalı yıldızın transferi için nakit arayışına giren yöneticilerin ilk planda Monaco’ya ve futbolcuya yapılması planlanan ödeme için girişimlere başladığı bildirildi.
Galatasaray’da Falcao transferi için bugün veya yarın net bir sonuca varılması hedefleniyor.
Kolombiyalı futbolcunun menajeri Mendes ise sarı-kırmızılı yetkililere Valencia iddialarını yalanladı.
Öte yandan Radamel Falcao’nun instagram’da, “Binlerce kişi merak ediyor. Falcao Galatasaray’da oynayacak mı?” gönderisini beğenmesi sarı-kırmızılı taraftarları heyecanlandırdı.

Galatasaray’da hedef kupaları 3’lemek

2019 yılında Süper Lig şampiyonu olup, Ziraat Türkiye Kupası’nı müzesine götüren Galatasaray, TFF Süper Kupa’yı alıp hem yeni sezona moralli başlamak hem de bu yılki kupa sayısını 3'e çıkarmak istiyor.
Geride kalan futbol sezonunda Süper Lig ve Ziraat Türkiye Kupası şampiyonlukları yaşayan Galatasaray, yeni sezona da kupa ile başlayıp 2019 yılını 3 kupa ile tamlamak istiyor. Geçtiğimiz sezon yine bu kupada Akhisarspor ile mücadele eden sarı-kırmızılılar, penaltılarla kupayı kaybetmişti. İki takım son olarak Türkiye Kupası finalinde karşılaşmış, Galatasaray 1-0 geriye düştüğü maçtan 3-1 galip ayrılarak kupayı müzesine götürmüştü.

Cimbom ilk 2008’de kazandı

Yeni adıyla 2006 yılında oynanmaya başlanan Süper Kupa’da bugüne kadar 8 kez mücadele eden Galatasaray, bunların 5’inde zafere ulaşan ekip oldu. Bu kupayı ilk olarak 2008 yılında Kayserispor karşısında kazanan sarı-kırmızılılar, son olarak ise 2016 yılında Beşiktaş’ı geçerek kupaya uzandı.

4 hazırlık maçında 2 galibiyet

Galatasaray, yaz hazırlık döneminde 4 hazırlık maçı yaptı. Sarı-kırmızılılar, bu müsabakalarda 2 galibiyet alırken, 2 kez de mağlup oldu. Aslan; Avusturya kampında RB Leipzig'e 3-2, Augsburg'a 4-1 yenilirken, Bordeaux'u 3-1 mağlup etti. Son olarak İstanbul’da Panathinaikos ile mücadele eden Cimbom, sahadan 2-1 galip ayrıldı.

Yenilerin ilk resmi maç heyecanı

Sarı-kırmızılılar, 2019-2020 yaz transfer döneminde kadrosuna şu ana kadar 8 isim dahil etti. Cimbom; Adem Büyük, Ryan Babel, Valentine Ozornwafor, Jimmy Durmaz, Şener Özbayraklı, Okan Kocuk, Jean Michael Seri ve Emre Mor’u transfer etmişti. Bu isimlerden sakatlığı devam eden Şener haricindeki diğer futbolcular, Teknik Direktör Fatih Terim’in görev vermesi halinde Akhisarspor maçıyla birlikte ilk resmi maçına çıkacak.

Fatih Terim cezalı

Süper Lig'de geride kalan sezonun 33. haftasında oynanan Galatasaray - Medipol Başakşehir maçında hakem tarafından tribüne gönderilen ve Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu (PFDK) tarafından 3 maç men cezası alan Fatih Terim, Akhisarspor karşısında takımın yanında olamayacak. Terim’in yerine yedek kulübesinde yardımcı antrenör Levent Şahin yer alacak.

Terimli Galatasaray 19 kupa kazandı

Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim, sarı-kırmızılıların başında bugüne kadar 19 kupa kazandı. Terim’in öğrencileri, Türkiye’ye 2000 yılında UEFA Kupası’nı getirirken, 8 Süper Lig, 3 Türkiye Kupası, 3 TSYD Kupası, 2 TFF Süper Kupa, 2 kez de Cumhurbaşkanlığı Kupası’nı kazandı.

Cuellar'ın gönlü Galatasaray'da!

Galatasaray'ın ön libero adayları arasında yer alan Gustavo Cuellar’ın Galatasaray’da forma giymek için çok istekli olduğu belirtildi.
Brezilya basınında yer alan haberlerde, “Cuellar, Galatasaray’ın teklifini kabul etmeye hazır. Uzun süredir Avrupa’da oynamak istiyordu. Bu onun için büyük bir fırsat” ifadelerine yer verildi.
Sözleşmesinde serbest kalma maddesi 50 milyon euro olarak yer alan 26 yaşındaki ön libero için Galatasaray’ın 3 milyon euro teklif ettiği, görüşmelerin sürdüğü öğrenildi.
Galatasaray Maçı İzle, Taraftarium 24 İzle, Justin TV İzle, Canlı Maç İzle,

6 Ağustos 2019 Salı Trabzonspor Haberleri

Yusuf Yazıcı Lille'de ne kadar kazanacak?

17.5 milyon Euro karşılığında Trabzonspor'dan Lille'e transfer olan Yusuf Yazıcı'nın kazanacağı yıllık ücret de belli oldu.
Yusuf Yazıcı, 17.5 milyon Euro, bir sonraki satıştan yüzde 20 pay ve Edgar Le'nin bonservisinin yüzde 50'si karşılığında Lille'e transfer oldu.
Trabzonspor'da yıllık 2.5 milyon TL kazanan 22 yaşındaki oyuncu Fransız ekibinden vergilen hariç 1.1 milyon (6 milyon 800 bin TL) kazanacak.
İkinci yıldan itibaren maaşı bonuslarla birlikte artacak Yusuf Yazıcı'nın sözleşmesinde serbest kalma maddesi ise bulunmuyor.
"En fazla 2 yıl buradasın"
Bu arada imza töreninde Lille Sportif Direktörü Luis Campos Yusuf'u bu sözlerle onore etti. “Kontratın 5 yıllık ama en fazla 2 sene bizimlesin. Dünya starı olma yolunda ilk imzan”

Trabzonspor Diego Rolan ile görüşüyor

Trabzonspor, Diego Rolan ile görüşüyor! Spor Toto Süper Lig ekiplerinden Trabzonspor, İspanya Ligi takımlarından Deportivo forması giyen Uruguaylı forvet Diego Rolan ile görüşüyor.
Yahoo Sport FR'de yer alan habere göre; Karadeniz ekibi, Deportivo forması giyen 26 yaşındaki forvet oyuncu Diego Rolan'ı kiralık olarak kadrosuna katmak istiyor.

Diego Rolan kimdir?

26 yaşında, 1.77 boyundaki Uruguaylı forvet geçen sezon La Liga ekiplerinden Deportivo Alaves'te kiralık olarak forma giymişti. Uruguaylı golcü çıktığı 17 maçta gol atamadı. Rolan'ın bonservisi Deportivo La Coruna'da bulunuyor.

Kampa katıldı

Öte yandan Uruguaylı forvet, Deportivo La Coruna'nın kampına katıldı.

Trabzonspor'un rakibi Sparta Prag, moral depoladı

UEFA Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu’nda karşılaşacağı rakibi Sparta Prag, Çekya Ligi’nin 4. haftasında Pribram'ı 3-0 mağlup etti.
Fırtına’nın perşembe günü UEFA Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu’nda karşılaşacağı rakibi Sparta Prag, Çekya Ligi’nin 4. haftasında Pribram ile kozlarını paylaştı.
Milli futbolcumuz Semih Kaya’nın 90 dakika forma giydiği karşılaşmada Bordo- Beyazlılar, rakibini 3-0’lık skorla devirdi ve Trabzonspor maçı öncesinde moral depoladı.
Prag bu sonuçla 4. haftada 2. galibiyetini aldı ve puanını 7’ye yükseltti.

Trabzonspor Oumar Niasse transferini bitiriyor

Alexander Sörloth’un ardından Trabzonspor bir golcü daha alacak... Gündemdeki isim oldukça tanıdık: Oumar Niasse. 2014 ve 2016’da Fırtına’nın kapısından dönen 29 yaşındaki Senegalli yıldız, bu kez Bordo-Mavili formaya hiç olmadığı kadar yakın.Trabzonspor Başkanı Ahmet Ağaoğlu’nun, “Lig başlayana kadar 2 forvetin transferini bitirmek istiyoruz” sözlerinin ardından Bordo- Mavililer ilk olarak Alexander Sörloth’u duyurdu. Radardaki diğer golcüyü FANATİK açıklıyor: Oumar Niasse. 2014’te Akhisar forması giydiği dönemde ciddi şekilde görüşülen ancak transferi son anda yatan Niasse, 2016’da tekrar kiralık olarak gündeme gelmişti. Ancak bu kez de kulübü Everton transfere izin vermemişti. Aradan yıllar geçmesine rağmen Fırtına’nın Niasse aşkı bitmedi. Yusuf Yazıcı’yı Lille’e satan Fırtına, Senegalli yıldızı bu kez renklerine bağlamak istiyor.

Everton gönderecek

Oyuncu cephesiyle temaslar hız kazanırken, ikna çabaları sürüyor. Everton’da yeni sezonda forma şansı bulması çok zor gözüken Niasse, 1 yıl mukavelesinin kaldığı Premier Lig ekibinden ayrılacak. İngilizler’in bonservis konusunda sıkıntı çıkartmayacağı öğrenilirken, Trabzonspor Yönetimi Niasse’yi bitirmek için tüm kozları oynuyor.
Şifresiz Maç İzle, Futbol Cafe TV, Net Spor, Taraftarium 24 İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]